kilitli kapılar açılsa diye, besmelesi ve anahtarlarıyla gelen

kilitli kapılar açılsa diye, besmelesi ve anahtarlarıyla gelen

Okul çıkışında ya toplantı olur ya tamamlamam gereken bir iş. Hâliyle çıkış saatimizi geçirmek hayatımın bir parçası. Dün ne toplantım ne de uzayan bir işim yoktu. 17.30 itibariyle bahçe kapısına doğru ağır ağır ilerledim. Nehir’i (bisikletim oluyor) park yerinden aldım. Sabah çıkmadan evvel günlerdir bulamadığım anahtarlarımı yine aramıştım. Bulamadım ama küçük bir anahtar buldum. Bisiklet kilidinin yedek anahtarı olması ümidiyle onu yanıma aldım. İşte büyük an: Denedim. Zorladım. Yok. Bu anahtar o kilide değil. Nehir’i bankın önüne çektim, oturdum.

Derken Doğan Abi geldi. Sorsanız bekçimiz ama çözmediği mesele yok. Okulun neresinde bir yamuk oluşsa orayı düzeltmeye gidiyor. Onu tak merdivenle tak alet çantasıyla tak kapıda çocuklarla tak güvencinleri çağırırken görebilirsiniz. Dedi hocam ne oldu, dedim ”YİNE anahtarımı kaybettim bu aldığım kaçıncı kilit gidip yine kilit almak istemiyorum.” Evet, dedi. ”Sana ben de kilit vermiştim onu da kaybettin hocam.”

Doğru söylüyor, kaybettim. Bilmiyor, daha neleri, kaç kere, tekrar tekrar. 

”Şimdi senin o durgun ve her şeyden çekilmiş hâlini, bir yaşam tembelliği zannediyorlar.”

Sonra küçük kulübesinden belki de içinde yüz anahtar olan bir kutu çıkardı! Kimde ne bulunacağını, neleri de bulurum zannederken orada olmadığını bilmediğimiz bir yer dünya. Her neyse, hiç vakit kaybetmeden denemeye başladık ama yaptığımız iş samanlıkta iğneyle kuyu kazmak. Okulda kalan öğrenciler ve öğretmenler, görevli ablalar teker teker çıkıyor. Biz anahtarları deniyoruz. Benim, hiç ümidim yok ama Doğan Abi uğraşıyor diye ben de deniyorum. Bana anahtar biçimlerini, kilit yerinin girişini, nasıl aramam gerektiğini öğretti.

Sadece aramanın tek başına yeteceğini zannediyoruz yaşarken. Öyle değil.

Yok, yok, yok. Hiçbiri olmuyor. O girişe bu biçimler uygun değil. Bu kez beni Ferhan Hoca’mın odasına gönderdi. Orada da dolap anahtarları varmış. Aldım geldim. Bir kutu daha anahtar! Ben, yine ümitsizim. Çünkü Allah aşkınıza öyle şey mi olur! Buradan alâkasız anahtarlar içinden, kilidime uygun anahtar çıkacak? Ama Doğan Abi öyle ciddi arıyor ki ”bırakalım” diyemiyorum. Derken.. inanmayacaksınız ama.. bir anahtar bulduk. Hem nasıl fikayakalı! Tam benim kilide göre! Anahtar kilide girdi.. fakat dönmüyor, olmadı. Tekrar deniyoruz, tekrar, tekrar. Telaşsız bir kabulle Doğan Abi’nin yorulmasını bekliyorum. Dedi ki ”Besmele çekelim Hocam! Hadi bismillah!” Böyle diye diye denemeye devam etti. Ve işte, evet, hem kilide giren hem de kilidi açan minik bir anahtar bulduk :)) Ben sana demedim mi, dedi. Besmele çekersek olur diye. Bak oldu işte!

Oldu hakikaten. Olmaz zannediyoruz aklımıza uymayınca. Oysa, öyle de değil.

Anahtarı bu kez tesbihimin ipine geçirdik. Daha korunaklı olacağına inanıyorum. Bir de Allah’a inanıyorum hani, birlikte inanıyoruz. O, bir şeyi dilerse olacağına, istediği işi kolay kılabileceğine, imkanların ötesinde tüm koşullardan beri bir yerde.. Yerden ve gökten münezzeh olarak. Allah isterse olur’a inanıyoruz ya birlikte.

Neden Doğan Abi gibi bütün anahtarları tek tek deneyecek yürek yok bizde? Kim bilir, bulamıyorum diye ağladığımız nice anahtar, denemeye inanmadığımız için bir kenarda duruyordur.

Böyle olabilir.

-Bu arada eski anahtarımı da bugün buldum :)) Giymediğim bir ceketin cebindeymiş..

Yorum yap