Tavsiye: Kitap Değil Pırlanta

Tavsiye: Kitap Değil Pırlanta

Selâmlar, hoş gediniz! Geçtiğimiz haftalarda okulumuzun İstanbul gezisi oldu. Yola çıkacağımız sabahın gecesinde Şükran Hocacığım aradı. ”Hocam Gençlerle Başbaşa kitabının kritiğini yarın 9. sınıflarla yapabilir misin?” diye sordu. Kitabı okumadığımı söylediysem de incecik olduğunu ve mutlaka içinden izah edecek kısımlar bulacağımı ifade edince, meraklandım, kabul ettim. Yola çıkarken kitabı bana verdi. Hakikaten cüssesi pek hafif, varla yok arasında olan 66 sayfalık kitabı kolayca okuyup bitireceğimi düşündüm. Ancak bu ne yanılgı! Daha ilk sayfalardan öğretti ki ağırlık, derinlik, bütünlük cüssenin ağırlığıyla ilgili değildir. Esasen bunların tamamını eserin muhtevası ortaya koyar. Her sayfada sarsıldım, büyülendim ancak bu büyülenme uyuşmaya değil ayılmaya sevk etti. Sabah yüze vuran o ilk rüzgâr gibi. Her bir satırda ”Bu kitabı herkes okumalı!” dedim içimden. Hele ki aşağıda yer alan bölüm, mümkün olsa da okullarımızın, kütüphanelerimizin duvarlarına yazılsa.

Mübalağa etmediğimi okuyunca görecek, hak vereceksiniz. Kitabın her cümlesi paylaşılmaya değer ancak bu yolla tanıtımını yapmak mümkün olmadığından son kısmı sizin için düzenledik. Dileğimiz odur ki tümünü okumak ilk işiniz olsun. Sizlerin de bizim de istifade edebilmemizi, hayatlarımızda uygulayabilmemizi Rabbimden dilerim.

ÇALIŞMA HAYÂTININ VE UMÛMİYETLE MUVAFFAK OLMANIN KANUNLARI ÇALIŞMA HAYÂTININ UMÛMÎ KANUNLARI

” Okuyucum! Her işin ve mesleğin kendi bünyesine mahsus çalışma ve işleme usûl vardır. Ve bunu meslek sâhipleri bilir. Bir de fizik ve fikrî her nevi iş ve çalışma hayatının ve umumiyetle muvaffak olmanın, düşünen aklın şaşmaz. kanunları hâlinde, birtakım umumî ve rasyonel (akılcı) düsturları (ilkeleri) vardır ki, ben burada bunlardan benim bildiğim kadarını hülâsa edeceğim:

-Çalışmak için müsâit gün ve saat bekleme. Bil ki, her gün ve her saat çalışmanın en müsâit zamanıdır.

– Çalışmak için müsâit yer köşe arama. Bil ki, her yer ve her köşe çalışmanın en müsâit yeridir.

– Bir günde ve bir zamanda yapman lâzım gelen bir işi (bir dersi, bir vazifeyi) ertesi güne bırakma. Zira her günün derdi gibi, işi de kendine yeter.

-Bir zamanda yalnız tek bir iş yap, yalnız bir ders, bir kitap, hatta bir fasıl üzerinde çalış. Tâ ki, dikkatin ve kuvvetin yayılıp zayıflamasın. Bir zamanda birden fazla iş yapayım diyen, hiçbirini tam ve temiz yapamaz. Dünyaca tanınmış olan büyük İslâm mütefekkiri İmâm-1 Gazâli’ye “İhyâ-i Ulûm (İlimlerin Yeniden Canlandırılması)” adlı muazzam eserini nasıl bir çalışma vücuda getirdiğini sormuşlar: bir zamanda yalnız bir fasıl, bir bahis, bir mesele üzerinde çalıştım, demiş.

-Başladığın bir işi, bir dersi, bir kitabı, bir vazifeyi yapıp bitirmeden başka bir işe, derse, kitaba ve vazifeye başlama. Yarıda kalan iş, başlanmamış demektir.

-Bir günün işini, dersini, vazifesini bitirdikten sonra ertesi günü ne işi yapacağına karar ver. Yâhut, hiç olmazsa çalışmaya başlamadan evvel, hangi iş, ders, kitap üzerinde çalışacağını düşünüp kararlaştır ve çalışmaya bu kararla otur.

-Bir işe başlamadan, bir dersi öğrenmeye, bir kitabı okumaya oturmadan evvel düşün ve çalışman için lazım olan şeyleri yanında ve elinin altında bulundur. Tâ ki, ikide bir kalem, kağıt aramaya kalkıp ta dikkatin dağılmasın.

Çalışmaya oturduğun zaman tıpkı ateş hattında düşmanı gözetleyen bir asker gibi uyanık ol, ve dikkat kesil. Ve bütün rûhî ve bedenî kuvvetinle kendini işe ver.

– Bir işe başlamazdan evvel o işi, dersi, vazifeyi, kitabı en kısa bir zamanda, en kolay ve en temiz bir sûrette nasıl yapmak, nasıl öğrenip etüd etmek mümkün olduğunu iyice düşünüp hesapla.

-Çalıştığın bir iş, bir ders, bir kitap, bir yazı üzerinde herhangi bir güçlüğü yenmeden bir adım bile gerileme. Ve bil ki, yılgınlık maskeli bir tembelliktir. Gene bil ki, çalışma sevgisi güçlükleri yenmekten doğar ve kuvvetlenir. Güçlüğü yenmekten hâsıl olan manevî zevk, eşsiz bir zevktir, Emin ol ki, harpte zafer ve işte muvaffakiyet yılmayanındır. Sebat önünde güçlükler erir ve imkânsız görünen, mümkün olur.

-İşinde rastladığın bir güçlüğü evvela parçala. Her parçayı birer birer ve sıra ile yenmeye çalış. Bunun için de, meselâ, bir dersi, bir kitabı en basit elemanlarına, kısım, fasıl ve bahislerine ayır. Sıra ile her bahsi iyice ve noksansızca anlayıp öğrenmeden öbür bahse geçme. Fasıllar ve bahisler üzerinde bir kör gibi yürü. Yâni attığın adımı iyice basmadan öbürünü atma.

-Devamlı ve ittiratlı (avının peşinde koşar gibi) çalış. Ve her gün aynı saatlerde behemehal (mutlaka) çalışmaya otur. Çalışmayı uzun fâsıla ile kesip terk etme. Hasta ve yorgun değilsen tatil aylarında bile yavaş ve az da olsa çalış. Tâ ki çalışma îtiyâdın (alışkanlığın) körlenmesin ve tekrar çalışmaya koyulmak için zahmet çekmeyesin.

– Bir iş üzerinde yorulursan dinlenmek için işini değiştir ve çalışma hızını yavaşlat. Fakat dinlenme bahanesi ile, asla boş oturma. Boş oturanın içi, işlemeyen demir gibi, pas tutar.

– Çok düşün. Ve bil ki, çalışmak mutlaka hareket etmek veya okumak, yazmak demek değildir. Düşünen bir insan, mâden kuyularında kazma sallayan işçiden daha çok çalışıyordur.

– Verimli çalışmayı sakın iş üzerinde geçirdiğin zamanla ölçüp de, eh bugün şu kadar saat çalıştım, yetişir deme. Çalışmanın neticesine ve öğrendiğine bak.

-Fikrî çalışmalar için, aynı saatlerde devamlı ve tertipli bir sûrette, günde iki üç saat bile kâfidir. Büyük İslâm feylesofu İbni Sîna, dünyaca meşhur olan Kitâb-üş- şifâ’sını, her gün, sabah namazından sonra Bağdat’taki bir câmiin büyük kandili altında oturarak, kuşluk vaktine kadar, yâni takriben iki saat çalışmak suretiyle vücûda getirmiştir. Meşhur İngiliz feylesofu Spencer, muazzam eserlerini, günde iki saat çalışarak yazmıştır. Her sene bin, bin iki yüz sahifelik eser veren Fransız edibi Emil Zola’ya sormuşlar: Her gün yalnız üç saat çalışır ve yazarım demiş.

Sebat et, genç dostum, sebat et! Damlaya damlaya olur. Ve aynı noktaya düşen damlacıklar, zamanla mermeri bile deler.

-Bir işe başladığın, bir dersi öğrenmeye, bir kitabı okumaya koyulduğun zaman telaş edip sabırsızlanma. Sakin ve metin ol. Yol al, fakat acele etme. Sindirerek çalış ve öğren.

-İşinde ve dersinde herhangi bir fikri ve noktayı küçümseyerek ihmal edip geçme. Küçük ihmalden bazen büyük zararlar doğduğunu unutma.

– Gece yatağına uzandığın zaman, o gün ne yaptığını ve yarın ne yapacağını kendine sormadan uyuma.

-Her gün iyi bir eserden yüksek sesle beş on sahife oku. Bu sâyede konuşma ve söz söyleme istidâdın gelişir. 

-Rastladığın edebî, felsefi bâzı güzel parçaları ezberle. Bu sâyede hem kelime ve ifâde hazinen zenginler hem de hafızan kuvvetlenir.

– Çalıştığın bir dersin, bir kitabın fasıl ve bahislerini bitirdikçe, kitabı kapayıp, okuduğunu ezberden hülâsa halinde not et. Bir dersi, bir kitabı en iyi anlayıp öğrenmenin yolu, onu bu sûretle yazmaktır.

-Bir dersten öğrendiğin, bir kitaptan okuduğun fasıl ve bahisleri arkadaşlarınla münâkaşa et. Bu sûretle hem zekan işler ve öğrendiğin yazmaktır. ezberden müzâkere ve hazmolur, hem hafızan kuvvetlenir; hem de düzgün konuşma ve fikirlerini vuzuh (açıklıkla) ile ifâde etme melekesi (alışkanlığı) elde edersin.

-Dikkat et: Sözlerin ve yazıların kasa, açık ve mânâlı olsun.

-Fikrî çalışmanın herkesin mizâcına göre değişen verimli ve aziz saatleri vardır. Bunlar bâzı kimseler için sabahın erken saatleri, bâzıları için de öğleye doğru öğleden sonra, gece saatleridir. Kendini yokla ve senin aziz saatlerin hangileri ise, bunları hiçbir eğlenceye fedâ edip kaçırma.

-Okuduğun bir kitapta rastladığın güzel bir parçayı veya orijinal bir fikri, yerini ve sahifesini işâret ederek not et. Bu sûretle biriktirdiğin notları bir dosyaya ve bir fiş kutusuna sırasıyla yerleştir. Bir yazı yazmak veya bir eser yapmak istediğin zaman, bu notlar senin için zengin bir malzeme hazinesi olur.

-Bir mevzu ve mesele hakkında bir yazı veya bir eser yazmaya karar verdiğin zaman, evvelâ, bu mevzu ve mesele üzerinde evvelce yazılmış eserleri oku. Tâ ki yazılmış ve söylenmiş şeyleri tekrar edip ömrünü israf etmeyesin.

-Gök kubbe altında yepyeni hiçbir fikir yoktur. En yeni fikir, eski bir fikrin yeni bir elbise giymişidir. –

-Her şeyden evvel, ana dilini iyi konuşmayı ve iyi yazmayı öğren. İnsan için en faydalı olanı kendi ana dilidir.

-Dil bilgisi bir gaye değil, bir vâsıtadır. Asıl gaye olan, fikir zenginliğidir.

Kişinin kıymeti dilinin altında ve kaleminin ucunda gizlidir. Onu söz ve yazı açığa vurur.

Bir işi yapıp yapmamakta kararsızlığa düştüğün vakit, iki şıktan her birinin fayda ve zararlarını iyice hesapla. Faydası çok, zararı az olan şıkkı tercih et.

-Bir işe öfkeli ve sinirli iken karar verme. Bekle öfken geçsin. Zîra öfke ile kalkan zararla oturur.

Çok konuşma. Yerinde ve özlü konuş. Kıymet ve tesir çok sözde değil, yerinde ve özlü sözdedir.

-Dilini tut ve bil ki, dil yarası bıçak yarasından daha vahimdir.

-Kimsenin yüzüne karşı söyleyemediğini arkasından söyleme ve bil ki arkadan konuşma korkaklığın en iğrenç şeklidir.

Kimsenin câhilliğini yüzüne vurma. Bil ki insanları en çok kızdıran ve gücendiren, câhilliklerinin yüzlerine vurulmasıdır.

-Yalan söyleme. Yalan söyleyen, tutulmak korkusu içinde yaşayan hırsız gibidir.

– Bir kimseye söz vermeden evvel iyi düşün. Fakat verdiğin sözden dönme. Sözden dönmek yalancılığın en çirkinidir.

-Dâima olduğun gibi görün, göründüğün gibi ol. Olduğundan fazla görünmek isteyen, karşısındakilere kendisinin ahmaklığını göstermiş olur.

– Kimseye karşı kin tutma ve kimsenin muvaffakiyet ve saâdetini kıskanma, fakat imren, sen de öyle bir muvaffakiyet ve saâdete erişmeye çalış. İmrenmek terakkinin (gelişmenin, ilerlemenin) şartıdır. Kin ve kıskançlık ise, iç ferahlığının, sağlık ve saâdetin iki azgın düşmanıdır.

-Dost kazanmak için cömert ol. Bil ki hasisin dostu yoktur.

-Gençliğinde iyi arkadaş kazan. Yaşlılıkta kazanılan arkadaşlık sağlam olmaz. Zira paslı teneke lehim tutmaz.

-Gençlik güzelliğine şans denilen kör kuvvet bile aşıktır. Gençliğini boş yere harcama, onu kıymetlendirmeyi bil.

-Herkesçe beğenilen asıl güzellik, ahlâk güzelliğidir. Çünkü ahlâkı güzel insan her yaşta güzeldir.

– Ahlâkını güzelleştirmeye dâima çalış. Ahlâk güzelliği insan için en kıymetli bir servettir.

En yakın arkadaşlarınla bile şakaların zarif olsun. Kaba şakadan hayvan bile hoşlanmaz.

-Dost ol, tâ ki sana da dost olsunlar.

– Dostluğunu kötü günde göster, tâ ki kötü gün dostu bulasın.

– Dostlarına vefâlı, düşmanlarına müsâmahalı ol ve yere yıktığın düşmanını tekmeleme, âlicenaplık (cömertlik) göster. Vefâ ve âlicenaplık yüksek ahlâkın iki parlak şiârıdır (işâretidir).

– Büyüklere hürmet et. Tâ ki büyüdüğün zaman sen de küçüklerden hürmet göresin.

-Kadınlara hürmet et. Düşün ki, kadınlık insanlığın anasıdır.

-Ana baba âhı alma. Ana baba âhının zehrini içen kurtulamaz.

– Yaşlıların tecrübesinden faydalan ve tecrübe edilmişi yeniden tecrübeye kalkışma, tâ ki pişman olmayasın.

-Sonunda pişman olacağın bir işi başında düşün. Pişmanlık, ahmaklıktır.

-Küçüklere şefkat göster. Tâ ki büyüdükleri zaman onlardan şefkat görmeye hakkın olsun.

– Boşuna iddia ve inat etme. Hakîkati ara ve sev. Hakîkat sevgisi, insan için sevgilerin en yükseğidir.

-Kusurlarını kendin gör, tâ ki onları tâmir ve ikmal edebilesin.

-Muvaffakiyetlerinle mağrur olma. gelecekteki muvaffakiyetlerin en büyük düşmanıdır. Bil ki gurur,

-Hayatta cesur ol. Fakat bil ki cesâret, gözü kapalı tehlikeye atılmak değildir.

– Başkasının kanaat ve akîdesine (inancına) hürmet et. Tâ ki başkası da seninkine hürmet etsin.

Kendine yapılmasını istemediğin bir muameleyi başkasına yapma. Tâ ki başkası da sana karşı aynı şekilde hareket etmesin.

Kendine iyilik yapılmasını istersen, başkalarına iyilik yap.

İyiliğe karşı iyilik adâlettir. İyiliğe karşı kötülük cinâyettir. Kötülüğe karşı iyilik ihsan ve âtıfettir (lutufdur) ve insanlığın en yüksek derecesidir.

Düşenin elinden tut. Tâ ki sen de düştüğün zaman tutacak el bulasın.

-Sözlerin tatlı, tavırların zarif olsun. İnsanın kabası, ısırgan köpek gibidir, herkes tarafından taşlanır.

-Başkalarından gördüğün kötülük, seni iyilik yapmaktan alıkoymasın. İyilik ibâdettir, kötülükle mahsuplaşmaz (aynı hesaba dahil edilmez).

-Kibirli olma. Kibirli insan sarımsak kokan ağız gibidir. Herkesi kendisinden uzaklaştırır.

-Alçak gönüllü ol. Mütevâzı insan, meyve ağacına benzer. Meyve dalının yere eğilmesi meyvesinin, çokluğundandır.

-Herkesin imrendiği pırlanta gibi kıymet sahibi ol. Korkma, yerde kalmazsın.

-Kendinden üsttekilere değil, kendinden alttakilere bak, rahat edersin.

– İşinde ve sözünde doğruluktan ayrılma. Hak doğruların yardımcısıdır.

– Çalış, dâima çalış, fakat hırsı bırak. Zîrâ hırs, verimli çalışmanın, sağlık ve saâdetin düşmanıdır.

– Çalış, fakat haris (tamah edici) olma. Haris insan, ciğer bulaşmış eğeyi yalayan aç kedi gibidir, dilinden akan kanı yalar da bilmez.

-Hayatın ve tutacağın yol hakkında tereddüde ve kararsızlığa düşüp de bir ışık aradığın zaman, fikrini ve reyini soracağın kimseyi iyi seç. Düşün ki, isâbetsiz bir fikirden hareket ederek verdiğin karardan bütün ömür boyunca pişmanlık duyman mümkündür. Fakat isâbetli bir fikirden aldığın ışık da bütün ömrünce yolunu aydınlatır.

Genç arkadaşım! Yukarıda sıraladığım düsturları okuyup unutasın diye değil; kulağına küpe yapasın ve ileride beni anasın diye yazdım. Senden beklediğim beni hayırla anmandır.”

Pek kıymetli Ali Fuad Başgil Hocamız, sizi hayırla anmamak mümkün mü? Ne büyük bir ikram bize bu kelimeler.. Kıymetini bilmek, uygulayabilmek duasıyla!

Yorum yap