Günümüz Kutlu Olsun

Günümüz Kutlu Olsun

Birinci sınıfın yarı yıl tatilinde hem okulumu hem yaşadığım şehri hem de o güne dek bildiğim hayatı annem ve kardeşimle tümüyle değiştirmek zorunda kalmıştık. Geldiğimiz yerde yabancı, ayrık otu bendim. Çocuk olamayacak kadar büyük sorumluluklarım vardı. Büyümüştüm. Birden bire, bir sabah içinde. Ne ağlamaya ne durmaya hacet yoktu. Kalktım ve soğan kavurdum.

Uğradığımız kötülük kadar yıpratan bir diğer unsur, meraklı ve pervasız insanlardır. Babası olmayan çocuklara babasının neden olmadığı sorulmaz, diye okullarda okutmak gerek mesela. Hâlâ müfredatta olmaması delilik. Öğrenciyken, sınıfın ortasında çocuğa baban ne iş yapıyor, diye sorulmaması gerekir; öğrendim. Sen kimin kızısın sorusu, bazen kalbe çivi çakmaktır, çekici elinde tutan bunu bilmez, onu da öğrendim.

Beşinci sınıfa geçerken yine bir semt ve ev değiştirdik. Yeniden bir düzen edinmemiz gerekti. Edindik, çünkü kadınlar nereye konsa orada düzen ediniverirler, birden bire. Liseye de o evdeyken başladım. Lise 1, kâbus yılı. Bu kez de ergen olamayacak kadar ciddi ve büyük sorumluluklarım vardı. Mecbur kalkıp yine soğan kavurdum. 16 yaşında ev sahibiyle el sıkışmak, bulduğum her boşlukta çalışmak, dönünce yemek yapmak vs karneye yansımıyor. Altı tane birle yılı kapadım. Annem ‘canın sağ olsun’ dedi. Canım çıkıyordu, biliyordu. Neden bu notlar, demedi hiç. Allah razı olsun.

Üniversiteye başladığım yıl annem hastaneye yatırıldı aylarca oradan oraya sevk edildi. Bir taraftan işe gidip bir taraftan okula uğrayıp çıkışlarda gidip hastanede kalmam gerekti. Ne kadar kalabiliyorsa o kadar dersim altta kaldı sonraki yıllarda da yakamı bırakmadı. Doktor Bey “Anneniz ölecek buradan çıkamayacak” dediğinde tam 18 yaşındaydım. Bir koridor ne kadar soğuk olabilir, saniye kaç kez kırka bölünür bildim. Sonra  öğrendim ki Allah tıptan da büyüktür. Yaşamasına rağmen hayatımda bir baba olmadığı için kendimden üç tane daha olmasına ihtiyacım vardı. Mümkün değildi, mecbur kalkıp kendimi üçe böldüm.

Fakültenin son yılında şehir değiştirmem gerekti, bilin bakalım kimin tek bir dersi kaldı ve mezun olamadı? Akabinde zorlu bir yıl. Çünkü hayat sürprizdir, Rabbul âlemin. Sonra iki yıl uzun bir mahkeme süreci. Öğrendim ki Allah olmazlardan da büyüktür.  Ol deyince hakikaten olur. Oldu. O kalan bir dersi ise tam 3 yılda verebildim. İki ayrı yaz okuluna sonra fakülteye yeniden bir dönem boyunca giderek.. Demiştim ki “öğretmen olamayacağım artık eminim.” Öğrendim ki Allah bizim eminliklerimizden de büyüktür.

Anlatmadığım hiç anlatmayacağım nice detayı ve süreci geçerek izah ettiğim yolların sonunda öğretmenlikte 3. yılımı geride bırakıyorum şimdilerde. Bu sadece bir meslek değil benim için, tünelin ucunda gözüken ışık. Diplomamı aldığım zaman yağmur vardı, ağlamak daha kolay olmuştu böylece. Kampüsü bütün ciğerlerime çekmiştim. Allah gerçekten çok büyüktü.

Insanlar mahrum oldukları sevgiyi yaşayanları görünce haset ve hınçla dolabilir. Ben çok şaşırmıştım, her babanın aynı olmadığını anladığım zaman. Bir müddet kabul edememiştim. Sonra ettim. Bu beni üzmedi, iyi ki dedim, iyi ki hepsi aynı değil. Osman Amca iyi bir baba, Sabri Amca, Tacettin Amca bana kızım derken çok ciddi. Bir şey olursa ara kızım, cümlesindeki ‘kızım’ yalan değil. Birileri varmış ve babaymış, gerçekmiş, öğrendim. Kızmadım buna, neden böyle oldu, demedim. Kin tutamam kalbimde, kirlenir o zaman içim, istemem. Üstelik o bir yokuştur nefesim kesilir.

Kolay olmadı, hiçbir aşama hiçbir dönemimde kolay olmadı. Devam etmeyi hiç bırakmadım, bırakmayacağım da. Kâh sürünerek kâh parçalanarak kâh durarak devam ettim. Yaşam müthiş bir öğretmen, öyle ki içinde kendime baba olmayı öğrendim. Pazardan elmayı almayı faturayı ödemeyi kol kanat germeyi ‘hadi kızım’ demeyi, ‘korkma, ben buradayım’ demeyi,  kendimi korumayı, sevmeyi, değerli olduğumu. Akşam üstleri baston ekmeği alıp eve dönmeyi öğrendim. Zile basmayı, kapıyı anahtarla açmayı, pencerede beklememeyi. Ama nefret etmedim pencerelerden. Ateşe vermedim dünyayı. Bazı çocukların eline benzin bidonunu kendi kanı canı verir daha çocuk yaşta. İşte ben o bidonu hep reddettim.

O zaman kendine baba olanların günü de kutlu olsun?  Hem anne hem baba olan annelerin.. Avuçlarında kalan boşluğa kendilerinden bir baba inşâ eden çocuklara selâm olsun. Ne kadar tebrik etsem azdır bizi, gözlerimizden öperim.

Share:FacebookX
Join the discussion