Hakîkatin Hayâli

Hakîkatin Hayâli

*Bu metin Üç Aylara Dair http://dilaraninpenceresi.com/uc-aylara-dair/    başlıklı metinin devamı olmakla beraber dua ve hayâl kavramlarını detaylıca  işlemektedir. Her iki metin de ders kayıtlarının yazıya çevrilmesiyle sunulmuştur. Dil, konuşma dilidir.

وَالصَّلَاةُ وَالسَّلَامُّ عَلٰى رَسُولِنَا مُحَمَّدٍ وَ عَلٰى اٰلِهِ وَأَصْحَابِهِ وَ أَتْبَاعِهِ أَجْمَعِينَ

سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَا إِلَّا مَا عَلَّمْتَنَا إِنَّكَ أَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ

سُبْحَانَكَ لَا فَهْمَ لَنَا إِلَّا مَا فَهَّمْتَنَا إِنَّكَ أَنْتَ الْجَوَّادُ الْكَرِيمُ

رَبِّ اشْرَحْ لِي صَدْرِي وَ يَسِّرْلِي أَمْرِي

وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِنْ لِسَانِي يَفْقَهُوا قَوْلِي

وَاُفَوِّضُ اَمْرِى اِلَى اللّٰهِ اِنَّ اللّٰهَ بَصِيرٌ بِالْعِبَادِ

Hamd Âlemlerin Rabbi olan Allah’a, salât ve selam Resûlümüz Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve sellem), onun ailesinin, ashabının ve onlara güzellikle tabi olanların üzerine olsun.

Ya Rabbi! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim. Senin bize öğrettiğinin dışında bizim ilmimiz yoktur. Şüphesiz sen, her şeyi en iyi bilen, her işi hikmetli olansın. Ya Rabbi! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim. Senin bize gerçeği anlattığının dışında bizim anlama imkânımız yoktur. Şüphesiz sen çok cömertsin ve çok ikram sahibisin. Ey Rabbim! Göğsümü ferah eyle, işimi kolaylaştır. Dilimin bağını çöz de sözümü anlasınlar. Ben işimi Allah’a bırakıyorum. Şüphesiz Allah kullarını görendir.

Kitabımızda Fatiha Suresi’nden hemen sonra Bakara Suresi başlar:

الٓمٓۚ

ذٰلِكَ الْكِتَابُ لَا رَيْبَۚۛ ف۪يهِۚۛ هُدًى لِلْمُتَّق۪ينَۙ

‘’Elif, lam, mim. Zalikel kitabü la raybe fih hüdel lil muttakıyn.’’

 Şüphesiz bu kitap muttakiler için yol göstericidir

Bu Kitapta Okuyacağınız her şey sizin dünya ve ahiretteki bütün karanlıklarınızı giderecek olan nurla dolu, diye Allah bize haber veriyor. Ancak kim için yol göstericidir? Muttakiler için. Muttakiler Allah’tan sakınan insanlardır. Takvalı olan insanlardır. Sonra da bize muttakilerin kim olduğunu tanıyor Allah u Teâlâ:

اَلَّذ۪ينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ[1]

‘’Ellezine yü’minune bil ğaybi’ Onlar gayba iman ederler. Bizler ahirete iman ederek Müslüman olabiliyoruz. Sonrasında namaz, zekat, farklı imani noktalar gelecek. Ancak Kur’ân’ı Kerim’in en başında Kur’ân’dan faydalanabilecek olan, karanlıkta yolunu bulabilecek olan, cenneti kazanabilecek olan muttaki tarifine Allah birinci maddeye gayba imanı koymuş.

وَيُق۪يمُونَ الصَّلٰوةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَۙ

’’Ve yükıymunas salate ve mimma razaknahüm yünfikun’’ Namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.

İlk önce gayba iman geldi. Sonra namaz ve infak geldi. Surenin devamında ahirete de kesinkes imana vurgu var. Aslında ahiret de zaten bizim için gayb. Dinimizin çok büyük bir kısmı gayb üzerine kuruludur. Gayb bizim bu gözlerimizle göremediklerimiz, bilemediklerimizdir. Mesela kabir azabına iman ediyoruz ama kabir azabını görmedik. Resûlullah (sav) söyledi ve biz inanıyoruz.

Yer ile göğün birleşeceğine, dağların parça parça olacağına, bütün mahşer sahnelerine iman ediyoruz. Şems, Ğaşiye, İnşikak, Kamer Sureleri’nde karşımıza hep kıyamet sahneleri çıkıyor. Biz bunları görmedik ama öyle olacağına inanıyoruz. Yani gayba inanıyoruz.

Geçmiş kavimlere, onların başlarına gelenlere, denizin ikiye yarılmasına… hepsine inanıyoruz. Deniz ikiye yarılırken biz orada değildik Hz. Musa’nın kavmi ile birlikte değildik. Ama Allah ‘’yarıldı’’diyor, o zaman yarıldı. Bilimsel olarak açıklayamayız. Resûlullah’ın (sav) Mirac’a çıktığına bütün kalbimizle iman ediyoruz. Göğe yükseldiğine cenneti, cehennemi gördüğüne, peygamberler ile buluştuğuna… hepsine iman ediyoruz. Ancak biz bunları da görmedik.

Bakarsanız dinimizin çok büyük bir kısmı gayba iman ile geçiyor. Bu noktada birçok sahneyi Allah zihnimizde canlandırabilmemiz için bize betimlemeler yapıyor Kur’ân’ı Kerim’de. Cenneti tarif ediyor: ‘’Altlarından ırmaklar akar. Yeşil minderlere yaslanmışlardır. Üzerlerinde ipekten, yakuttan elbiseler vardır. Onlar köşklerinde yaslanmışlardır. Neşe içindedirler.’’[2] Bize aslında hakikatin hayâlini kurduruyor. Gözümüzde canlandırmamızı istiyor. Sahabe Resûlullah’a (sav) sık sık cennetin, cehennemin tasvirini soruyor. Resûlullah (sav) cennetteki, cehennemdeki sahneleri canlandırarak anlatıyor sahabeye. Ve onlar hayal kuruyorlar. Gözlerinde canlandırmış oluyorlar. Allah bütün bunları düşlememizi, hayâlini kurmamızı, zihnimizde canlı tutmamızı istiyor. Ama bu hususta çok zayıf kaldığımızı düşünüyorum. Oturup bir cennet hayali kurmuyoruz. Cehennemin nasıl olduğunu düşlemiyoruz. Kabir anımızı düşlemiyoruz. Ama bir evin, arabanın ya da bir kariyerin hayalini çok rahatlıkla kafamızda kurabiliyoruz. Bakıyoruz ki, Rabbimiz hayâllerimizi de şekillendirmek istiyor.

Bir cennet hayâlimizin olması lazım. Cennetteki evini kim hayâl etti mesela bugüne kadar? Cennetteki bahçemin şöyle olmasını istiyorum diye düşünen var mı? Oraya gidebilmeyi ümit ediyoruz Allah’ın lütfuyla. O zaman oradaki evimizi inşa etmemiz gerekmez mi? Şu an söyleyebilirsiniz mesela. Rabbim cennetteki evimin salonunda şöyle bir şey olsun istiyorum. Allah o istediğin şeyi oraya koyabilir şu anda.

Ömer 6 yaşında. Onlarla cennetteki evimizin hayâlini kuruyorduk. Dedi ki: ‘’Cennetteki evimin bir odasında deniz olsun, bir odasında şenlik olsun, bir odasında doğum günü olsun istiyorum.’’ dedi. Çocuklarla dua etmek ve hayal kurmak çok keyiflidir. Dedim ki, Ömer söylediğin mümkün. Cennetteki evinin bir odasında deniz olabilir gerçekten. Havuz falan değil yani. Çok güzel bir hayaldi. Çocuğun imanı daha saf oluyor tabii. Çünkü öğrettiğiniz zaman çocuğa Allah istediği her şeyi yapabilir diye, o zaman diyor ki: ‘’Haa tamam, cennetteki evimin ortasında deniz olsun o zaman. Madem Allah her şeyi yapabilir.’’ Buna 6 yaşındaki Ömer inanıyor; ama 30-40 yaşındaki bir insan cennetteki evinin çok hayalini de kurmuyor. Hayâlini de kursa evinin içinde deniz olabileceğini de düşlemiyor.

Bütün bunları hikâye anlatmak için söylemiyorum. Ama imanımızda zayıflık, namazımızda tatsızlık, amellerimizde gevşeklik, farzlarda sebatsızlık yaşıyoruz ya aslında bu ahiretimizi düşlemediğimiz için de oluyor. Hayâl kurmadığımız için, orayı zihnimizde canlandırmadığımız, bir yakınlık hissetmediğimiz için oluyor. Diyelim ki burada herhangi bir şeye çok üzülüyorsunuz, haksızlığa uğradınız. Kötü bir aileniz var, ya da bir aileniz yok, evlenmek istediniz; evlenemediniz ya da evlendiniz çocuğunuz olmuyor, mesleğini çok seven bir insansınız ama bu iş size henüz nasip edilmedi… Odaklanmamız gereken olmayanlar değil, esas yaşamımızda bize sunulanlar ve daha da kıymetlisi Allah’ın rızasını kazanmış olarak ölmek..

Cennetteki yaşamı tam olarak tasavvur edemiyoruz. Biz orada sadece yiyip içip yatmayacağız. Orada bir sorumluluğumuz olmayacak ama orada da yaşamlar olacak, çarşılar, pazarlar, ticaret… Herkesin kendi dünyası olacak, istediği gibi yönetebileceği, istediği her şeyi yapabileceği.

Mesela, orada bir sürü fotoğraf makinem olsun, galerim olsun, klasik arabalarım olsun istiyorum. Canım hangisini istiyorsa ona bineyim. Havada uçan arabam da olsun ama yerden giden de olsun. Burada doyasıya şu an kullanamıyorum. Belki bu dünyada da olur ama cennetteki bir başka olur yahu! Sonra kocaman bir işletmem olsun istiyorum. Bir tarafında çiçeklerim, diğer tarafında kitaplarım, dünyanın en güzel kitaplarının oluşturduğu bir kütüphanem olsun istiyorum. Sonra bir köşküm daha olsun sırf çocuklarla dolu. Ay orada hepimiz aynı yaşta olacaktık gerçi. Neyse, bizi mutlu edecek her nimet olacak! Neden olmasın ki? Orada âlimler ile oturayım, anlatsınlar, dinleyeyim. Orada da bir yaşam kuracağız. Tatile gitmek değil, bir yaşamımız olacak, nasıl istiyorsak öyle olacak. Burada Maldiv Adaları’nda bulunamam şu anda, ama cennette kendime bir tane Maldiv Adası isteyebilirim. Bunda sorun yok. Cennette bir adam, dünyam, gezegenlerim olabilir. Galaksim olsun istiyorum, gezeyim Uranüs, Jüpiter, Merkür… Cennette gezegenlerim olsun ve gezeyim. Bakabileyim yıldızlara, uçabileyim, geçebileyim içlerinden. Dünya yetmez ki  arzularıma! Yine çok cennete gitmek istediğim bir andayım arkadaşlar 😀

Bütün bunları düşlemek bu dünyayı insanın gözünde basitleştiriyor. Burada ne isteyebilirim ki? İstesem de, her şey iyi olsa da biliyorum ki bitecek. Tükenecekler bir şekilde. Afiyet istiyoruz ama nihayetinde öleceğim, bitecek ve yapabileceğim şeyler sınırlı. Lezzetleri bıçak gibi kesen ölümü hatırlayın [3], buyuruyor ya Resûlullah (sav). Dünyanın en büyük lezzetleri bize verilmiş olsa bile öleceğiz.

Bunu hatırlamak o lezzeti kesmek için yeterli. Ama cennette bir de Allah’ın cemalini görmek, Resûlullah (sav) ile oturmak var. Orada bütün peygamberlerle tanışmak var.

Düşünsenize Hz. Musa’ya soracağız. ‘’Allah sana ilk nasıl seslendi? Sen o dağdayken korkmadın mı, nasıl oldu?’’ Direk onun ağzından dinlemek, Resûlullah’ın (sav) ağzından dinlemek. ‘’Hz. Hatice ile nasıl evlendiniz, ne hissettin…’’ Çünkü ahbap olacağız, arkadaş olacağız. Orada haramlık helallik de olmayacak artık aramızda.

Hepimiz aynı yaşta olacağız. Resûlullah’ın (sav) dilinden dinleyeceğiz. Hz. Hatice’nin (r.a.) dilinden dinleyeceğiz. Ne kadar güzel. Bir an önce cennete gitsem diye arzuluyorum. Bilmiyorum tabii ki cennete gidip gidemeyeceğimi ama gitmek istiyorum. Çok gitmek istiyorum.

Bu dünyada insanı üzen çok şey oluyor maalesef. Biz de üzülüyoruz. Bizi de üzdüler ama geldik, yine dersimizi anlattık. Ancak cennet lazım bütün kederleri silmeye. Bize cennet lazım, gerçekten bu dünya yetmez benim kalbimi iyileştirmeye. Bu dünyanın nimeti unutturmaz benim kalbimdeki kederleri. Ve diyorum ki, bu dünyada neye üzülüyorsan, neyi kaybettiysen, neyle sınandıysan ne kadar büyük kederin olduysa inşallah ölüm anında bir kolaylık olacaksa hiç sorun yok. Böyle dua etmeliyiz. Ölüm anımızda kolaylık olsun, kabirde kolaylık olsun. Bütün bunlar hayra dönmüş olsun.

Cenneti düşünmek, hayâl etmek ve hayâl ederek dua etmek Allah ile bağlantımızı çok güçlendirecek bir eylem. O yüzden üç aylarda bunu da niyetinize almanızı istiyorum. İtikaf vardır Ramazan ayının son on gününde, on dakika, yirmi dakika bile insan itikafa girebilir. Camide diyelim namaz kıldınız, bütün zamanlar için söylüyorum. Namaz kıldınız, diyelim öğleni kıldınız, bir işiniz de yok. Öğle namazından ikindi namazına kadar camide bir köşede oturup hiç yerinizden kalkmadan Allah’ı zikretmek, dua etmek ve bir sonraki namazı beklemek çok faziletli, çok büyük bir ameldir. Basit gibi gözüküyor ama çok büyük bir iştir. Tabii ki telefonla da uğraşmayacağız o esnada. Bir kolaylık daha sunabilirim, o aradaki zaman size çok uzun gelecekse. Belki öğleni ilk girdiği an kılmamışsınızdır. 30-40 dakika sonra kılmışsınızdır. İkindiye belki çok da vakit yoktur o zaman. Bu şekilde de olabilir. Öyle bir aralıkta kenara çekildiniz, Kur’ân’ı Kerim okudunuz, namaz kıldınız. İşte tam orada dua edeceksiniz Rabbinize. İşte hayâl etmek için en güzel an. Allah ile kavuşma anımızı, ölüm anımızı, bütün kederlerimizin silindiği anı hayâl etmeliyiz.

Cennete dair hayallerimizi ve dualarımızı artırmamız lazım.

Çünkü Allah bize aslında Kur’ân’ı Kerim’de bütün o hakikatleri düşletiyor, onların hayâlini kurdurtuyor. Mesela kıyamet sahnelerini yaşamamızı, zihnimizde canlandırmamızı istiyor.

Kur’ân’ı Kerim’in son sureleri İnşikak, İntifar, Ğaşiye, Kamer, Tekvir Surelerinde çok fazla kıyamet sahnesi vardır. Dağların ne olacağı, denizlerin ne olacağı, göklerin ne olacağı…Allah tarif eder bunları.[4] Neden bunları tarif ediyor? Hayal edelim diye. Öyle dehşetli bir günü hayâl ettiğimizde burada bir harama yaklaşabilir miyiz? Hayır. Ama hayâl etmiyoruz. Diyoruz ki, kıyamet kopacak işte. Ama nasıl kopacak? Niye Allah o kadar çok tarif etmiş? Öylesine mi? Hayır. Zihnimizde canlandıralım diye. Cehennemin bir sürü tarifi var Kur’ân’ı Kerim’de. Cehennemin çeşitleri, kapıları, katları, azap çeşitleri var. Bunların hepsini söylemiş Kur’ân’ı Kerim’de Allah u Teâlâ. Neden? Bilelim diye. Tanıyalım.

Eğer cennet için çalışmazsak nasıl bir yere gideceğimizi öğrenelim diye. Bu noktadaki bakış açımızı geliştirmemizi ümit ediyorum. Hayâl kuralım Rabbimiz ile. Resûlullah (sav) ile olduğumuzu düşleyelim. Âlimler ile birlikte olduğumuzu düşleyelim.

Yeni bir âlim, sahabe, peygamber tanıdıkça eğer ona kalbimde çok muhabbet yükselirse şöyle söylerim: ‘’Cennette tanımak istediğim insanların sayısı bir sayı daha arttı. Artık bir kişiyi daha tanışmak istiyorum!’’ Zihnimde bir halka var cennette. Yuvarlak bir halka. Orada konuşmak istediğim, muhabbet etmek istediğim herkes var. Peygamberlerden, âlimlerden, sahabilerden. Onlar konuşuyor ben de soru soruyorum. Onlar da usanmadan bana cevap veriyorlar. İşte böyle hasbihal etmek istediğim, konuşmak istediğim, sahnelerini görmek istediğim çok fazla insan var. Sayıları da gittikçe artıyor elhamdülillah. Bunları istemeyi Rabbim kalbime koyduğu için çok şükrediyorum. Bu hedefim benim ahiret hedefim zaten.  Orayı kazanmam içinse burada bir şeylerden fedakarlık yapmam lazım.

Ama bir de hedefim borsada kazanmaksa, sadece bir araba almaksa, sadece güzel kombinler yapmaksa… Affedersiniz ama bunlar çok tırt hedefler. İsterseniz BMW alın. Benim cennetteki hayalimin yanında dünyanın en güzel BMW’sinin de Mercedes’inin de bir değeri yok. Bir çarparsın paramparça olur. Bize sonsuz hayâller, ufuklar lazım. Kalbinizde bu noktada bir heyecan bırakabilmeyi ümit ediyorum.

Sizin başka zevkleriniz olabilir tabii ki, benim gibi uçup kaçmak istemeyebilirsiniz. Siz ne isterseniz onu isteyin Rabbimizden. Bu dünyada heves ettiğimiz, beğendiğimiz, arzu ettiğimiz, içimizde ukde kalan bazı nimetler ve güzellikler var. Allah’ın yarattığı her şey çok güzel. Bu bir insan da olabilir, bir yere gitmek de olabilir. Ona belki şu anda ulaşamıyoruz. Belki hiç ulaşamayacağız. Allah bizi tanıyor, zevkimizi biliyor. Hiçbir şekilde bizi hayâl kırıklığına uğratmaz. Ne istiyorsak katına kat cennette vereceğini garanti ediyor. O yüzden burada sevdiğim, haram diye vazgeçtiğim şeylerin çok daha güzelini cennette bulacağıma eminim. Bu hakikat beni cennete karşı çok motive etmiş oluyor. İnsan böyle bir bakış açısıyla yaşadığında cennete yatırım yapmaya çalışır. Oraya gitmeye dair heyecan duyar kalbinde. Ama diğer bir insan  dünyaya yatırım yapıyorsa buraya kazık çakmak ister ve bu dünyadan gitmek istemez. Duaları da sadece dünya için olur.

Dünya için dua etmeyelim demiyorum. En korktuğum şey birisine muhtaç olmaktır. Rabbime sığınıyorum bu hususta O’ndan afiyet, sağlık dilerim. Maddi ve manevi kimseye muhtaç olmak istemem. Sağlık çok kıymetli bir nimet. Kendi paranı kazanmak çok kıymetli bir nimet. Bu nimetleri Rabbimden istiyorum, bereketlendirerek bana vermesini ümit ediyorum. Dünyama da afiyet versin. İmtihan talep etmiyorum bununla birlikte demin bahsettiğim hayaller kadar -Allah kalbimi biliyor- bir araba için bu kadar kalbim çarpmıyor.

Arabayı örnek veriyorum çünkü arzuladığım bir mülk dünya nimetleri içinde. Ama ‘’O yuvarlak halka mı, çok harika bir araba mı?’’ deseler. Tabii ki o yuvarlak halka derim. Allah bana dese ki, hiç araban olmasın ama o yuvarlak halkayı kesinlikle sana veriyorum. O halkadaki herkes ile konuşacaksın dese, bundan hiç yüksünmem, bir an bile acaba, demem. Ömür boyu arabam olmasın. Elbette Rabbimizin hazinesi geniştir. O’ndan dünyada da ahirette de nimetler arzu ediyoruz. Dualarımızı artıralım. Dualarımızı ederken hayâl kuralım. Acele etmeyelim. Rabbimizle yakınlaşalım ve ukde olan ne varsa içimizde onun çok daha güzellerini Rabbimizin bize vereceğini bilelim.

Bu yokluk bütün konularda olabilir. Maddi, manevi, insani bütün yokluklarımızın, bütün hasletlerimizin sona ereceği yer cennettir. Burada beklemeyelim. Burada olduğu kadar. Ama cennette ne kadar istiyorsak o kadar. Daha, daha, daha fazlası Allah tarafından.[5]

Namazda ettiğimiz dualarda da Rabbimiz bize hayal kurduruyor. Tahiyyat Suresi’nden biraz bahsetmek istiyorum. Tahiyyat’ın başı, ortası ve sonu duadır. Allah’ım dilimizle, bedenimizle ve malımızla yaptığımız ibadetlerin tamamı senin içindir. Bakın burada hep birlikte dua ediyoruz. Tahiyyatta aslında diyoruz ki, biz Müslümanlar olarak Rabbimiz, hepimiz; dilimizle, bedenimizle, malımızla yaptığımız ibadetlerin tamamı senin içindir diye ilan ediyoruz.

Burada biz kalabalığız. Namazı tek başımıza kılıyoruz ama bu duayı toplu ediyoruz. Ve toplu olduğumuzu düşünüyoruz. Allah için zaman tasavvuru yoktur. Allah sonsuzdur, ebedidir. O an biz gelmiş geçmiş bütün Müslümanlar ile birlikte Tahiyyatta bulunuyoruz aslında. Bütün peygamberler ile birlikte Tahiyyatta bulunuyoruz. Hep birlikte Rabbimiz ile konuşuyoruz. Öyle bir namaz kılıyoruz ki aslında her namazda, çok kalabalık, cemaati çok büyük bir namaz. Eğer kalben bunu hissediyorsak Resûlullah’ın (sav) söylediği kelimeleri biz de söylüyoruz sabah, öğlen, ikindi, akşam, yatsı namazında. O namazı Resûlullah (sav) ile Hz. Ömer ile Hz. Hatice ile kılıyoruz. Birlikte hareket ediyoruz.

Sonra ‘’Ey peygamber (sav) Allah’ın sonsuz rahmeti, selamı, bereketi seninle olsun.’’ Burada da Resûlullah (sav) ile selamlaşıyoruz. Resûlullah (sav) diyor ki, her kim bana selam verirse ben onun selamını alırım.[6] Demek ki, yürekten ona selam versek o bize diyor ki, aleyküm selam. O an Resûlullah (sav) biz ile konuşuyor. Şu dediğimi bir durup tahayyül etmeye çalışalım.

Allah’ın selamı bizimle ve tüm mümin kullar ile birlikte olsun. Bakın tahiyyatı kimler ile okuyorsak onlara da selam verdik. Aleykum selam dediler. Şahitlik ederiz ki Allah’tan başka ilah yoktur. Ve yine şahitlik ederiz ki Muhammed onun kulu ve elçisidir. Şahitliğimizi de getirdik ve Tahiyyat’ı bitirdik. Harika bir an yaşadık aslında.

Gelmiş geçmiş bütün Müslümanlar ile birlikte şahitliğimizi tazeledik. Resûlullah (Sav) ile selamlaştık. Rabbimiz ve bütün Müslümanlar ile birlikte ibadetimizi, malımızı her şeyimizi ona verdiğimizi tekrar söyledik. Ne kadar büyük bir iş yaptık. Ama bunu düşlemezsek o an, bu kalabalığı, bu ruhu hissetmezsek; sadece bir kuru kelime yığını ağzımızdan çıkmış olur.

Yine aynı şekilde Fatiha Suresinde de biz hep birlikte dua ediyoruz. Elhamdülillahi Rabbil alemin. Hamd Alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Errahmanirrahim. O Rahmandır, Rahimdir. Malikiyevmiddin. Din gününün sahibidir. İyya kena’budü ve iyya keneste’ın. Ancak sana kulluk ederiz ve yalnız senden yardım dileriz. Biz. Kimiz biz? Bakın cemaatimiz yine çok kalabalık. Biz namazda hep birlikteyiz. Bu namazı kılanların hepsi ile beraber. Bakın bunlar hep yine hayal etmeye çıkıyor.

Ben mistik şeylerden hiç hoşlanmam. Rüyaların çok ciddi anlamlandırılmasından, ak sakallı dedelerden, şifrelerden, tılsımlardan hiç hoşlanmam. Din hakîkattir. Tılsımla pek işi yoktur. Hayâl derken; uçmalardan, kaçmalardan, translara geçmelerden bahsetmiyorum. Hayâl dediğim Allah’ın önümüze koyduğu sahneleri bizim de zihnimizde canlandırmamızdır. Böylece Allah’ın istediği şekilde O’na yakınlaşmamız. Duadaki meylimizi, duygumuz artırmamız. Aslında hakîkatin hayâli. Çok güzel bir başlık oldu. ‘’Hakîkatin Hayâli.’’ İnşallah sizin için faydası olur. Ufuk açıcı bir bilgi olmuştur sizler için. Dün dinlediğim bir dersten sonra benim için öyle oldu bu şekilde düşündüğümde. Recep ve Şaban’ın mübarek geçmesini ve Ramazanın da şimdiden bizim için mübarek olmasını Rabbimden niyaz ediyorum.

Allahümme salli ala seyyidina Muhammed.

14.02.2021

[1] Bakara Suresi/ Bahsi geçen bölümün tamamı şöyledir: 1- Elif. Lâm. Mîm.
2- Bu, kendisinde şüphe olmayan, muttakiler için yol gösterici olan bir Kitap’tır.
3- Onlar, gayba inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.
4- Ve onlar, sana indirilene, senden önce indirilenlere iman ederler ve ahirete de kesin bir bilgiyle inanırlar.
5- İşte bunlar, Rablerinden olan bir hidayet üzeredirler ve kurtuluşa erenler bunlardır.

  • [2] Al-i İmran Suresi, 15. ayet: De ki: “Size bundan daha hayırlısını bildireyim mi? Korkup sakınanlar için Rablerinin Katında, içinde temelli kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler, tertemiz eşler ve Allah’ın rızası vardır. Allah, kulları hakkıyla görendir.”
  • Tevbe Suresi, 72. ayet: Allah, mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara içinde ebedi kalmak üzere, altından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vadetmiştir. Allah’tan olan hoşnutluk ise en büyüktür. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.
  • Hicr Suresi, 45. ayet: Gerçekten takva sahibi olanlar, cennetlerde ve pınar başlarındadır.

[3] “Lezzetleri yok eden ölümü çok anın.” – Tirmizî, Sünen, Zühd 34/4 (IV;553)

İbn-i Ömer (r.a)’dan rivayet edildiğine göre O şöyle demiştir: Ben Resulullah’la beraber iken Ensar’dan bir adam geldi selam verdi ve Peygamberimiz’e şöyle sordu:Ya Resulallah mü’minlerin hangisi en faziletlisidir? Peygamberimiz: “Ahlakı en güzel olanıdır” dedi.Sonra adam : “Mü’minlerin hangisi en akıllıdır?”dedi Aleyhi’s-salâtu ve’s-selâm: “Ölümü en çok hatırlayandır ve ölümden sonrası için en iyi hazırlığı yapandır. İşte bunlar en akıllı kimselerdir.” buyurdular. – İbn Mace, Sünen, Zühd, 34/31 (II;1423)

[4] Kamer Suresi 46,47,48: ‘’Hayır, kıyamet, onların (görecekleri asıl azabın) vaktidir. Kıyamet (azabı) ise daha müthiş ve daha acıdır. Şüphesiz suçlular (müşrikler) sapıklık ve ateşler içindedirler.  Yüzüstü ateşe sürüklendikleri gün kendilerine, “Cehennemin dokunuşunu tadın!” denecek. Tekvir Suresi 1-5: ‘’Güneş dürülüp karardığında, Yıldızlar dökülüp söndüğünde; Dağlar sökülüp yürütüldüğünde; Doğuracak develer başı boş bırakıldığında; Yabani hayvanlar toplanıp bir araya getirildiğinde.’’ İnşikak Suresi 1-4: ‘’Gök yarıldığı ve Rabbine boyun eğdiği zaman -ki ona yaraşan budur-, Yer uzatılıp dümdüz edildiği ve içindekileri atıp boşaldığı zaman’’

[5] Tevbe Suresi, 21. ayet: Rableri onlara Katından bir rahmeti, bir hoşnutluğu ve onlar için, kendisine sürekli bir nimet bulunan cennetleri müjdeler. Tevbe Suresi, 22. ayet: Onda ebedi kalıcıdırlar. Şüphesiz Allah, büyük mükafat Katında olandır.

[6] Ebû’d-Derda anlatıyor: “Rasulullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

“Cuma günü bana salâvatı çok okuyun. Çünkü o gün okunan salâvatlar meşhuddur, melekler ona şahidlik ederler. Bana salâvat okuyan hiç kimse yoktur ki, o daha okumasını bitirmeden salâvatı bana ulaştırılmamış olsun.” Bunun üzerine dedim ki: “Siz öldükten sonra da mı?” “Evet , öldükten sonra da. Zira Cenab-ı Hak Hazretleri toprağa, peygamberlerin cesedini çürütmeyi haram etmiştir. Allah’ın Peygamber’i her zaman diridir, rızka mazhardır.” buyurdular. (bk. Ebu Davud, Salat, 207; Nesaî, cuma 5, 45; İbn Mâce, cenâiz, 65; Ahmed b. Hanbel, IV, 8)

 

Yorum yap