Resûlullah’ın Üç Küskünlüğü

Resûlullah’ın Üç Küskünlüğü

*Muhammed Emin Yıldırım’ın yaptığı ders videosunun metine dökülmüş hâlidir. İzlemek isteyenler için metnin sonuna link eklenmiştir.

Hepimizin takdir ve ikrar edeceği bir hakikat var ki Resûlullah (s.a.v) yaşamadığı hiçbir şeyi insanlardan istemedi. Hatta yaşadığı 10 şeyden 1 tanesini insanlara söyledi ve insanlardan istedi. O’nun döneminde yaşayanları nasıl etkilediyse, 1400 yıl sonra bile bizleri nasıl etkiliyorsa, kıyamete kadar iman sahiplerini nasıl etkileyecekse, bunun altında yatan en büyük sebeplerden birisi Resûlullah’ın söylemiyle eyleminin bütünlüğüdür. Söz ile hâlinin birbirini tamamlaması, birbiriyle çelişmemesidir.

Resûlullah (sav) buyurdu ki: ‘‘Bir Müslümanın, din kardeşini üç günden fazla terk edip küs durması helâl değildir.” -Buhârî, Müslim, Tirmizî

Bu Hadis-i Şerif nebevi bir ikâz ve nebevi bir emirdir. Dolayısıyla küskünlüğü 3 günden fazla devam ettirmek mümin kişiye yakışmayan, helal olmayan bir davranıştır. Allah Resûl’u 3 günden fazla küs kalmak helal değildir, dedi. Fakat O’nun hayatına baktığımızda 3 yerde küskünlüğünü 3 günden fazla yaşadığını görürüz. Nedir onlar?

1- Îlâ Hadisesi – 30 gün küs kaldı

2- Tebuk Gazvesi dönüşü – 50 gün küs kaldı

3- Veda Haccı – 90 gün küs kaldı

Ümmetine birbirinizle 3 günden fazla küs kalmayın, diyen Resûlallah’ın  neden 90 güne varan küskünlükleri olmuştur? Elbette ki bunun geçerli sebepleri var. Şimdi onlardan bahsedeceğiz.

Resûlullah bu küskünlükleriyle aslında terbiye etmek adına hakikatleri ortaya koyuyor. Onların üzerinden hem onları, hem sahabelerini, hem de ümmetini eğitiyor. Bazen mesafenin iyileştirebileceğini ortaya koyuyor. Eğer karşınızda küskünlüğün gerçekten büyük bir ders olduğunu anlayacak birisi varsa, o kişiyi kendinizden mahrum etmeniz o kişiye ders olacaksa,  o kişiyi bazı şeylerden alıkoymanız onun iyileşmesine vesile bir şifâ aracı olacaksa o kişiyle araya mesafe koymanın da bir eğitim yolu olduğunu bize gösteriyor. Bugün bunu anlayabilecek ne kadar insan var, o da ayrı bir mesele. Birisine ”ben sana küstüm” derseniz alacağınız cevabın ”ben de sana küstüm” olması muhtemel. Ama Resûlullah’ın  küstüm demesi büyük bir yanlış yapıldığının habercisi olduğu gibi muhatabının, sahabelerinin ve ümmetinin de iyileşmesine vesile oluyor.

Resûlullah (sav) dargınlığıyla bile bizleri terbiye etmektedir.

Îlâ Hadisesi’nde Resûlallah’ın bize öğrettiği, konum terbiyesidir.

Tebuk Gazvesi’ne katılmayan 3 sahabe üzerinden öğrettiği, sadakat terbiyesidir.

Zeyneb bint Cahş’ın üzerinden bize öğrettiği,  takva terbiyesidir. 

Bu 3 hadiseyi kısaca hatırlayalım.

1-Îlâ Hadisesi: Medine’nin zenginleşmeye başladığı zamanlar annelerimiz de bazı dünyalık isteklerde bulundular. Resûlullah herkese bir şeyler dağıtıyorken kendilerine de bir şeyler verilmesini istediler. Resûlullah bu duruma çok üzüldü ve 1 ay kendisini hanımlarından mahrum etti. Kendisine Mescid-i Nebevi’de bir çadır kurdu ve 1 ay boyunca orada kaldı. Resûlullah’ın böylesine büyük bir tepki göstermesinin bir sebebi vardı. Bu davranışıyla Resûlullah Peygamber hanımlarının, kıyamete kadar gelecek olan müminlerin annelerinin,  dünya ile aralarındaki mesafenin doğru olması gerektiğini öğretti. Onlar sıradan insanlar, sıradan hanımlar değillerdi, istekleri her ne kadar meşru bile olsa konumları bunu gerektirmediği için konum terbiyesi adı altında 30 gün boyunca onlarla dargın kaldı ve bu gerçekten öyle işe yaradı ki annelerimiz bu hadiseden nasıl ders çıkardılar, sonraki süreçte nasıl yaşadılar, Resûlullah’ın  vefâtından sonra bile dünya ile aralarına nasıl mesafe koyduklarını ufak araştırmalarla görmek mümkün.

2- Tebuk Gazvesi Hadisesi: Gazveye mazeretsiz katılmayan 3 sahabeye Resûlullah (sav) 50 gün boyunca sadakat terbiyesi için aralarına mesafe koydu ve onlarla konuşmadı. Sadece onlar değil bütün Medine halkı onlara karşı bu şekilde davrandı. Bunun neticesinde o 3 sahabe kendilerini öyle bir terbiye ettiler ki tövbeleri Kur’an’ın surelerinden birine isim oldu.

3- Zeyneb bint Cahş Hadisesi: Takva terbiyesini de Zeyneb bint Cahş üzerinden öğreniyoruz. Safiye annemiz Yahudi bir aileden gelen, sonradan İslam ile şereflenmiş ve Resûlullah’a hanım olmuş çok güzide bir annemizdir. Veda Haccı zamanında, Safiye annemiz de bineğine binip Resûlullah’ın kafilesine katıldı. Bir süre sonra devesi tökezledi, hastalandı ve Safiye annemizi taşıyamayacak hale geldi. Safiye annemiz çok üzüldü çünkü ilk kez hac yapacaktı. Efendimiz onu teselli ettikten sonra Zeyneb bint Cahş annemizin yanında bir tane  yedek deve olduğunu hatırladı ve o deveyi yolculuğu tamamlaması için Zeyneb annemizden Safiye annemiz için istedi. Zeyneb annemiz nikahı gökte kıyılmış bir annemiz olmasına rağmen nasıl olduysa boşluğuna geldi ve ”Ya Resûlullah o Yahudi’nin kızına mı vereceğim deveyi?” deyiverdi. Bu söz Resûlullah’a öyle bir dokundu ki; üstünlüğün başka hiçbir şeyde değil, sadece ve sadece takvada aranması gerektiğini özellikle Peygamber evindeki bir hanımın üzerinden âleme öğretmek için o an hiçbir şey söylemedi ama hoşnutsuzluğunu 90 gün boyunca Zeyneb annemize küserek gösterdi.

Zeyneb annemiz bu küskünlüğü gidermek için ne kadar yol aradıysa da o yolu bulamadı. Nihayetinde Aişe annemizi araya sokup çok pişman olduğunu ve artık üstünlüğü hiçbir şeyde aramayacağını asıl araması gereken şeyin takva olduğunu anladığını Resûlullah’a ulaştırınca, Resûlullah Zeyneb annemizin evine kendisi vardı. O gün Zeyneb annemiz için bayramdı. O buluşmanın üzerinden 15 gün geçtikten sonra Resûlullah vefat etti. 15 gün daha barışmamış olsalardı küs gideceklerdi. Bunun bir peygamber hanımı için ne kadar ağır bir yük olduğunu tahayyül edebiliyor musunuz? Ama Resûlullah (sav), annemizin yanına kendisi gidip onu sevindirerek ve hatasını yüzüne vurmadan, geçmişi karıştırmadan, izzetini, onurunu zedelemeden olayın üzerini örtüp annemizin gönlünü hoş etmiş ve böylelikle vefatından önce onunla barışmıştı.

Velhasıl-I kelâm eğer mesafeler doğru kişiye, doğru biçimde uygulandığında kişiye terbiyesi için şifa vesilesi olacaksa yapabileceğimiz çok şey var. Ama sırf izzet-i nefsimiz için, gururumuza yediremediğimiz için birine 3 günden daha fazla küs kalmamak nebevî bir emirdir. Şunu da unutmamamak gerekir ki; küserek terbiye etme amacı olanın önce kendisinin terbiye olmuş olması lâzım. Eğer terbiye olmuşsanız ve birisini terbiye etmek için küsecekseniz yapabilirsiniz ama bunu nefsiniz için enaniyetiniz için yapıyorsanız hiçbir anlamı yok. Nefis için yapılan her türlü küskünlük vebâl üzerine vebâldir.

Resûlullah’ı (sav) örnek almak, hepimizin gayreti ve çabası olsun. Amin.

https://www.youtube.com/watch?v=Mb977YMptD8&ab_channel=SiyerTV

Yazar: Burak Can

 

Yorum yap