Nimetin Aslı Nedir?

Nimetin Aslı Nedir?

اِنَّ الْاَبْرَارَ لَفٖي نَعٖيمٍۙ

İyilik, ihlas ve fazilet sahibi kimseler, ebedî cennet nimetleri içindedirler.

Mutaffifin Suresi 22. Ayet

Ayet-i kerimede geçen nimet kelimesi ‘’ نَع۪يمٍۙ : neam’’ kökünden gelmektedir. Nimet, karşımıza Kur’an’da sıklıkla çıkan bir kavram. Fatiha Suresi’nin 5. ayetinde; ”İhdine’s-sırâta’l-mustakîm: اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقٖيمَۙ : Bizi nimet verdiğin kimselerin yoluna eriştir.’’ diyerek nimeti talep ederiz. Bakara Suresi başta olmak üzere Kur’an’ın birçok yerinde Allahu Teala İsrailoğulları’na seslenir ve der ki: ‘’Size verdiğim nimetini hatırlayın, size verdiğim nimetini hatırlayın, size verdiğim nimetimi hatırlayın ve nankörlük edenlerin ilki olmayın, inkar edenlerin ilki olmayın.’’ Peki bizim her namazda talep ettiğimiz ve İsrailoğulları’na vaktiyle verilmesine rağmen kaybettikleri nimet nedir? Bu hususta alimler birçok farklı görüşte bulunmuşlar.

Önce nimeti biraz daha anlamaya çalışalım. Hayatımızda rızık olan, bize fayda veren her şey nimettir. Allah’ın kastettiği esas nimet ise hidâyettir. ‘’Hidâyet, doğru yolu bulma, açıklama, ilham etme, muvaffak kılma anlamlarına gelmektedir. Terim olarak hidâyet; küfür, şirk ve sapıklıklardan kurtularak, İslâm’ın aydınlık yoluna girmektir. Hidâyet, lütuf ile olan rehberlik demektir. Allah Teâlâ’nın, lütuf ve keremiyle, kuluna sonu hayır ve mutluluk olacak isteklerinin yollarını göstermesi veya yola götürüp muradına erdirmesidir. Sadece yolunu ve sebeplerini göstermeye irşâd; neticeye erişinceye kadar yola götürmeye de tevfîk denir. Hidâyette istenen, hayra ulaştırmaktır. Meselâ, hırsıza yol göstermeye hidâyet denmez. Hidâyeti buldurmaya “ihtidâ” veya “hüdâ” denmektedir. Allah’ın güzel isimlerinden biri de “el-Hâdî”, yani hidâyet veren, hidâyete erdirendir.’’[1]

İnsan hidayete sahip olursa, hayata Allah’ın istediği açıdan, ahiretle birlikte bakarsa onun için artık başına ne geldiği değil, bundan ne öğrenmesi gerektiği gündem olur.

Eğer bir insan hidayet sahibi olursa onun için önemli olan kısım başına ne geldiği değil başına gelen bu şeylerden ne öğrenmesi gerektiği olur. İnsanın hayatını kaplayan soru “Rabb’im bana bugün ne öğretmek istiyor, Rabbim bu hadiseyle bana ne kazandırmak istiyor?” sorusu olursa haksızlığa uğradığını haşa Allah’ın onu unuttuğunu her şeyin kendi başına geldiğini düşünemez çünkü bu dünyaya bir eğitim merkezi olarak bakar ve başına gelen, yoksun bırakıldığı bütün hadiselerin hidayet kaynağı veya o kaynağa götüren yollar olduğunu bilir. Yaşamın dünyadan ibaret olmadığını, sabrettiği gayret ettiği her hususun ahiretini etkilediğini bilir. Dolayısıyla bu kulun şikayet etmeye, isyan etmeye veya ibadetlerine ara vermeye vakti yoktur. Çünkü onun sorusu “Benim başıma neden bu geldi, neden ben, neden böyle oluyor, neden benim istediklerim olmuyor, neden benim beklediğim bir şey olmuyor?” değildir.

Hidayete sahip olan –hatta olma gayretinde olan dahi- şu soruları sorar: “Rabb’im şu an bulunduğum konumda benim ne yapmamı bekliyor, nasıl davranışlar sergilememi istiyor, yaşadığım ân içinde Allah’ın razı olacağı seçim hangisidir?” Büyük anlar düşünmeyin. Örneğin; içinizden Kur’an okumak geçti ama o arada da sevdiğiniz dizinin başladığını gördünüz. Hemen sorun: Şu an Allah ne yapmamı istiyor? Nefsim diziye oturmak ister ama aklımdan az evvel 1 sayfa Kur’an okumak geçmişti; o zaman kalk, oku. Küçük ve büyük anlarda bunu yönetebilmek. Doğru hamleyi seçebilmek için dikkatle hareket etmek. Nihayetinde ameller ve doğru seçimler kişide melekeleşir, böylece ona ibadetler de haramdan sakınmak da kolaylaşır.

Bir kul hidâyete sahip olduğunda başına gelen hadiseleri okuma biçimi değişir. O zaman ölümler, evlat sahibi olamamak, boşanmak, anne-babanın yokluğu, iflas, parasızlık, işsizlik, hastalık… Bunların hepsi nimet olur. Çünkü o hidayet üzere.  Başına gelen şeyler ya günahlarını temizliyor ya affedilmesine sebep oluyor ya cennetteki bir makamını yükseltiyor ya onun iradesinde zayıf olan bir alanı Allah tamir ediyor. Birçok sebebi olabilir, ne olduğunu biz bilemeyiz. Sebepleri, gaybı yalnızca onları yaratan ve yöneten bilir. Ama bizim bakış açımız hidâyetli bir bakış açısı olduğunda suçlayıcı, vazgeçici, isyankar, tembel hâllere meyledemeyiz.

Hidâyet olmadığındaysa, Kur’an’la birlikte doğru yerden hayatımıza bakmadığımızdaysa çocuklarımız da olsa, eşimiz de olsa, paramız da olsa, işimiz, evimiz, arabamız da olsa en ufak bir yoksunlukta bunalıma gireriz veya bütün bu nimetlerle sarhoş olup Allah muhafaza buyursun Allah’ı unuturuz günah üzere dalıp gitmiş bir hayatın içindeyken ölebiliriz. Şunu kastetmiyorum: İyiler illa acı içindedir, demiyorum. Bir Müslüman hem hidayet içinde olup hem doğru açıdan bakıp hem çok güzel bir aileye, paraya, işe sahip olabilir. Burada da kulun imtihanı, şükürdür.  Elindekilerin hakkını verebilecek mi, insanlara yardım edecek mi, boş şeylerle mi ilgilenecek? Burada da başka bir imtihan oluşur. Kastettiğim esas nokta, kul hidâyete sahip olduğunda iyi ve kötü bütün durumlarda nimet içindedir. Çünkü nimetin kendisi hidâyettir. Hidâyet hayatı değiştirecek tılsımdır bizim için. Hidayet hayatımızda olmadığında 10 tane isteğimizden 8’i olsun biri olmasın yine mutsuz oluruz. Çünkü hidayet yok. O varken ise mutluluk koşullara değil esas kaynağa bağlı olduğundan, değişkenler kalbin huzurunu ve sıhhatini bozma gücünü kaybeder. Kalp, korunaklı sıhhat ve dinginlik içinde olur.

Düşünsenize, hidâyet sizin iç dünyanızı o kadar kuvvetlendirecek bir nimet ki onunla olduğunuz zaman artık hayatınızda ne olduğu önemli değil, insanların size ne yaptığı, neyi yapmadığı önemli değil, önemli değil. Bütün bu davranışlar onları ilgilendiriyor. Çünkü diyorsunuz ki adam kendi defterini dolduruyor, ben onun kalemini elinden alamam ki. Müthiş bir sakinlik, iç huzur ve tevekkül oluşturur insanda. Müthiş bir kuvvet, sağlamlık, hürlük oluşturur; bağımsız bir mutluluk. İnsanlara, maddeye, koşullara bağlı olmayan bir mutluluk verir. Her şeyden bağımsız. Çok güzel değil mi? Eşin olduğu için mutlu değilsin, çocuğun olduğu; paran, işin olduğu için değil. Sen burada mutlusun, burada, kalbinde mutlusun. O yüzden hayatındakiler değişkenlik gösterse de devam ediyorsun, kalbinden. Resulullah aleyhissalatu vesselam nasıl üst üste o ölümlere rağmen, evladını gömmesine rağmen, Hatice annemizi kaybetmesine rağmen, bütün o eziyetlere rağmen nasıl yeniden ihlasla dimdik kalkıp hep devam edebilmiş? İşte burasıyla devam edebilmiş. İç dünyasını hidayetle inşâ ettiğinden yıkıntıların altından kalkmayı şiar edinmiş.

İnsanın iç dünyası sağlıklı ve sağlam olursa dış dünyada başına gelenlerden çok daha az etkilenir, kesinlikle bu böyle. Çok sevdiğim bir dize vardır: “Bağımsızlığın bağımlılıklardan geçecek.” Demek şair sözü her zaman yalan olmaz ey Fuzûli!

İnsan mutluluğa ve kendisine zevk, huzur veren şeylere bağlanır. Resulullah aleyhisselatu vesselam eşyalarla bile ünsiyet kuran bir adammış. Yani bizim sevmemiz ailemizle yakın olmamız, evimizi sevmemiz, düzenimizi sevmemiz… Bunlar çok insani ve normal. Birbirimize alışmamız ve birbirimizi yokluğunda özlememiz bunlar da çok insanî. Resulullah aleyhisselatu vesselam da çok üzülmüş hayatındaki birçok sahnede. Ama devam edebilmiş. Böyledir, iç dünyamız hidâyetle dolu olduğunda, hayata karşı devam edebilme becerisi kazanırız. Ölüm de olsa namaz ve Kur’an benim için bir ekmek, su, nefes; onları bırakamam. Düğün de olsa onlar benim için nefes, bırakamam.

Rabb’imiz bizi hidâyet üzere eylesin, esas nimet bu. Fatiha’da istediğimiz nimet de bu: “İhdinassiratel müstakim”  اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقٖيمَۙ  ‘’Bizi sırat-ı müstakime ulaştır’’. Sırat-ı müstakim’in sonu cennet. “Nimet verdiğin kimselerin yoluna’’ kim o nimet sahipleri? Hidâyet sahipleri. Onlar sırat-ı müstakim’i bitirir,  cennete böylece ulaşır. Başka da varış yolu yoktur.

Bu sebeple, başımıza gelen hadiseleri şöyle okuyalım “Şu an canımı yakan bu mevzu benim hidayetimi arttırıcı mı, azaltıcı mı? Başıma gelen bu hadise beni cennete mi yaklaştırıyor, cehenneme mi yaklaştırıyor?” Böyle okuduktan sonra yeniden düşünelim: Durum gerçekten üzücü mü, yoksa aslında  büyük bir kazanç mı? Acaba şu anda başıma gelenler,  ölüm anında için kolaylık mı, yoksa zorluk mu? Yine zevkler içindeyken de düşünelim: “Acaba yaptığım bu şey benim hidayetimi mi arttırıyor, hidayetten mi uzaklaştırıyor?” Bunu kendimize bir soralım, ondan sonra frene basalım arkadaşlar yani hep birlikte şarampole yuvarlanmayalım. Umarım açıklayıcı olmuştur.

[1] Ahmed Kalkan (rahmetullahi aleyh) / Kur’an Kavramları: Hidâyet

Yorum yap