Hz. İbrahim’in Duaları ve Tecellisi

Hz. İbrahim’in Duaları ve Tecellisi

(Bu metin Fil Suresi tefsirinin giriş bölümünden alınmıştır. Tefsir Dokümanları bölümünde bu sureye ve diğerlerine ulaşabilirsiniz )

Bakara Suresinin 126-129. ayetlerinde, Hz. İbrahimin (as) Rabbimize ettiği dualar vardır. Hz. İbrahim Mekkeye, Kâbenin bulunduğu yere geldiğinde henüz orada bugünkü şekliyle inşa edilmiş bir yapı yoktu fakat Mekke yine kutsal bir beldeydi.

Allah-u Teâlâ Hz. İbrahim’den hanımını ve oğlu Hz. İsmaili orada bırakıp gitmesini istemişti. Bir insanın yeni doğum yapmış karısını ve bebeğini çölün ortasında, hiç yaşam olmayan yerde bırakıp gitmesi hayli zordur. O zamanlar Kâbenin çevresinde yaşam yoktu, orası ıssız bir çöldü. Çölün ortasında yalnızca Hz. İbrahim, hanımı ve çocuğu vardı.

Allah Hz İbrahim’e çölün ortasında hanımını ve evladını neden bırakması gerektiğini söylemedi, çünkü Allah kulundan bir istekte bulunduğunda ona açıklama yapmaz. Kulum senden bunu istiyorum. Çünkü… demez. Allah der ki: Şunu yapmanı istiyorum. Eğer kul yapılmasını isteneni yaparsa Allah hikmetini, ödülünü ve sonuçlarını yaşamın içinden sahnelerle gösterir. Düşünelim, yapmak istemediğimiz bir durumla karşılaştık. Hayatımızda çok kötü bir olay oldu. Böyle zamanlarda Allah der ki: Şimdi sabretmelisin. Üzülmek ağlamak serbest, ancak isyan etmeden Allah’ın planına itimad edeceksin. Çünkü, Allah’a kul olan insan: Neden sabretmeliyim, hep ben mi sabredeceğim? demez. O’nun daima en iyisini yapacağına emindir.

Sabretmemi mi istiyorsun? Peki Rabbim dediğin gibi yapacağım, der. Allaha kul olan insan, bana beş adım sonrasını garanti edebilir misin, bana yarınlarımı verir misin, on yıl sonra ne olacak, bana sigorta yapar mısın? demez. Öğrencilerime, Bir insan, namaz kılmamıza müsaade etmeme hakkı olduğunu düşünüyorsa orada çalışamayız. deyince O zaman nasıl para kazanacağız? diyorlar. Yine diyorum ki: Hani, mülk Allahındı? Patron bize iş veriyor diye namazı nasıl terk edebiliriz ki? İşsiz kalacaksak işsiz kalalım. Çünkü Fatiha Suresinde Rabbimizin niyetinden emin olmuştuk. Bize bir durum isabet ettirdiğinde Onun niyetini sorgulamayıp üzerimize düşen rolü yerine getirmek zorundayız. Peygamberler de böyle yapmışlardır.

Mesela Allah-u Teâlâ Hz. Musaya, Firavunu kastederek:

Yine de ona söyleyeceklerinizi yumuşak bir üslupla söyleyin. فَقُولَا لَهُ قَوْلاً لَيِّناً buyurur. (Firavun korkunç bir adamdır. Annelerin karnındaki bebekleri öldüren, kürtajı bulan, cani bir adamdır.) Hz. Musa Allah-u Teâlâya, Gitmem. demeyip Korkuyorum. demiştir. Rabbimiz ise ona Sen peygambersin, nasıl korkarsın? dememiştir. Korkularımız , Allah için gayet insani ve makuldür.

Rabbimiz,Korkma!  Üstün gelecek olan sensin.قُلْنَا لَا تَخَفْ اِنَّكَ اَنْتَ الْاَعْلٰى Seninleyim, her an seninle birlikte olduğumu unutmazsan o sana bir zarar veremeyecek, diyerek Hz. Musayı gönderir. Hz. Musa Firavuna giderken bayram ederek gitmez fakat emir Rabbinden geldiği için gitmiştir.

Hz. Muhammed (sav) ise gördüğü rüya üzerine ashabı ile birlikte umre yapmak için Mekkeye yöneldiğinde daha yolda iken, niyetlerini gerçekleştiremeden dönmek zorunda kalırlar. Oysa yola Allah öyle vahyettiği için çıkmışlardı. Peygamberlerin gördükleri rüyalar vahiy hükmündedir. Olaylar farklı bir şekilde gelişme gösterdiği hâlde Efendimiz (sav): Allahım istediğin gibi yapıyorum. Niye şimdi böyle oluyor? dememiştir.

Onlar Peygamberdi tabii öyle dememişlerdir, diye bakmamalıyız. Peygamberlerin de nefisleri, kalpleri, ruhları vardı. Peygamberler de insandı. Onların da hanımları vardı. Tartıştıkları, kızdıkları anlar vardı. Hz. Musanın öz kardeşinin boğazını sıktığı, öylesine sinirlendiği an dahi vardı. Peygamberlerin insan olmasının hikmeti, bizim de insan olmamızdır. Allah melekleri Peygamber olarak gönderseydi, onlar zaten melek deyip kendimizle kıyas edemezdik. Onlara benzememiz mümkün değil deyip işin içinden çıkmış olurduk. Peygamberler de insan oldukları için zorlandılar ve zorlanmalarına rağmen Allahın dilediğini yerine getirdiler. Allahın burada bize en büyük dersi Peygamberler üzerindendir. Onlar da zorlandılar, yapmak istemediler, bunalıp ağladılar. Fakat buna rağmen dediklerimi yaptılar. der gibidir.

Hz. Nuh oğlunu tufanda geminin ardında bırakırken mutlu muydu sanıyoruz? Değildi. Allah istediği için onu orada bırakmıştı. Demek ki Allahın istediklerini her zaman kalbimiz coşarak yapamayabiliriz ancak yapmamız gerekir.

Hz. İbrahim çölün ortasında Allah-u Teâlâ hanımını ve çocuğunu orada bırakmasını istediği için bırakmıştı. Hz. İbrahim giderken hanımı şöyle seslenir: Bunu sana Rabbin mi emretti? O da Evet. deyince, Hacer validemiz başka soru sormadı. Ne yiyip ne içeceğiz, bizi burada bırakmaya utanmıyor musun? demedi. Bir adamın karısını ve çocuğunu çölde tek başına bırakması kolay mıdır? O kadın sütünün gelip gelmeyeceğini bilmiyordu. Kendi başına sabretti diyelim, bebeğiyle birlikte sabretmeyi göze almış olması çok büyük bir hadise değil midir? Bir anlığına kendimizi Hacer validemizin yerine koyalım; Bebeğimizin akıbetini bilmiyoruz ve kocamız gidiyor. Nereye gittiğini ve ne zaman döneceğini de bilmiyoruz. Acaba dönüp geri gelecek miydi, onu dahi bilmiyoruz. Bütün parçaları birleştirdiğimizde gelişen olaylar çok mantıksız ve acımasız gibi değil mi? Dünyanın matematiği ile Allahın matematiği birbirine uymaz. Allahın hesaplarını aklımız alamaz.

Hz. İbrahim, hanımını ve çocuğunu orada bırakıp dönerken şu duaları eder:

Bakara Suresi 126. ayet:
وَاِذْ قَالَ اِبْرٰه۪يمُ رَبِّ اجْعَلْ هٰذَا بَلَداً اٰمِناً وَارْزُقْ اَهْلَهُ مِنَ الثَّمَرَاتِ مَنْ اٰمَنَ مِنْهُمْ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِۜ

O vakit İbrahim, burasını (Mekkeyi, Kâbenin bulunduğu yeri) güvenli bir belde kıl. Halkından Allaha ve ahiret gününe iman edenleri çeşitli meyvelerle rızıklandır, diye yalvardı.

Hz. İbrahim oranın güvenli bir belde olmasını istemekle birlikte orada müminlerin çeşitli meyvelerle rızıklandırılmalarını da dilemiştir. O zamanlar Mekkede henüz hurma ağaçları yoktur, kurak bir beldedir. Allah Hz. İbrahimin duasına cevap olarak, insanları çeşitli vesilelerle oraya akın ettirip bahçeler oluşturmalarını sağlamıştır. Yıllar içinde Kâbeyi bir ticaret merkezi hâline getirip orayı insanların kalbinde sevimli bir yer hâline getirmiştir. Arap yarımadasında Kâbe, ticaretin merkezi olmuştur. Bütün bunların sebebi Hz. İbrahimin (as.) duasıdır.

Allah buyuruyor ki: قَالَ وَمَنْ كَفَرَ فَاُمَتِّعُهُ قَل۪يلاً ثُمَّ اَضْطَرُّهُٓ اِلٰى عَذَابِ النَّارِۜ وَبِئْسَ الْمَص۪يرُ
Küfredeni dahi rızıklandırırım da hayattan biraz nasip aldırırım. Sonra onu ateş azabına uğratırım ki orası ne yaman bir duraktır.

Hz. İbrahim şöyle dua etmişti: İman edenleri çeşitli meyvelerle rızıklandır.
Allah bu duaya cevaben demişti ki: Sadece iman edenleri değil kâfirleri de rızıklandırırım. Bir kâfir bu dünya hayatında çok rahat yaşar. Ona nimet, para veririm. Verdiğim parayla doğru yolda olduklarını zannedip küfürlerini o kadar artırırlar ki dua etmek, Allaha dönmek akıllarına bile gelmez. Vakti geldiğinde azaba uğratılırlar. Çünkü bu kadar nimet içindeyken şükretmeyi, Allaha dönmeyi, iman etmeyi, tövbe etmeyi hiç düşünmeyip kendilerini müstağni ve malik görmüşlerdir.

Bakara Suresi 127. ayet: رَبَّنَا تَقَبَّلْ مِنَّاۜ اِنَّكَ اَنْتَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ

Ey Rabbimiz! Kabul buyur. Şüphesiz Sen işitensin, bilensin, dediler.

BakaraSuresi128.ayet:
رَبَّنَا وَاجْعَلْنَا مُسْلِمَيْنِ لَكَ وَمِنْ ذُرِّيَّتِنَٓا اُمَّةً مُسْلِمَةً لَكَۖ وَاَرِنَا مَنَاسِكَنَا وَتُبْ عَلَيْنَاۚ اِنَّكَ اَنْتَ التَّوَّابُ الرَّح۪يمُ

Ey Rabbimiz ! Hem ikimizi yalnız senin için boyun eğenlerden kıl ( İsmail ve kendisi için söylüyor) hem de soyumuzdan yalnız Senin için boyun eğen Müslüman bir ümmet meydana getir. Bize ibadetimizin yollarını göster, öğret, tövbemize rahmetle bakıver. Hiç şüphesiz Tevvâbsın, Rahîmsin.

Bakara Suresi 129. Ayet:
رَبَّنَا وَابْعَثْ ف۪يهِمْ رَسُولاً مِنْهُمْ يَتْلُوا عَلَيْهِمْ اٰيَاتِكَ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَيُزَكّ۪يهِمْۜ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ۟

Ey Rabbimiz! Bir de onlara içlerinden öyle bir peygamber gönder ki onlara ayetlerini tilavet etsin, öğretsin, kendilerine Kitabı ve hikmeti öğretsin, içlerini ve dışlarını tertemiz yapsın, onları pak eylesin. Hiç şüphesiz Sensin hikmet sahibi, aziz olan Sensin.

Böylelikle Hz. İbrahim Rabbinden birçok dilekte bulunmuş olur. Kendisi çok zeki bir Peygamberdir, Allah ona rahmet etsin.

Derin bir araştırma sonucunda görüyoruz ki; Fil Suresi’nden Nas Suresi’ne kadar olan bütün sureler -Kureyş, Maûn, Kevser, Kafirûn, Nasr, Tebbet, İhlas, Felak- Hz. İbrahimin dualarının cevapları, karşılığıdır. Aslında bu sureler Hz. İbrahimin dualarında geçen kelimelere tek tek cevap niteliğindedir.

Hz. İbrahim burayı (Kâbe) güvenli bir belde kıl, diye dua ettiğinde, Allah bu duanın karşılığını Fil Suresi’nde şöyle vermiştir:

Rabbin o fil sahiplerine ne yaptı, görmedin mi? اَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِاَصْحَابِ الْف۪يلِۜ

Bu ayet-i kerime Fil Hadisesine göndermedir. Kâbeyi yıkmak amacıyla gelen Ebrehe ve ordusunun nasıl zelil düştüğüne vurgu yapmıştır. Allah Fil Suresi’yle birlikte dikkatimizi Kâbeye çevirmiştir.

Fil Suresi’nden hemen sonra Kureyş Suresi gelir,Kureyş kabilesinden bahseder. Allahu Teala:ايلَافِهِمْ رِحْلَةَ الشِّتَٓاءِ وَالصَّيْفِۚ Orayı, yazın ve kışın bir ticaret merkezi yapmadık mı? Güvenli belde yapmadık mı? buyurur.
Hz. İbrahim iman edenleri çeşitli meyvelerle rızıklandır, diye dua etmişti ya, Kureyş Suresi’nde Allahın insanları nasıl nimetlendirdiğini görürüz.

Karısını ve çocuğunu Allahın emri olduğu için geride bırakıp gerektiğinde oğlunu kurban etmeye götüren, buna rağmen hiçbir zaman Ama Allahım! Sen de benden hep zor olanı istiyorsun? demeyen Hz. İbrahimin duası Allah katında o kadar şerefli, ihlaslı, kıymetli ve yüksek bir dereceye ulaşır ki, Allah onun dualarına karşılık olarak birçok sure indirmiştir.

Maûn Suresi’ne bakalım.
اَرَاَيْتَ الَّذ۪ي يُكَذِّبُ بِالدّ۪ينِۜ ﴿١﴾
فَذٰلِكَ الَّذ۪ي يَدُعُّ الْيَت۪يمَۙ ﴿٢﴾
وَلَا يَحُضُّ عَلٰى طَعَامِ الْمِسْك۪ينِۜ ﴿٣﴾
فَوَيْلٌ لِلْمُصَلّ۪ينَۙ ﴿٤﴾
اَلَّذ۪ينَ هُمْ عَنْ صَلَاتِهِمْ سَاهُونَۙ﴿٥﴾
اَلَّذ۪ينَ هُمْ يُرَٓاؤُ۫نَۙ﴿٦﴾
وَيَمْنَعُونَ الْمَاعُونَ﴿٧﴾

Maûn Suresi’nde; Allahın nimet vermesine rağmen yetime ikram etmeyen, namazı doğru düzgün kılmayan insanlar olduğu haber verilir. Çünkü Hz. İbrahim,
İman edenlere çeşitli meyveler ver. Dediğinde, Allah bu duaya cevaben: Küfredenleri de rızıklandırırım. demişti.

Bunlar kıldıkları namazı düzgün kılmazlar, yetime ikram etmezler, içlerinde bir sürü kötülük barındırırlar. Yine de onları, -kafirler dahil- nimetlerle rızıklandırdım. Burayı güvenli bir belde haline getirip ticaret merkezi yaptım. Bütün bunlara rağmen onlar asla şükretmezler.Maûnda bu duanın karşılığını tekrar görürüz.

Hz. İbrahim duanın devamında şöyle der:Ey Rabbimiz! Hem biz ikimizi yalnız senin için boyun eğenlerden kıl, hem de soyumuzdan yalnız Senin için Müslüman bir ümmet meydana getir, bitmeyen bir ümmet getir.

Maûn Suresi’nden hemen sonra gelen Kevser Suresinde Allah, Peygamber efendimize (sav) ithafen :اِنَّٓا اَعْطَيْنَاكَ الْكَوْثَرَۜ﴿١﴾ Şüphesiz, biz sana Kevseri verdik. Şüphesiz, soyu kesik olan Sen değilsin. diye haber verir.

Bu sure Peygamberimizin (sav) oğlu İbrahimin ölümü üzerine inen bir suredir. Kevser Suresi’nde Allah Hz. İbrahime cevap olarak buyurur ki: Son getirdiğim Peygambere (Hz. Muhammede) Kevseri verdim. Bitmeyecek, tükenmeyecek bir ümmet verdim. Nesiller boyunca sürecek bir din verdim. Ona bir erkek evlat vermedim ama kıyamete kadar dinini sürdürecek bayrak verdim.

ففَصَلِّ لِرَبِّكَ وَانْحَرْۜ ﴿٢﴾ Namaz kıl ve kurban kes.

﴿٣﴾ اِنَّ شَانِئَكَ هُوَ الْاَبْتَرُ Asıl soyu kesik olan,sana karşı nefret duyandır.

Bu ayetlerde de Hz. İbrahime (as.) atıf vardır. Onun hayatına baktığımızda namaz ile birlikte sürekli olarak Allah yolunda kurban olma, sevdiklerini kurban etme meselesinin olduğunu görürüz. Yeri geldiğinde oğlunu ve eşini çöl ortasında bırakıp gitmek zorunda kalır, ilerleyen zamanlarda oğlunu kurban etmesi gerektiğine dair bir rüya görür ve bu niyetle oğlunun boğazına bıçak dahi dayar. Öncesinde kendini kurban etmesi gerekir, ateşe atılır.

Allah için kendimizi kurban etmek, kendimizden vazgeçmek kolaydır. Ancak sevdiğimiz birinden geçmek daha zordur. Çok sevdiğimiz biri olduğunu düşünelim. Eşimiz veya çok büyük günahlar içinde olan biri; hayatında zina, alkol, birtakım ahlaksızlıklar olduğu halde aslında o çok iyi bir insandır, deriz. Rabbimiz ise; Onun için üzülebilirsin, ona yardım etmeye çalışabilirsin ama Rabbinden ve peygamberinden daha çok sevemezsin, der.Kalbimizdeki sevgi ölçütünü, Allah belirler.

Kurban çok önemli bir konudur. Hz. İbrahim yaşamı boyunca kendisinden, sevdiklerinden kurban vermiştir. Allah-u Teâlâ Kevser Suresinde Resulallah (sav) için: Sen de namaz kıl ve kurban kes. Sen de çok kurban verdin ve vermeye devam edeceksin. Sürekli namaz kıl. Çünkü namaz, senin kurbanlarını devam ettirmeni sağlayacak. Kurban olmandaki veya vermendeki dirayeti sana namaz sağlayacak.
Hz. İbrahim duanın devamında: İbadetimizin yollarını göster. Tövbemize rahmetle bakıver. Hiç şüphesiz Sen Rahimsin, Tevvabsın. Onlara içlerinden öyle bir Peygamber gönder ki onlara ayetlerini tilavet etsin. Kendilerine Kitabı ve hikmeti öğretsin, içlerini, dışlarını tertemiz yapsın, pak eylesin.der.

Gerçekten de öyle bir Resul gönderilir. Hz Muhammed (sav)in Peygamber olmasına, o kabile içinden, Kureyş içinden, Kâbenin olduğu yerden birinin gelmesine; Allahın izniyle, bilgisiyle, dâhiliyle Hz. İbrahimin duasının sebep olduğunu görürüz. Bu ne büyük şereftir!

Dünyada hiçbir ehemmiyeti olmayan küçük varlıklarız fakat Allah katında dualarımız o kadar kıymetli ki… Hz. İbrahimin duasıyla Mekkenin, Kâbenin kaderi, oradaki yaşam koşulları belirlenmiştir. Mekke ticaret merkezi olmakla birlikte din merkezi de olmuştur. Meyveler, ağaçlar yetişmiş, coğrafi konum belirlenmiştir. Oradan bir resul, önder, peygamber çıkmıştır. Hz. İbrahim ümmet duası yapıp demiştir ki: Allahım, Sen kafirlere de nimet vereceksin. O zaman Senin yolundan gelen sonsuz bir ümmet olsun. Öyle bir ümmet olsun ki sürekli birbirlerine öğretsinler, bu hiç kesilmesin.

Kafirûn Suresine de kısaca değinelim: قُلْ يَٓا اَيُّهَا الْكَافِرُونَۙ ﴿١﴾
لَٓا اَعْبُدُ مَا تَعْبُدُونَۙ﴿٢﴾ De ki: Ey inkârcılar! Ben sizin tapmakta olduğunuz şeylere tapmam. La yani Hayır. Ayırdık birbirimizi. Ne siz bizdensiniz ne de biz sizdeniz. Biz size benzemeyiz, siz bize benzemezsiniz. Kâfirler kendi yollarından gider, Müslümanlar kendi yollarından gider. Biz size hiçbir şekilde benzemeyiz.

Sürekli olarak, Yılbaşı kutlamak günah mı, doğum günü kutlamak günah mı? gibi sorular soruluyor. Evet, deyince Ama o niyetle yapmıyoruz. diyerek savunmaya geçiliyor. Baktığımız zaman bu denilenler günah değil gibi gözükse de aslında başka bir kavmi, daha açık bir ifadeyle kafirleri yansıttığı için caiz değildir. Efendimiz (sav) bununla ilgili olarak: Kim bir kavme benzemeye çalışırsa onlardandır. buyurmuştur. O halde bizim de kendimize sormamız gereken sorular şöyle olmalıdır: Ben kimim? Müslümanım. Peygamberim ve onun öncesindeki peygamberler hayatlarında bu hanif din için, Allahın dini için çok büyük mücadeleler vermişlerdi. Kime karşı? Kâfire, küfre karşı. Küfür, hakikati örten demektir. Kâfir kelimesi de buradan gelir. Kafirler hakikati örttükleri için küfre düşerler. Allahı görmek istemezler ve kâfir olurlar. Bütün peygamberlerin mücadelesi küfürleydi. Adalet sistemini oturtmak için gayeleri ve gayretleri vardı. Hz. Ademden beri gelmiş geçmiş bütün peygamberler ömürlerini bu gayeye adamışlardı. İnsanların nazarında kimisi evlatlarını, kimisi eşlerini, kimisi bu dünyadaki bütün malını, itibarını kaybetmişti. Deli denmiş, damgalanmış, aşağılanmış, dışlanmış, horlanmışlardı. Bütün bunları la dedikleri için Allahın hayır dediklerine hayır dedikleri için yaşamış, eziyet çekmişlerdir. Toplumdaki sürüye, kalabalığa uymamışlardır. Hayır, kültür dinden üstün değildir. İdeolojileriniz, dinden üstün değildir. diye haykırıp hepsine لَٓا dedikleri için sürekli kavga ve huzursuzluk çıkmıştır.

Yaptığımız, işlediğimiz fillerin kâfirlerin yaptıklarına benzememesi gerekir. Kafirlerin kendilerine özgü alışkanlıkları varsa Müslüman olarak aynı alışkanlığa sahip olmamamız gerekir. Mesele onların ne yaptıkları, neyi süsledikleri değildir. Daha derin, daha içsel noktadan bakmalıyız. Maddelere cisimlere takılmayıp bunun temelinde yatan sebebe odaklanmalıyız. Bir Müslüman olarak Rabbimizin dediklerini yapmalıyız ve Rabbimiz kâfire benzememizi istemiyor. Ama biz o niyetle yapmıyoruz. O zaman Peygamberlerin kavga etmelerine, canlarından olmalarına, çocuklarının ölmelerine gerek yoktu. Ailelerini silmelerine gerek yoktu. Onca tufana, onca helak olan kavme gerek yoktu. Kafirûn Suresinde bunu göreceğiz. Ne biz size bir adım geliriz, ne de siz bize bir adım gelirsiniz.

Bilâl Habeşi bir köleydi, Müslüman olduğu için sahibi ona eziyet ediyordu. Resulallah (sav): Sahipleriniz size eziyette bulunursa Müslüman olmadığınızı söyleyebilirsiniz, diyor. Bunun için izin veriyor fakat Hz.Bilâl sahibinin ondan istediklerini katiyen yapmıyordu. Ağzından asla onun istedikleri çıkmıyor, günlerce güneşin altında dayak yiyip kırbaçlanıyordu. Çıplak tenimize kırbaç darbeleri vurularak günlerce dayak yediğimizi hayal edelim. Tahayyül etmek dahi ne derece dehşet verici değil mi? Sahibi onu dövmekten yorulup bitap düşüyordu. O ise dayak yediği halde sürekli diyordu ki: أحدٌأحد Allah birdir bir!

İnsanlar o adamla bu köle seni rezil etti deyip dalga geçiyorlardı. Öyle güçlü, öyle kararlı bir köle ki sen dövmekten yoruldun, buna rağmen köle dediklerini hala yapmıyor.diyorlardı.Etrafındaki insanlardan utanan adam Hz. Bilâlin kulağına eğilip: Bari Lât ve Uzza da (o dönem Mekke’deki en büyük iki put) de. diye yalvarıyordu. Tamam, Allah diyorsun ama ağzından Lât ve Uzza da çıksın. Hz. Bilâl buna karşılık Hak bâtıla bir adım bile gelmez. Ehadün ehad. Allah birdir bir. diye mukabelede bulunuyordu. Bu cümle duyabilirsek eğer bize çok söz söyler. Allahın istemediği hiçbir fikre, adete, yöreye, ideolojiye kapılmamamız gerekir. Çünkü Allah birdir bir. Hem Allah hem de Lât, Uzza diyemeyiz.

Nasr Suresine bakalım: Kâfirlerin bütün propagandalarına, eziyetlerine rağmen bu safta kalırsak ne olacak? اِذَا جَٓاءَ نَصْرُ اللّٰهِ وَالْفَتْحُۙ ﴿١﴾Allahın yardımı ve fetih geldiğinde.. Allahu Teâlâ bu surede fetihten, müjdeden ve Müslümanların kazanmasından bahseder. Allahın yardımı ve fethi Allahın tarafında olanlara gelecek. Allah Müslümanlar’a fethi vermesine, cenneti vaad etmesine rağmen hâlâ küfürde kalmaya ısrar edenler de ne yazık ki olacaktır.

Nasr Suresinin hemen ardından Tebbet Suresi gelir. تَبَّتْ يَدَٓا اَب۪ي لَهَبٍ وَتَبَّۜ﴿١﴾ Ebû Lehebin elleri kurusun. Zaten kurudu da! Burada da Ebu Lehebin iki elinin kuruması anlatılır. Cehennemlik olan insanın vaziyetinden bahseder. Bütün bu hakikatlere rağmen yine de kibrinden, alışkanlıklarından, enaniyetinden; küfürde kalmak isteyen, alışkanlıklarına köle olmak isteyen, arkadaş grubumu, itibarımı kaybetmeyeyim, sevgilimi, zevklerimi, işimi kaybetmeyeyim diye Allahın yolunu satanlar da olacak, diyor Allah-u Teâlâ. Onların iki eli kurusun. O eli onlara ben vermiştim. Verdiğim nimetlerle beni unutanlar kurusun, ayetinden sonra cehennem sahnelerinden bahseder.

Bu kadar hadiseden sonra İhlas Suresi gelir.قُلْ هُوَ اللّٰهُ اَحَدٌۚ ﴿١﴾ O Allah birdir. Ehaddır. Neden? Çok uzun savaşlardan sonra insan neden savaştığını unutur. Herhangi bir sebep uğruna mücadele ettiğimiz bir durum için yıllar sonra bunu neden yapmıştım acaba? diye düşünebiliriz. Allah bu kadar hadiseyi, savaşı ve mücadele sürecini anlattıktan sonra bizleri İhlas Suresi’yle birlikte başladığı noktaya yani Fatiha Suresine geri getirir. Fatihada Allahın Rab olduğunu öğrenmiştik. O Allah birdir. O Allaha kulluk etmek için yola çıkmıştık, hatırlayalım. اَللّٰهُ الصَّمَدُۚ ﴿٢﴾ Allahüssamed. O Münezzehtir, Samettir; kendisinden istenendir, kendisine her şeyin muhtaç olduğu Allahtır.

En son iki koruyucu sure olarak bildiğimiz Muavvizeteyn (Felak ve Nas) sureleri gelir. Bütün bunları anlatıp kendisini hatırlattıktan sonra bizim için Felak ve Nas Surelerini gönderiyor. قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِۙ ﴿١﴾ De ki: İnsanların Rabbine sığınırım.
قُلْاَعُوذُبِرَبِّالْفَلَقِۙ ﴿١﴾De ki: Sabah aydınlığının Rabbine sığınırım. Rabbinize sığının; insanların, cinlerin, şeytanların vesvesesinden, her şeyden Rabbinize sığının. Artık bir kilit vurun kalbinize, hiçbir batıl sizi bu yoldan alıkoyamasın. Bu serüveni tamamladınız, kalbinize kilidi vurdunuz, artık hak mührü ile kilitlenen kalbinize batıl zarar veremesin. Bu koca yolculuğu unutmayın.

Kısaca değindiğimiz bu surelerin her biri, Hz. İbrahimin duasına karşılık gelen sureler bütünüdür. Fil, Kureyş, Maûn, Kevser, Kafirûn, Nasr, Tebbet, İhlas, Felak, Nas. Bunların hepsi bütüncül bir gruptur.

Yorum yap