Yüzüne de Söylerim ki!

Yüzüne de Söylerim ki!

أستغفر الله ، أستغفر الله ، أستغفر الله. باسم الله. الحمد لله و الصلاة و السلام على رسول الله

Estağfirullah estağfirullah estağfirullah. Bismillah. Elhamdulillah. Vesselatu vesselamu alâ Rasululullah.

Gıybet olmadığını düşündüğümüz, fakat aslında gıybet olan birçok konu var. Kelimeler üzerinden gideceğim. Gıybet nedir? Zan nedir? Dedikodu nedir? İftira nedir? Kısaca hatırlayalım: Bismillahirrahmanirrahim. Öncelikle gıybet kelimesi gayb kökünden geliyor, gayb ne demek? Bilinmeyen demek. Yani bizim bilmediğimiz taraf, hani deriz ya gaipten haberin mi var? Müminler gayba iman ederler. Gayb, bilmediklerimiz, göremediklerimiz; gıybet de o kökten gelmektedir. Hucurat Sûresi’nde Allahu teala  diyor ki:

“ Biriniz diğerinin gıybetini yapmasın, arkasından çekiştirmesin, sizden biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı?”

Müfessirler, ölü kardeş etiyle Allah’ın örnek vermesinin sebebini şöyle ifade etmişler: Nasıl ki bir ölü hakkında konuşsak kendisini savunamaz, haklı ya da haksız olduğunu söyleyemezse; aynı şekilde yanımızda olmayan biri hakkında konuştuğumuzda da o kişi kendisini savunamaz, ölü hükmünde olur. Allah da diyor ki; ölünün etini yemek hükmündedir bu yaptığınız. Hatta ölünün eti yense, onun canını yakmaz çünkü ölüdür. Fakat  yaşayan biri hakkında o ortamda yokken konuştuğumuzda onun ruhunu, itibarını, onurunu, insanların nazarındaki konumunu zedeleriz ki ölü eti yemekten daha vahşice bir durumdur. Orada bulunmayan birinin haysiyetini parçaladık ve o kendini savunamadı, işte ölü eti yemekten daha kötü bir davranış.

Gıybet yapan birini uyardığımız zaman diyor ki“ Ben onu yüzüne de söylüyorum. Ben yüzüne de söyledim. Yalan söylemiyorum, gerçekten.” Evet zaten tam olarak gerçeği söylediği için gıybet yapmış oluyor. Yani eğer söylediğimiz bütün özellikler o kişide varsa gıybet yapmış oluyoruz, ölü eti yemiş oluyoruz, ölü hükmünde olan birini itibarsızlaştırmış oluyoruz. Diyelim ki o gerçekten itibarsız birisi yine de bizim onu aşağılamak gibi bir hakkımız yok Allah katında. O anda kendisini savunamıyor; sadece nefis tatmini için konuşuyoruz. Velhasıl doğruları söylediğimiz için gıybet yapmış oluyoruz.

Eğer bir kişi hakkında olmayanı söylüyorsak, iftirada bulunmuş oluruz. Ailemiz hakkında, eşimiz, komşumuz hakkında konuştuğumuzda dedikodu yapmış oluyoruz, kısaca doğruları söylediğimiz zaman bu dedikodu oluyor. Olmayan şeyleri söylüyorsak iftira olur, yalan olur.

Peki gerçekten bahsettiğimiz insan kötü, bize bir ayıp yaptı, gerçekten hatalı; söylersem ne olur? Neticede doğru söylüyorum. Peygamber Efendimiz aleyhissalatu vesselam diyor ki “ Kim bir Müslüman kardeşinin ayıbını, günahını örterse Allah da mahşer günü onun ayıbını örter. Kim bir Müslüman kardeşinin ayıbını ortaya çıkarırsa Allah da kıyamet günü onun günahlarını yüzüne çarpar.” Eğer benim hiç gizli günahım yok, Allah’ın mahşerde saklamasını isteyeceğim amellerim yok diyebiliyorsak devam edelim. Fakat akıllı kimse Allah’ın bütün günahlarını örtmesini ve unutturmasını ister; bu sebeple birinin günahını gördüğümüzde onu utandırmamak, o konu hakkında konuşmamak gerekir. Eğer biz arkadaşlarımızla buluştuğumuzda insanlar hakkında konuşmaktan başka bir şey yapmıyorsak o arkadaşlık boş demektir.

“Allah’ın zikri dışında sözü çoğaltmayınız çünkü Allah’ın zikri dışında çok konuşmak kalbi katılaştırır. Herhangi bir topluluk bir yerde oturur da Allah’ı zikretmez, Peygamberlere salavat getirmezse o toplantı eksiktir ve onların boyunlarında hesap vermeleri gereken bir yüktür. Bundan dolayı Allahu Teala isterse onları bağışlar isterse azap eder.”

Kimle buluşursak buluşalım Allah’ın rızasını ve Peygamber Efendimiz aleyhisselatu vesselamın sünnetini gözetiyor olmalıyız. Müslüman olduğumuz için hayatımızın merkezinde Allah olduğu için, ”Benim Rabbim var ve ne diyorsam melekler tarafından yazılıyor.” diye düşünmeliyiz.

Ya hayır konuşmalıyız ya da susmalıyız. Düşünmeliyiz bu söylediğim şeyin karşı tarafa ya da bana bir faydası var mı? Dünyada öylesine bulunmadığınız için öylesine de konuşamayız, kulluğumuzu bu kadar hafife alamayız. Allah’ın bize yüklediği bir misyon var, sen yeryüzünde bir halifesin.

Diyelim ki bir insan gerçekten çok ahlaksız, bize karşı çok büyük bir ahlaksızlık yaptı; diğerlerine anlattığımızda o kişinin tövbe ihtimalini azaltıyoruz, arsızlaştırıyoruz. Fakat gerçekten toplumsal olarak zarar verecek birisi ise, zarar vereceğini biliyorsak bu konuda insanları uyarabiliriz, yine insanlar içinde yapmamalıyız ve o kişiyi itibarsızlaştırmamalıyız. Neden itibarsızlaştırmamalıyız? Çünkü Allah herkesi en güzel şekilde yarattı, bütün insanlar fıtratta güzeldir. Fakat iradeleriyle iyi ya da kötü olmayı seçtiler. Karşımızdaki insan ne kadar kötü birisi olursa olsun, Allah o kulu kıymet verdiği için yarattı.

Hümeze Sûresi’nde Allahu teala diyor ki esteuzubillah “ Vay o hümeze ve lümeze yapanların haline onlar ateşi boylayacaklar” Hümeze arkadan çekiştiren demek, lümeze yüze karşı çok aşağılayıcı, kırıcı konuşan ve alay eden demek. İkisinde de yalan yok, biri olanı arkasından söylüyor diğeri olan kötülüğü direkt yüzüne karşı söylüyor. Ben dobrayım, açık sözlüyüm diyerek insanların kötü özelliklerini yüzlerine karşı söyleyemeyiz aynı şekilde zaten yüzüne de söylüyorum diyerek arkalarından da söyleyemeyiz. Karşımızdaki insan kafir de olsa onu arkasından çekiştiremeyiz, aşağılayamayız, küçük düşüremeyiz.

Diyelim ki karşımızdaki insan kibirli, bunu incitici üslûpla söyleyemeyiz, sen de çok kibirli birisin diyerek yargılayamayız. Kalp, incinir. Kötülük, kötü sözle düzeltilmez. Her kişi kendi kalitesine göre iş yapar. Muhatabımızın seviyesi bizi seviyesizleştirmemeli. Kendimizi kontrol altında tutmalıyız. Onun neyi hak ettiğine değil, bizim nasıl davranmamız gerektiğine odaklanmalıyız. Allah birbirimizi incitmememizi, birbirimize karşı saygılı olmamızı istiyor. Hümeze Sûresi’nin tefsirinde diyor ki “ Onlar hümeze ve lümeze yapanlar cehenneme atılırlar, narûllahta yanarlar. Narûllah öyle bir ateş ki gönülleri yakar, sen gönül kırdığın için sana da gönül azabı verilir cehennemde. Üzerine kapılar kapatılır, tıpkı bir ev tarifi vardır sütunları ateşten, kapalı kapılar ardında gönül yanar da yanar.”

Gönül yanmasının ne demek olduğunu hepimiz biliriz. Düşünün ki sonsuz bir gönül yanmasına cehennemde muhatap olduğumuzu. Birileri bizim gönlümüzü incitiyorsa, psikolojik olarak çökertiyorsa, aşağılıyorsa, haksızlık yapıyorsa Allah diyor ki “ Ey kulum onların gönüllerini yakacağım, üzülme ve muhatap olma. Onların sadece bedenleri değil gönülleri de yanacak”. Bu dünyada hiçbir şey için kavga etmeye değmez eğer biri sizi üzüyorsa siz Allah aşkına susun çünkü o sizi kırmayı göze alıyorsa hesap sormaya değmez demektir. Sizi bile bile üzen insanlardan uzak durun neden bunu yaptın, diye sormayın Allah sizin yerinize soracak. Affedip hafiflemek varken, sorgulayıp kederlenmek beyhude.. Olan olur, bu kadar; selâm, deyip geçelim.

Diğer bir mesele, sürekli kötüyü konuşmak: İnternette birçok haber var, birçok kadın programı var herkes günlerce bu haberlerde çıkan bir tecavüzü ya da canice bir olayı konuşuyor, her ayrıntısı ile biliyor fakat yapana hiçbir şey olmuyor. Sadece herkes bu olayları kanıksıyor ve bir süre sonra bu haberleri umursamamaya başlıyor. Sonra ana sayfamıza düşen bir cinayet haberi için bir Fatiha okumuyoruz ya da üzülmüyoruz sadece haberi yukarı kaydırıyoruz. Böyle haberlere çok fazla maruz kaldığımız için artık şaşırmıyoruz ya da üzülmüyoruz oysa böyle olmaması gerekiyor. Eğer biz bu durumu düzeltemiyorsak böyle haberleri de duymamalıyız ya da görmemeliyiz. Oturup saatlerce kötü bir olayı konuşmamalıyız bu da boş konuşmak ve sadece duygularımızı azaltıyor başka bir işe yaramıyor.

Peki zan nedir? Zan bilgimiz olmayan bir konu hakkında konuşmaktır. Zan; sui zan ve hüsnü zan olmak üzere ikiye ayrılır. Bir kişi hakkında bilgimiz yokken onun hakkında iyi şeyler söylemek/ düşünmek hüsnü zan, kötü şeyler söylemek/ düşünmek de sui zan oluyor. Diyelim ki birini arıyoruz ve açmadı; eğer telefonu bilerek açmadığını söylersek bu sui zan olur ve helal değildir; Allah hesap soracağını haber veriyor. Dersek ki telefonu açmadıysa işi vardır, hüsnü zan oluyor ve bizim birbirimiz hakkında yapmamız gereken de budur. Daima iyiyi düşünmeliyiz. Kalbimizi iyi düşünmek üzerine teşvik etmeliyiz. Kötülük, sahibini ilgilendirir. Bize düşen iyiliğin peşinde olmak ve yargılamamak. Ancak kendimizi korumayı da unutmamak. Seviye bunun için var, ölçü ve üslup ile  geri çekilmek bizim için. Döğüşmeden kenara çıkabiliriz.

Hucurat Sûresi: Bismillah “ Ey müminler bir topluluk diğer bir topluluğu alaya almasın belki de onlar kendilerinden daha iyidir. Kadınlarda kadınları alaya almasın belki onlar kendilerinden daha iyidir. Kendi kendinizi ayıplamayın, birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın, imandan sonra fasıklık, yoldan çıkmak ne kötü bir şeydir. Kim de tövbe etmezse bunlar zalimlerdir.” 

-Zulüm bir şeyi olması gerektiği gibi yapmamak, olması gereken yere koymamaktır.  Fasıklık bir şeyin günah olduğunu bile bile ona açıktan  devam etmektir.-

Toplulukları uyardıktan sonra kadınları ayrıca uyarmasının hikmeti nedir? Kadınlar, zaten topluluğun içinde değil mi? İki kez uyarıyor, nedendir dersiniz? Çünkü kadın, konuşur. Detayları kurcalar, ihtimalleri hesaplar, şüphenin peşine daha çok düşer. Oysa Rabbimiz kitabımızda ”Bilmediğin şeyin ardına düşme.” diyor. Eğer bilmemiz gerekirse o hakikat bize gösterilir -Burada kastım insan ilişkileri- İnsanları kurcalamayalım, eşler dahi birbirinin hududuna girmemeli. Söylenen ile yetinmeyi, sormamayı beklemeyi öğrenmemiz gerekiyor. Hz. Hatice, Rasulullah aleyhisselatu vesselam Hirâ’dan korkuyla geldiğinde ”Ne oldu?! Hemen anlat!!” diye onu bunaltmamıştı.. Örtmüştü. Eşler birbirine örtüdür. Bazen susmak konuşmaktan evladır. Her düğüm kelimeyle çözülmez. Anlamayana anlatılmaz, duymaya hazır olmayana anlatılmaz. Sözün kıymetini bilmeyecek olana anlatılmaz. Anlatmaya hazır değilsek anlatılmaz. Beklemek, sabretmek, susmak, müsade etmek, anlamaya çalışmak konuşmaktan kıymetlidir. Birbirimize ikram edelim.

Yine insan fakat kadın daha derinlikli olarak, olayları hızlıca fark eder. Görür, hissi kuvvetlidir. Bu yeti bizi kardeşlerimiz hakkında ileri geri konuşmaya itmemeli. Kimse hakkında yorum yapmamalıyız, kimseyi bize benzemiyor diye aşağılamamalıyız. İnternette güldüğümüz videolar, gelinler, düğünler bunlar da hak. Bize gülünmesini ister miyiz? Üstelik kim kimden hayırlıdır, ancak Allah bilir. Burun büktüğümüz kimseler, Allah’ın sevdiği kullar ise hâlimiz nicedir? On saniye gülmek için defterimize neden kötü ameller yazdıralım? Biz deli miyiz, zalim mi?

Hayatta olması gereken yere koymadığımız her şeye zulmetmiş oluruz. Kendimizi de olmamız gereken yere koymalıyız yoksa kendimize de zulmetmiş oluruz. Eğer biz bu kötü davranışlara devam ediyorsak kendimizi olmamız gereken doğru yere, Müslüman kimliğinin içine koymuyoruz demektir.

“Ey iman edenler zandan çokça sakının çünkü zannın bir kısmı günahtır”. Evet bazen zanda bulunduğumuz şey doğru çıkabilir ama eğer doğru çıkmazsa hakka girmiş olacağız. O kişi bize aynı davranışı defalarca yapmış bile olsa emin olmadan ”Yine yapmıştır.” diyemeyiz. Eğer hüsnü zanda bulunamıyorsak en azından bilmiyorum demeliyiz.

“Birbirinizin günahını araştırmayın”. Gönül yakıcı azaplarda yanmak istemiyorsak birbirimizin günahını araştırmamalıyız. Allah diyor ki; şirk hariç bütün günahları affedebilirim ama kul hakkına karışmam. Bizim mahşerde birbirimizle helalleşmemiz gerekiyor, eğer karşımızdaki insan bize hakkını helal etmezse biz ona sevaplarımızdan vermeye başlıyoruz ve hâlâ hakkını helal etmezse bu sefer onun günahları bizim sırtımıza yükleniyor. Allah aşkına hangimiz isteriz bunu? Canımız yandığında bunu yedi köye ilan etmektense Rabbimize havale etmek hem daha izzetli hem de daha akıllıca olandır. Kendimizi, kendi ellerimizle zarara sokmayalım.

Aynı zamanda ailemiz hakkında da konuşmamalıyız. Annemiz, babamız, çocuğumuz hakkında konuştuğumuzda gıybet olmuyor gibi düşünüyoruz. Oysa öyle değil. Annemiz, babamız, patronumuz çok zalim olabilir böyle bir durumda bizim kaybedeceğimiz bir şey yok hatta karşılığında ahirette kazanacakken sürekli insanlara anlattıkça kazandıklarımızı da kaybetmiş oluyoruz. Biri size bir kötülük yaptığında bırakın anlatmayın başkalarına, onun hesabını Allah sorsun. Allah’ın soracağı hesaba itimad etmiyor muyuz?

“Bazılarınız bazılarınızı arkadan çekiştirmesin . Biriniz ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi? İşte bundan tiksindiniz. Allah’tan sakının. Allah tevbeleri çok kabul eden, çok merhamet edendir.

Neden iki ayette de tövbeyi çokça kabul eden, diye tekrar etti? Çünkü bunu yapacağımızı biliyor. Evet yapacaksınız ama hemen tövbe edin, geri dönün, tekrarlamayın, bırakın.

-İmam Gazali’nin Dil Belası kitabını tavsiye ediyorum, ömür boyu dönüp dönüp okunması gereken bir kitap hatta ayda bir okumanızı tavsiye ederim. Bu kitaptan birkaç şey paylaşmak istiyorum sizinle.-

Hasan Basri Radıyallahu anh şöyle der “ Birtakım insanlar Muaviye Ebu Süfyan’ın yanında konuşuyordu Kays ise susuyordu. Ebu Süfyan ona sordu: Sen neden konuşmuyorsun? Eğer yalan söylersem Allah’tan doğru söylersem senden korkuyorum diye cevap verdi.

Ebubekir bin Ayyâş anlatır “ Ben her söylediğime pişman olurum fakat söylemediğime hiç pişman olmam. Gerçekten ben bir kelime söylediğimde o bana sahip olur ben ona sahip olamam. Onu konuşmadığım zamansa ben ona sahip olurum o bana sahip olamaz”.

Hatalı konuşma, yalan, gıybet, dedikodu, gösteriş, nifak, ikiyüzlülük, nefsi temize çıkarma, batıla dalma, düşmanlık, fuzuli konuşma, hakkı değiştirmek, gereğinden fazla ya da az konuşmak, halka eziyet etmek, namusu zedeleme işte bunlar dilin afetlerindendir. Zikirle meşgul olmayanın kalbi bundan lezzet duyar.

Peki çözümü ne? Nasıl boş konuşmayacağız? Allah’ı zikredeceğiz. Günde yüz kere Estağfirullah demek, yüz kere Sübhanallahi ve bihamdihi Sübhanallahul Azim demek. Allahu ekber, Elhamdülillah, Sübhanallah, la ilahe illallah, la ilahe illallahu vahdehula şerikeleh bunları sürekli manalarını da düşünerek çekmeliyiz. Yanınızda bir tesbihimiz bir zikirmatiğimiz olsun. Sürekli söyleyelim, sayısı da önemli değil yeter ki dilimiz bununla yorulsun ve yoğrulsun. Allah’ın her an bizimle olduğunu daha iyi hatırlayalım böylece. Kur’an’ın kendisi tümüyle zikir yani hatırlamaktır. Allah’ı ne kadar çok hatırlarsak, dilimizi o kadar çok kötü ve boş sözden korururuz. Güzel sözleri öğrenelim, Allah’ın kelimelerini, Rasullullah’ın tavsiyelerini öğrenelim; bunları konuşalım.

Bir şey konuşacağımız zaman sürekli kendimize şunu söyleyelim: Şu an ağzımdan çıkan şey yazılacak. Böylelikle daha az konuşmaya başlayacağız ve az konuşmakta daima hayır var. Bir ay bunu deneyelim, kendimizi boş konuşmaktan, gıybetten uzak tutalım, bir ayın sonunda gıybet olan ortamda rahatsız olduğumuzu fark edeceğiz.

İyi işler yapmamız dedikodu yapmamıza engel değildir. Eğer bir konuda istişare etmek istiyorsak, çözüm arıyorsak Allah’tan korkan birisini, yol gösterecek birisini bulmalıyız ve sadece ona anlatmalıyız; yine aşağılamadan, yermeden, olduğu gibi. O kişi ne derse dinlemeliyiz. Çok tehlikeli bir gıybet çeşidi de İslam’ı yaşamaya gayret eden Müslümanlar arasında olandır. Şöyle ki İslami müzakere başlığı altında başka cemaatleri, o derse gelmeyen bir kardeşi, hatasını gördüğümüz birini konuşmak da gıybettir. Şeytan, başlığına istişare der, ona üzülüyoruz da konuşuyoruz der, fakat kardeşimizi itibarsızlaştırmış oluruz. Hakkımız yoktur. Kötülük, anlatmakla düzeltilmez. Üzülen, üzüldüğünün kapısını çalsın, tatlısını alıp gitsin, göresim geldi, desin.

Efendimiz aleyhissalatu vesselam ve sahabe arasında geçen bir konuşma “ Ey Allah’ın resulü falanca kadın geceleri namazla, gündüzleri de oruçla geçirir şu da var ki dili ile komşularına sataşır, eziyet verir. Peygamber efendimiz buyurdular ki o kadında hayır yoktur o cehennemliktir. Yine dediler ki falanca kadın sadece farz namaz kılar, ramazan orucu tutar, yağsız peynirden sadaka verir bunlardan başka ameli yoktur ama kimseye dili ile eziyet etmez. Bunun üzerine Rasulullah buyurdu ki o kadın cennet ehlindendir.” İmam Ahmed’in rivayetinde de dili ile eziyet vermez şeklinde geçiyor.

Adamın biri Rasulullah’a geldi ve komşusundan şikayetçi oldu. Allah resulü dedi ki evindeki eşyaları çıkar ve yolun ortasına koy. Adam Resulullah’ın dediği gibi yaptı ve yoldan geçen insanlar buna sebep olan komşusuna lanet etti. Bunun üzerine komşusu geldi ve Resulullah’a “ Ey Allah’ın resulü şu insanların bana ne yaptığını görüyor musun?” deyince Allah resulü “ insanlar sana ne yapıyor” diye sordu. Yoldan geçenler bana lanet ediyor deyince Allah resulü “ gerçek şu ki insanlardan önce sana Allah lanet etmişti” dedi. Bu sözler üzerine adam “ Ey Allah’ın resulü bir daha komşuma eziyet etmeyeceğim” dedi.

Kıymetli kardeşlerim, iyi amellerimiz çok az namazlarımızın bile kabul olup olmadığını bilmiyoruz. Sırf deşarj olmak için birilerinin hakkında konuşmayı, boş konuşmayı bırakmamız gerekiyor çünkü ölüm her an bize yaklaşıyor. Birinin günahını bilebiliriz ama tövbesini bilemeyiz ya da o gerçekten aşağılık birisi diyelim,  bırakalım ondan Allah hesap sorsun. En büyük hastalığımız kötülüğü konuşmak, kötülüğü yaymak, birileri hakkında konuşmak. Bunun olmaması için de az soru sormamız gerekiyor, biri bize anlatmıyorsa bir şeyleri sormamalıyız. Soru sormamakta, susmakta, kendi amellerimize odaklanmakta hayır var. Bize kendi günahlarımız yeter. Onların affı için iyiliklerimizi artıralım şu çenelerimizi tutalım. Bu hususta birbirimize yardımcı olalım, böylece birlikte cennet bahçelerine ulaşalım.

Allahumme salli alâ seyyidina Muhammed.

Yorum yap