Ayrılmayı Bilmiyoruz

Ayrılmayı Bilmiyoruz

Bir araya gelmek, ünsiyet kurmak, birleştirmek ellerimizi. Önce çekingen ve iyi niyetli birkaç selam, gözlerimizin muhatabını seçmeye çalıştığı sahneler. Günler geceler, içilen çay ve kahveler. Ağaçlar çiçeklenir, yaprak döker, şansı varsa karı da görür. Yanlarından geçip gideriz. Ricalar, sığınmalar, yardımlar. Gecenin bir vakti aramak, sabah erkenden çalmak kapıyı ”Bir bardak süt var mıydı?” İş yerine alışmak. Patron işçiyi, işçi patronu tartar. Çocuklar büyür, okula gider, evlenir. Orası dükkan değil, dönen hayaller merkezidir.

Komşu oluruz, arkadaş, işçi, belki patron. Evlat oluruz, belki anne, baba. İşte; birleşir ellerimiz yolun bir yerinde. Fakat takdir bu ya, ayrılacağı an gelir bazısıyla. İşin, mahallenin, kalbin sonuna gelinir. Gelinsin. Nasıl ki yol yüründü, durmasını da bilmek gerekir. Durulsun. İki sokak ötede hasbihal ettiğimiz insana, birden bire düşman kesilmek, onca yılı ufalamak çiğnemek, olur mu? Olmasın.

Aynı yastığa baş koyanlar, aynı avluda evlat büyüten komşular, dükkanı beraber açanlar; bir mezarın başında ağlamış, ekmeğini bölüşmüş olanlar bugün nasıl el olur? Olmasın.

Hayat dönüşmekle, değişmekle kaim. Ne tabiat ne insan aynı kalmıyor. Dağlar dahi aşınıyor, taşlar eskiyor yeryüzünde. Biz de değişiriz; olur, kabul. Sevdiklerimizle aramıza devrilir başkalıklar. Baktığımız gözler artık yabancıdır. Kırk yıl sırtında taşıyan, bir gün ezip çiğnemek isteyebilir; keşke olmasa, fakat olur. Sevdiğimiz yiyecekler, giysiler, bahçeler ve gönüller değişir. Hepsi kabul.

O vakit hürmetle veda edebilsek, yılların vefası, anıları hatırına birbirimizin başını yarmadan kalbini parçalamadan ayrı yollardan gitsek. Muhabbetle parlamıştı gözlerimiz, şimdi devirmesek onları. Ekmeğini yediğimiz işin, selamıyla büyüdüğümüz komşunun, karda yürüdüğümüz dostun bugün zalimliğini konuşmaya hayâ etsek. İyi anları toplayıp bir kutuya koysak böylece. Olur; insan, başka biri olur. Yeniden tanışamayacağımız kadar yabancıysa artık, selâm, deyip geçebilsek.

Ayrılmayı bilmiyoruz. Ne patron işçisiyle, ne komşu komşusuyla, ne eşler, arkadaşlar birbiriyle.. Hiç kimse tümüyle kötü olamaz. Gözümüze perdeler çekiliyor, bıçaklarımızı biliyoruz. Yüzümüz aydınlanmıştı yan yanayken, bir an dahi olsa sevinmiştik birlikte, ağlamıştık. Bir an dahi olsa hayata ümidimiz tazelenmişti. Şimdi o insanların bataklık olduğunu nasıl söyleriz? Eğer iyi konuşamayacağımız kadar kötü işler isabet etmişse, susmak bizim içindir. Geçmiş iyi günleri hayırla yâd etmek bizim içindir. Patron, işçi, eş, arkadaş, komşu, evlat, anne-baba olmadan evvel insandık. Bunlar bitse de insan kalmaya, insanlık hukukumuzu korumaya, iyi anmaya devam etmek bizim içindir.

Ayrılmayı bilmiyoruz. Yolun sonuna gelmişsek, ne yolcuya ne yola kızmaya hacet yok. Alacaksın heybeni sırtına, helal edeceksin hakkını, tepinmeyeceksin anlasın diye. Belki vakti vardır; anlamanın ve anlaşılmanın bir vakti. Belki hiçbir zaman mümkün değildir artık. Olmasa keşke ama olur. O dönemeçte yüzümüzü ziftlenmiş bir kin bürümemeli. İncinmek, pençelerimizi çıkartmamalı. Vaktiyle tuttuğumuz elleri yaralamak bizim için değil. Vaktiyle çoluk çocuğumuza ekmek götürdüğümüz işi bugün yermek, bizim için değil. Emeğine şahit olduğumuz işçiyi bugün eksikleriyle anmak bizim için değil.

Ayrılmayı bilmiyoruz. Veda etmeyi, yolun başkaysa da açık olsun, demeyi. Su dökmek şöyle dursun, ateşe veriyoruz. Düşündükçe içimdeki dağlar ufalanıyor. Mahzun işçiye, küskün komşuya, titreyen dostun yüreğini. Hani sofraya bir tabak koymuştuk onun için, artık soframızda yoksa, tabağı kırmak mı gerek? Tabakları kırmam, kaldırırım. Soframa yeniden o tabağı geri de koymam. Ancak, eskinin hatırını parçalayamam.

Güzel başlangıçlardan çok güzel ayrılıklara hasretiz. Esas hürmet de bu değil midir? Kırlarda çiçek toplayacak değil, tarla kuruyunca da kendisi kalacak insanlar lâzım. Onları aramayalım, onlardan olalım.

Kim bilir, böylece karşılaşırız.

Yorum yap