Kara Göründü

Kara Göründü

Eğer kalbimi, Allah’ın çizdiği sınırların içinde tutarsam, içimi kaplayan bulantıları hiç sezdirmeden süpürdüğünü gördüm. O, öyle incelikle tamir edermiş ki mevcut hasarları, insan farkına bile varmazmış sökülüp takılan yerlerinin. Bunca bölünüp parçalanmasam, çapalanan topraklara benzer miydim? Açılan yarıklara gelincik tarlaları serpen Allah’a hamd olsun. Aynada, parlayan yüzümü görünce şaştım kaldım ve bildim: Rabbim Şâfi’dir. Uzak ettiği de yakın kıldığı da nimettir.

Kalp, ağrır değil; kalp ağrının biçime gelmiş hâlidir. Yaralanmaz, çünkü zaten yaradır; diyor Ahmet Murat, doğru. Öyleyse sarsıntılar geçirir, artçılar. Elbette hiçbir afet önden haberli değildir. Ancak insan bilir, kayacak toprak ayaklarının altından. Öyleyse, henüz kaymadığı günlerde, kendine sağlam sığınaklar bulmalıdır. Kalbini, usulca kazmalıdır, oymadan. Kimsenin kuyusuyla aşık atmadan, yaktığı suları koyacağı  bir kuyu bulmalıdır içinde. Sonra hop, sarkıtır kovasını, çeker: Kendisine kendisini. Birleyebilirse..ne alâ. Yapamazsa, denemiş olmanın şerefi yeter.

Nicedir uykularımı hiç eden, gözümü açar açmaz göğsümü bir kevgire çeviren anları, son günlerde hatırlamadığımı gördüm. Anladım; gerçekten insan hayır için yorulursa, kalbi dinlenmeye dururmuş. Eğer insan Rabbinin dinini dert edinirse, dertlerini unuturmuş. Oysa biliyorum zannediyordum bunu. İşte; zan, yanılgı. Meğer, yeniden başlıyormuşum. Bu ayaklar yeni eller yeni gözlerimdeki bakış yeniymiş şimdi.

Merhaba, ben Dilâra, gönüller ekip ekip biçen biri. Bazen güzel tohumlar seçsen de toprağa uygun değilse orada köklenmez. Bazen toprak elverişlidir ama tohumun mahsul vermek istemez. Bunları hep öğrenmiş, kabul etmiş biri. Hâliyle artık soru yok. Sebeplerin ehemmiyeti yok. Şimdi ne toprağa ne tohuma ne de ellerime sövmüyorum. Burası dünya, herkes kendi meşrebine göre iş yapar;

işittim, bildim, görüyorum.

Yorum yap