Midesini Koruyan Kalbini Korur

Midesini Koruyan Kalbini Korur

*Minhacü’l Abidin/ İmam Gazali 52. Ders İçeriğidir

Midenin güvence altına alınması kalbin güvence altına alınması demektir. Yaptığımız tüm hareketlerde ihtiyacımız olan enerji için yemek yememiz ve bu yemeğin öğütülerek vücut için enerji kaynağı haline gelmesi gerekir. İmam Gazali bizi  bu hususta bütün detayları ile uyarıyor ki aslında bu bilgi hepimizin malumudur. Yine de hayrın tekrarında hayır vardır. İnsanca yaşamak için de, sağlıklı olmak için de, Müslümanca yaşamak için de midenin kontrolünü iyi yapmamız gerekiyor. Bir dilim ekmek için bu dünyadayız. Bunu yaparken de yediğimiz lokmanın helalliğine haramlığına, miktarına ve temizliğine dikkat etmemiz gerekir. Mideni korursan kalbin korursun, kalbini koruduğunda Allah’a giden yolda hızlanırsın. Formülümüz budur.

Karnını Koru ve Islah Et

Çalışan için en zor düzeltilecek şey midedir. En çok yoran şey budur. En çok zarar veren ve etki eden de midedir. Göz dahi insanın karnından gelen gıdayla vazifesini yapıyor. Bu sebeple her şeyden önce mideyi haramdan ve şüpheden mideyi korumak diğer bütün organları korumak gerekir. İkinci olarak da helâlin de fazlasından kaçınmak gerekir eğer Allah’a ibadet konusunda bir ciddiyetin varsa.

Midede savaş var. 100 sene kadar önce açlık yüzünden savaş vardı şimdi tokluk yüzünden. Midelerin hazmetmekte zorlanacağı kadar yemek yiyoruz. Efendimiz sav’in yemek konusundaki sünnetlerinden birisi de misafirliğe gidildiğinde normal yenilenden biraz daha fazla yemektir. Ancak Efendimiz sav’in tek başına iken pek az yediğini biliyoruz. Buradan anlaşılıyor ki normal zamanda az yemek, misafirlikte de ölçüyü kaçırmamak, itidalli olmak gerekir.

Kahvaltı sofrasında biraz reçel, biraz ekmek, biraz tereyağı, biraz bal sofrada kaldı. Yenilmeyip atılsa israf, çağdaş olduğu için dolaba koyulsa artık sayılır bir daha yenmez, o an yenilirse de de mide israf olur. Bir müslümanın sağlığı edecek kaç kahvaltı sofrası vardır? Müslümanın sağlığından daha değerli hiçbir israf yoktur. En doğrusu hem midenin israfını hem de malın israfını önlemek için dolaba kaldırıp daha sonra tekrardan yemek olur.

Haram ve Şüphe

Midesine düşkün olanların uğrayacağı 10 afet vardır.

1- Şüphelerden ve haramlardan kaçmak:

Resulullah sav buyurmuştur ki: ‘’Haramdan beslenip büyümüş herhangi bir et (beden) ateşe daha layıktır.’’ Bir insan doğduğunda 1-2 kilogramdır. Aldığı gıdalarla büyür, vücudu gelişir. Eğer vücudu büyüten şeyler haramsa etler (bedenler) de ateşe daha lâyıktır.

Haram ve şüpheli şeyi yiyen kovulmuş insandır, ibadeti başaramaz. Demek ki ibadetten zevk alamıyorsak midemize girenlere bakmamız gerekiyor. Yediğine içtiğine dikkat etmeyen kıldığı namazla Allah’a hakkıyla ibadet edemez. Namazda kaşınası gelir, esneyesi gelir, unuttuğu şeyi hatırlar, kendini veremez. Bunlar gıda sorunundan kaynaklanır.

Bir kişiye cünüp iken camiye girmesi yasakken, abdestsizken Kur’anı-ı Kerim’i tutması yasakken, şüpheli ve pis işlere bulaşmış insan daha yüksek ibadetleri nasıl yapabilir? Allah Teala’ya itaati, O’nun yüce isimlerini anmayı nasıl başarabilir? Cünüp ve abdestsiz kişi temizlenir abdest alırsa yasakları kalkar. İbadet, Allah Teala’nın hazinelerinden bir hazinedir. Bunun anahtarı duadır. Anahtarın dişleri de helallerdir. Anahtarın dişleri yoksa kapı açılmaz, hazinenin kapısını açamıyorsan onun içindeki ibadetlere nasıl ulaşacaksın?

Haram ve şüphe yiyen hayırlı iş yapamaz. Hayırlı bir iş yapıyor gibi görülse bile kabul edilmez. O hayır işi yapıyorum derken ona sadece vakit harcamak ve yorgunluk kalır. Nice teheccüde kalkanlar vardır ki ona uykusuzluktan başka bir şey kalmaz. Oruç tutar ona sadece açlık ve susuzluk kalır.

İbni Abbas r.a buyurdu ki: Midesinde haram olanın Allah namazını kabul etmez.

2- Helalin Fazlalığı:

Helalin aşırısı ibadet edenlerin belasıdır. Bütün gayret edenlerin sıkıntısıdır. Bu işte 10 bela vardır ki bu işin başı bunlardır:

  • Çok yemekte kalp katılığı ve kalbin körlüğü vardır. Bitkiye çok su verildiğinde çürüdüğü gibi kalpte çok yemekle çürür.
  • Çok yemenin organlara fitnesi vardır. Midesi daima tok olan kişinin gözü bakmaya iştahlıdır. Haram helal ayırt etmez. Kulağı lüzumlu lüzumsuz her şeyi dinlemek, dili yerli yersiz konuşmak ister, ayaklar gezmek arzusundadır. Halbuki mide aç olsa yani ihtiyaç miktarı gıda ile yetinilse, bütün azalar sakindir, azgınlık göstermez.
  • Çok yemek anlayışı azaltır, ilmi azaltır. Çünkü tokluk akıllılığı giderir. Dünyalık veya ahiretlik bir muradına ermek istersen, bu muradın oluncaya kadar aç dur. Çünkü çok yemek, aklın doğruyu bulma kabiliyetini yok eder. Bu, tecrübe edilen bir şeydir.
  • Çok yemek yiyenin ibadeti azalır. Çok yediği zaman vücudu ağırlaşır, gözleri çöker, organları halsizleşir, gayret etse bile iş yapamaz olur, sadece uyumak ister. Bir kenara atılmış leş gibi olur. Derler ki: Obur isen kendini yatalak/kötürüm kabul et.

Bir gün Yahyâ Aleyhisselâm şeytanla karşılaşır. Şeytanın elinde çatallı bir değnek vardır. Aralarında, şöyle bir konuşma geçer:

Yahyâ Aleyhisselâm: Nedir o elindeki?

Şeytan: İnsanları aldatıp doğru yoldan çıkarmama yarayan şeyler.

Yahyâ Aleyhisselâm: Beni aldatacak şey de var mı içinde?

Şeytan: Hayır, fakat bir akşam biraz çokça yemiş, o yüzden (teheccüd) namazında üzerine bir ağırlık gelmişti, sadece o var.

Yahyâ Aleyhisselâm: O halde bundan sonra ben de bir daha doyasıya yemek yemem.

Şeytan: O halde ben de bu kozumu bir daha kimseye söylemem.

Ömründe bir defa doyasıya yiyenin hâli böyle olursa, ya ömründe bir defa aç olmayanın hâli nice olur?

Süfyan Sevrî der ki: İbâdet bir sanattır. İş yeri halvettir (Allah ile başbaşa kalmaktır), iş aletide açIıktır.

Bu kıssalarda bahsedilen açlık Resulullah sav’in sünnetidir. Midenin 3/1’inin yemek, 3/1’inin su, 3/1inin boş olmasını tavsiye etmiştir.

  • Çok yiyen, ibadetten zevk almaz. Hazret-i Ebûbekir anlatır: ‘’Müslüman olduktan sonra, ibâdetin zevkine ermek için doyasıya yemek yemedim. Rabbime iştiyakımdan dolayı kanasıya su içmedim.’’ Bu, olgunlukta zirveye ulaşan bir insanın vasfıdır. Gerçekten Hazreti Ebubekir, insani duygularda en yüksek dereceye çıkmıştı. Peygamberimiz bir sözüyle buna işaret etmektedir: Ebûbekir’in sizden üstünlüğü namaz ve oruç ile değildir.

O, kalbinde bulundurduğu güzel huylar sebebiyle sizden üstündür. Dârânî söyler: Ben en zevkli ibâdeti, açlıktan karnım arkama yapıştığı zaman yaparım.

  • Obur kişinin şüphe ve harama düşme ihtimali daha yüksektir. Helal yerken fazla gidersen ilk durak haram değil şüphedir. Bu sebeple bu maddede önce şüphe sonra haram zikredilmiştir. Allah Resûlü buyurur: Helâl mal, insana yetecek kadar gelir. Haram mal ise çok çok gelir. Haram sadece çalmak değildir. Misal peynir haram olmaz ancak domuz sütünden yapılmışsa haramdır, doktor yeme demişse yenilmesi haramdır, haram parayla alınmışsa haramdır.
  • Çok yemek vücudu ve kalbi birkaç bakımdan meşgul eder. Malın önce kazanılması, hazırlanması, yenmesi, hazmedilmesi, tuvalet ihtiyacı gibi külfetleri vardır. En kötüsü de çok yemenin getirdiği hastalık ve sıhhatsizliklerdir.

Nitekim Allah Resûlü buvurur: Her hastalığın menşei tokluk ve oburluk; her ilacın başı ise açlık ve diyettir.

Mâlik îbni Dinar’ın şöyle dediği rivâyet edilir: Çok yemek sebebiyle helâya gitmekten Rabbime karşı hayâ ediyorum. Keşke Allah rızkımı ölünceye kadar yalayabileceğim bir küçük taş şeklinde yaratsaydı. Çok yemenin dünyaya ve insanlara hırsla bağlanmaya, vakit kaybetmeye sebep olduğu da muhakkak.

  • Oburluk, ölüm anında ve kıyamet gününde büyük sıkıntılara sebep olur. Dünyada zevk ve sefaya düşkün olanların ölüm anında çok zahmet çekecekleri söylenir. Kim dünya hayatında lezzeti arttırırsa ölürken de sıkıntısı artar.
  • Obur ve zevk düşkünlerinin kıyamet günü sevapları az olur. Allah buyurur: Küfür edenlere, ateşin karşısına getirilecekleri gün denir ki, siz bütün zevklerinizi dünya hayatı içinde bitirdiniz, safânızı sürdünüz. İste ver yüzünde haksız yere kibirlenmekte ve kötüleşmekte olmanıza karşılık bugün horluk azabıyla cezalandırılacaksınız. Ahkâf Sûresi/20

Görülüyor ki bir kimse dünya zevklerinden ne derece alırsa ahiret zevkinden o derece mahrum kalmaktadır. Sofrada çok yiyen seccadeye çok gidemeyebilir, çok çalışan Allah’a ibadet etmekte gevşeklik gösterebilir, çok parası olanın paraları arasına haram karışmış olabilir sebebi budur. Bu da gösteriyor ki Peygamberin dışında, dünyada safa süren kişiler ahirette mahrumiyetle karşılaşabilirler, bununla beraber Allah lütuf sahibidir. Dilediğine fazladan verir.

Hâlid ibni Velid, bir gün halife Hazret-i Ömer’e ziyafet verir. Halife sofrada nefis yemekleri görünce, ‘’Bunlar bizim için mi? Biz bunları yersek Arpa ekmeğini bile doyasıya, bulamadan dünyadan göçüp gidenler varken biz ne yaparız Halid?’’ Hâlid ibni Velid, ‘’Onlar da cenneti buldular Ya Ömer’’ der. Hz. Ömer: ‘’Dünyada mahrumiyet çekenler cennete kavuştular. Bizim nasibimiz de bu. Onlar yiyecek yemek bulamayıp cenneti kazandılarsa, bize de bu sofra geliyorsa dünyayı kazandık, onlar cenneti kazandılar.‘’ der

Bir gün Hz. Ömer susar, birisinden su ister. Kendisine soğuk ve aynı zamanda tatlı bir su verilir. Suyun, çok güzel olduğunun farkına varınca içmez, iade eder. Suyu veren: ‘’Ey Müminlerin Emiri, yemin ederim, size suyun en güzelini vermekte kusur etmedim.’’ der. Bunun üzerine Hz. Ömer: ‘’İşte benim içmemi engelleyen de, suyun en güzeli oluşu. Eğer ahiret kaygım olmasaydı ben de sizin gibi en iyisini yer, içerdim.’’ der.

  • Çok yiyen kıyamet günü hesaba çekilir, hapsedilir. Midesine ve dünya zevklerine düşkünlüğünden dolayı ayıplanır yerilir. Bedenin ihtiyacından fazla olarak aldığı gıdalar helal idiyse hesaba çekilir; haramsa cezalandırılır.

İşte midesine düşkün olanların maruz kalacakları on afet bunlardır. Aklı olan, bunların bir tanesiyle bile yola gelir. Ey Allah yolunun yolcusu! Haram ve şüpheli şeyler yiyerek azaba uğramamak için, midene indirdiğin gıdalara çok dikkat etmeli, helâl olan şeyleri yemekte de aşırılığa kaçmamalısın. Gıdaları şehvet ve taşkınlık düşüncesiyle değil, Allah’a ibadet edebilme niyetiyle almalısın.

Yorum yap