yanan sular içindir

yanan sular içindir

insanın her yeni koşulla ortaya çıkan, kaç farklı yüzü olabileceğini düşündüm.
insan, biraz da imkanlarından ibaret, diye.
henüz yapma imkanıyla sınanmadığımız işler için masum muyuz gerçekten?
tatmadığımız o yokluk, insanı hangi yanlışlara sevk eder bilmeden, kalbimizin odalarında hiç gezinmemişken bazı ihtimaller; kendimizi tanımış sayılır mıyız hiç vazgeçmek zorunda kalmamışken?
yaşamak, aynadaki yüzün usulca tamamlanması ve aslında hayatımızdaki her insanla kendimizle de baştan tanışmak. kim olduğumuz, bizimle yürüyen insanlarda bize ne yansıdığıyla da doğrudan ilişkili. insanları, olmalarını umdukları kişi olmadıkları için suçlamam, suçlayamam. bana göre, o koşulun içine girene dek, kendileri de kim olacaklarını, nasıl davranacaklarını bilmiyorlardı. ancak, suya girildiğinde kulaçların bir anlamı olur. yüzlerce kez karada yapılan denemeler, suya girmeden yaşanacak tek bir tecrübeye denk olmaz, olamaz.
evlilik, buna benziyor. taraflar, tam olarak neye dönüşeceklerini yaşamadan bilemeyecekleri bir suya giriyor. umulandan daha iyi, umulmadık kadar fırtınalı bir su olabilir. girmeden bilmek güç. yine de, suyun rengini dışarıdan görebiliriz. eğer acele etmemişsek.. eğer suya bizi yanıltacak kadar ışığın olduğu anlarda değil de güvenilir bir gölge anında baktıysak. su, kendisiyle ilgili konuşur. mutlaka konuşur.
iki su, birbirine karıştığında artık daha büyük ve derindir. eğer bu karışma içindeki balıkları öldürüyorsa.. suyun da suya zararı mümkündür’ü öğreniriz. yine de, mutlaka, o iki su başka iki kanalda balıkları yüzdürebilir. içinde nice balığın öldüğü suya, sövmüyorum. içimde ölülere baktıkça büyüyenin adı öfke değil merhamet, bundan memnunum. insan, mutlaka bir gemi yüzdürmeli yaşarken, öyle inanıyorum. önce bir gemi yapmalı. hızır gelip delebilir, aklından hiç çıkarmadan ve bundan memnun olarak. bu gemi, illâki iki su birleşince yüzmez; gemi onu üzerine alan her suda akar gider. tufandan uzak, telâşsız ve durmanın bir varma biçimi olduğundan emin olarak akıp giden gemi..
bütün bunlarla beraber suların yandığı da görülmüştür içimizde. bir dağın karnından yeni bir dağ doğduğu. tarlanın ayaklanıp çeşmeye yürüdüğü. yanan suya hiç kıpırdamadan bakan bir çift göz ağlamıştır şuralarda bir yerlerde. üstelik tek damla yaş akmadan. ağıtlar yakarak ilk gençliğine. anne olan dağlara, yolcu olan tarlaya, yeniden su oluncaya dek yanana hiç kıpırdamadan baktığı olmuştur.
talan olmuş bir şehrin yeniden inşâsı, daima acıklıdır. çünkü hatıraları yerine hiç yaşanmamış gibi koyamayız. olan olmuştur. yaşanmıştır. orada var olunmuş, sonra yok olunmuş. olan olmuştur. su söner, tarla uzanır boylu boyunca, dağ yavrusunu büyütür ve bütün bunlar sanki hiç olmamış gibi öyle kıpırtısız duruverir karşımızda. aynadaki yüz; yanıp sönen sudan, bu tarla ve dağdan parçalar koyar yanaklarına, alnının tam ortasına ve şakaklarına. en çok gözlerine. artıkbaş döndüren bir parlaklığa değil de sakin bir ışık hizmetine sahiptir. ikindi güneşinin duvarda bıraktığı kıpırtıya.
yüz, şimdi gerçek bir sûrettir. fakat bakması nasıl zor. yine de bakar. kaçıp gitmeyen şu gökyüzünün, ötmekten usanmayan ardıçların hatırına.
gözden akan iki damla yaşla, insan olunmuştur.
ipe dizilenlerin başında, kurutulan patlıcan ve biberlerden sonra gelen şey, heves. hani boğaza oturan yumruğun içinde nicesi kuyruk olunca çıkarır ve dizer. ipe dizer, asar güneşe, kurutur. sonra suya basar, yumuşar ve içine yemişler doldurur, her kim açsa onları doyurur bununla. yaşanmayan nice güzelliğin geride bıraktığı o yüksek ve engin akılla. uzanan el, beklenen nefes, bir kucak olunmuştur.. ki içinde gemiler akar gider..
insan, biraz da yaşayamadıklarından ibaret. sahip olmadıkları karşısında içinde büyüyen duygudan. nimeti seyrederken, tam ortadan delinen gemisiyle hiç tepinmeden sakince yüzen gemileri seyrederken, aynada sönmüş suyun eklenmiş o parçasıyla, akıp gitmekte olan her biri için mutluluk duyabilenden daha insan olan kimdir? mutluluk, yüzen gemiler için biriktirdiğimiz o içten temennilerden beslenir. evet, yaşamak, bizimçün dokunaklı bir şarkı değildir amma dokunur içimize.
şimdi bakılan her yüzde, sivrilen her bakış ve gösterilen dişte ilk akla gelen savunma değil de.. yarası kim bilir nerde? diye düşünen biri olunmuştur.
Yorum yap