Yürürüm ve Özürler Birikir

Yürürüm ve Özürler Birikir

Yürüyünce geçip gittiğimiz pek çok şeyi daha yakından görürürüz ki bu yönüyle yürümek hem içimizde hem de etrafımızda olup bitenleri yeniden keşfe çıkmaktır. Yürüyordum. Birden bire koca iki adam birbirine saldırmak üzere yöneldiler. Birden bire olmadığına ve tam da öyle olduğuna eminim. Araya pasaj önünde dükkanları yeni açmış, çaylarını içen diğer adamlar girdi. Maalesef taraftalar bedenen ayrılsa da öfke dolu ağızlarıyla birbirlerini tahrik etmeye devam ettiler. Içimden bir his soldaki adamın tarafını tutmak istedi. Elinde çay tepsisi olan. Somut bir delilim yok. Ama delirtilen taraf oymuş gibi geldi. Delirtilenlere üzülüyorum.

Daha da büyük adamlar; amcalar, dedeler araya girmeye devam etti. Aralarındaki mesafe arttı. Diğer adam caddenin karşı tarafına zar zor geçirildi. Bana göre delirten taraf oydu. Dişleri daha çok gözüktüğü için mi böyle inandım, bilmiyorum. Zan, yanılgılar dükkanıdır, işimize yaramayacak nice yargıyı oradan satın alırız. En iyisi, bir yargıda bulunmamak, dedim kendime. Musa’dan öğrendin ki haklı gözüken her zaman öyle değildir. İki tarafında dili durmuyordu. Ne götürülen ne kalan sakinleşmiyordu. Yanına gitmek istedim. Öfke şeytandandır, hatırla, demek istedim. Fakat o kadar kalabalık ve sert bir sahneydi ki tereddüt edip geri çekildim. Yürümeye devam ederken benim bir şekilde içten içe haklı bulduğum adam koşarak caddenin karşısına geçti ve aynı hızla diğer adamın üzerine atladı. Başından beri onları ayırmaya çalışan beyaz saçlı amca tam bu esnada aralarındaki sarsıntıyla yere düşüp başını çöp kovasına vurdu. Hii! Acaba az evvel ‘durun’ desem faydam olur muydu? İş buraya gelmeden engelleyebilir miydim?  Amca denese de o arbedede yerinden kalkamıyor. Kendimi ona karşı suçlu hissediyorum. Dünya dönüyor ve ben beyaz saçlı amcadan özür diliyorum. İçimden. Dışım kalabalık ve gürültülü. Sesim siliniyor.

Derken polislerin gelmesiyle bu 2 adamı belki de 20 adam ancak ayırıyor. Kimsenin siniri geçmiş değil. Yüzüm yere düşüyor, üzerine basıp tekrar yürüyorum. Öfkelenince o adamlar gibi gerilen, dişleri gözüken yüzüm. Suları buz edecek bakışları şuralarda bir yerde saklayabilen yüzüm. Kaç kez görmüştüm bu yüzü, aynada ve umulmadık dostların çehresinde. Tanıyamamış, dokunmak istemiştim. Elim yanmıştı. Yangın bitince yüzler çoğu zaman tanınmaz hâle gelir. Hatta, geriye hiçbir şey bırakmayan yangınlar bile görmüştüm, hatırladım. Oturup ağladığın film gibi ama bunun film olmaması pek hüzünlü.

Öfke, dinmedikçe köpürüp kabaran bir deniz gibi tekrar tekrar taşıyor. Her iki adamında yüzü olabildiğince gergin, dişleri sıkılmış, gözleri ise irice açılmış. Boğumlarındaki damarları ve sımsıkı edilen yumrukları görmemek mümkün değil. Fakat bütün bunların arasında daha net gördüğüm bir şey var: Şeytanın mutluluğu. Buralarda bir yerde kıs kıs güldüğüne eminim. Öfkenin, aklı nasıl perdeledigini, Resulullah’ın (sav) öfkelenince oturana yürümesini, yürüyene oturmasını; her ikisine de abdesti tavsiye etmesi nasıl içi dolu yönlendirmeler, yeniden iman ediyorum. Artık aramızdaki mesafenin arttığı o adamlara, sakinleştikleri zaman bu görüntüler izletilse, biraz makul insanlarsa hâllerini görmek onlara mutluluk vermeyecek. Bu kadar kontrolü kaybettiren sebebin ne önemsiz bir şey olduğunu hatırlayınca itiraf etmeselerde anlamsız bulacaklar. Hani en başına söylemiştim: Birden bire olmadığına ve yine birden bire olduğuna eminim, diye. Biriktirilen, patlamak üzere bekletilen ne varsa yerlerinden çıkmak için bizden izin almaz. Çöpleri biriktirirsek, kötü kokuyu engelleyemeyiz. Duygularımızın içinde de çöpler oluşur. Midemiz bulansa da canımız sıkılsa da büyük bir torbaya alıp atmayı bilmek gerekir. Tahammülsüzlük, öfke kontrol bozukluğu minicik olaylardan beslenmez. Öfkeyi besili hâle getirmişsek, hiçbir fırsatı kaçırmadan şovunu yapmak üzere bizi çiğneyerek meydana çıkar.

Bütün bunları düşünürken, öfkeni tut, öfkeni tut, öfkeni tut diye diye yürümeye devam ediyorum. Öfkeni tut. Çünkü o, insanı hayvanlaştırmak için yürünecek en kısa ve hızlı yol. O yoldan yürüme.

Yine biliyorum ki kendimi anladığımdan, ihtiyaçlarımı gördükten ve her şeyi gerçekliğiyle kabul ettikten sonra delirmem de delirtmem de azaldı. Çünkü daha evvel hiç hayatımda olmayan bir kelime içeri girdi: Olabilir. Bu öyle bir kelimeydi ki yüzümü yakmaya ve çiğnemeye gerek kalmadan derin bir nefes almayı, 3 kere suyla yıkamayı öğretti. O adamlara ve hâlâ dönen dünyaya fısıldadığım kelime bu: Olabilir.

 

Amcaya özür, kalbime sızı, kalanlara su.

Yorum yap

1 yorum