kızlarımla hasbihâl, birkaç sual

kızlarımla hasbihâl, birkaç sual

Bugün kızlarımdan birkaçı evimi şenlendirmeye geldi. Yedik, içtik, topladık; derken azaldık, sohbete durduk. Betül sordu:

-Hocam siz Allah’ı ne zaman öğrendiniz? Yani ne zaman sevdiniz?

-Ben doğduktan sonra babanemle beraber yaşamışız diyebilirim. 5 yaşıma kadar babanemin koynunda uyudum, yatmadan önce duaları okurduk, arada bi gıdıklardı, oynardık, gülerdik. Öyle öyle kısa duaları öğrenmiştim. Depremden sonra 2 sene kadar ayrı kaldık. Sonra, ben 7 yaşımdayken yeniden babanemle yaşamaya başladık. Onu namaz kılarken görürdüm. Beni dizinde oturtup mahşeri anlatırdı. Kıyameti, cenneti, cehennemi.. Ben de dinlerdim. Dua etmeyi de herhalde onunla öğrendim. Özlediğim, zorlandığım şeyler olurdu. Küçükken, daha zordu. Zorlandıkça dua ederdim. Müthiş bir kuvvet bulurdum. Allah’ın varlığını hissetmek beni hafifletirdi.

-Peki namazı? Onu ne zaman sevdiniz?

-Zayıf ve yalnız hissederken namaz beni kalabalık hissettirirdi. Bölük pörçük ama çok küçükken de kıldığımı hatırlıyorum. Zorunluluk gibi değil de sığınak gelirdi hep. Allah’la konuşurdum ve O dinlerdi. Bunu bilmek çok güzeldi. Çünkü  yalnız bir çocuktum. Babanem çok güzel ilgilendi benimle ama yine de üzüldüğüm zorlandığım anlar olurdu. Bu anlarda namaz ve dua bana kuvvet verirdi. Bir de insanlara güzel ve iyi şeyler yapmak, mutlu etmek beni sevindirirdi.. Ah bir de öğretmek! Öğrenmeyi de öğretmeyi de hep çok severdim. İnsanlara iyilik yapmak, kolaylaştırmak, bir meseleyi çözmek bana şifâ olurdu. Büyüdükçe bunu daha çok insana yapabilmek istedim. Bu istekle de öğretmen oldum.

Mehlika: Hocam ben de çok seviyorum bir şeyler öğretmeyi!

-Ne güzel.. Kim bilir, belki sen de öğretmen olursun?

-İnşallah öğretmenim.

-Peki üzülünce nasıl geçiyordu?

-Aslında geçmiyordu. Ama daha evvel size anlatmıştım, peygamberimizin hayatını okumuştum çok küçükken, 9 yaşında filandım. Allah’ın sevdiği kullarını daha güçlü, daha iyi biri yapmak için veya başka birçok hikmetle, zorluklardan geçirdiğini anlamıştım. O yüzden, zorlansam da ağlasam da Allah’ın beni sevdiğinden emindim. Ona güvendiğim için de zorlansam da içimde güç buluyordum. Allah’a kızmıyordum, sığınıyordum. Belki Allah beni böyle yetiştirmese ben de şimdiki hâlimi elde edemezdim? Şimdiki Dilâra olamazdım, değil mi?

-Doğru..

Hafsa Erva: Hocam bu ev çok tatlı ama baya küçük daha büyük bir evde yaşamak ister miydiniz?

-Son zamlardan sonra biraz zor gibi 🙂 Maddi yönü bir yana, bakın güzellerim, insan isterse saraylarda yaşasın, huzuru yoksa, dar gelir.

Mehlika: Annem de hep öyle der 🙂

-Bakın şurada çiçeklerimiz var, şu tarafta yazın sofralar kurduğum bahçe var, akşamları hastanede değil evimizdeyiz, annemle arada bir didişip gülmelerimiz var; huzurumuz var. Öyle yetiyor öyle yetiyor ki.. Doyuyorum. Çok şükür ediyorum, ediyoruz. Ama kocaaaman bir kütüphanem olsa büyük bir çalışma odası ve talebelerimle ders yaparken kullanacağım daha ferah bir alan, kitaplarımı geniş geniiş dizeyim, seçeyim.. Daha da geniş sofralar kurayım.. isterdim elbette. Kim bilir, belki de olur?

Süeda: Biz dua edelim size hocam Allah nasip eder belki!

-İnşallah yavrucuğum. Fakat hâli hazırda nasip ettikleri de öyle çok öyle güzel ki mevcut durumdan da memnunum.

Kanaat nedir, biliyor musunuz?

-Nedir?

-Kanaat elindekiyle memnun olma, yetinme becerisidir. Kim kanaat sahibiyse işte o en zengindir. Çünkü elindekiyle memnundur. Aç gözlü olansa daima mutsuzdur. Çünkü onun kıyası, yarışı, isteği bitmez. Doymaz, doyamaz. Hep daha iyisi daha yenisi vardır. Olmayanlarla uykusu kaçar, hırslanır. Oysa kanaat eden, razıdır, mutludur. Şükür hâlindedir. Kıyasa girmez, kıymet bilir; yarışmaz, hırslanmaz.

Velhâsıl, elimdeki her şeyden çok memnunum, mutluyum, keyifliyim. Zaten Allah öyle çok şey veriyor ki bize, nasıl sevinmeyelim?

Mehlika: Evet hocam doğru. Bazı insanları istedikleri her şeyi alsalar da mutsuzlar.

-Elbette mutsuz olurlar. Her istediğimize anında ulaşacağımız yer, cennettir. Biz burada cennetmiş gibi her arzumuzu elde etmek için yaşarsak, kendimizi kaybederiz. Aldıkça, yedikçe daha mutsuz hâle geliriz. Çünkü yetinmeme duygumuz artar. Oysa sabretmek, beklemek, kıymet bilmek, düşünmek ne önemlidir, ne güzeldir. Sadece parayla ilgili değil, paramız çok olsa da her istediğimizi almaya, tatmaya çalışmak bizi mutlu değil doyumsuz yapar. Doyumsuz insan da giderek mutsuzlaşır..

Namazdan sonra bana da dua edin olur mu?

Süeda: Hocam siz de bize edin!

-Ben size, her birinize, her namazımın arkasından ediyorum. Cennette diz dize olalım istiyorum, hem de ne çok istiyorum bilseniz.. İçimi açıp görseniz.

7 ocak 2023

Yorum yap