Hatıralar da Dal İstiyor/ Kuşlar Gibi Konacak

Hatıralar da Dal İstiyor/ Kuşlar Gibi Konacak

Hiç fark ettiniz mi, hatır ve gönül bilmeyi birlikte düşünürüz. Gönlü bilen hatırını da bilir veya hatır bilmeyenin gönlü bilmesi beklenmez. Her ikisiyle de işaret ettiğimiz, kıymettir; değerli olan ziyan edilmemesi gereken. Kâmet, duruş; kıyam, ayağa kalkmak, istikamet ise düz gitme, dik durma anlamlarına gelir. Kıymet bilen, istikamet üzere dümdüz giden, sapmadan ve saptırmadan kıyamda duran kişiye dost deriz. Onunla hatıralar biriktirir, birbirimizin hatırı için zorluklara katlanmayı eziyet görmeyiz. Çünkü ‘’Dostluk, tutunmaktır, hatırda tutmak ve hatır tutmak.’’ Elbette tutunmakla bedbaht olmayacağımız yegane dost Allah’tır.

İnsan, kendisinde ve muhatabında bulunan beşeriyet  sınırını bilse de gönlü su gibi akacak ırmakları arar durur. Çağlarız; kayalara, oluklara, ormanlara doğru.. An gelir suyumuz taşları yarıp geçer, an gelir bir vadide kuruyup kalırız. Ta ki yeniden yağmurla, rahmetle dirilene dek.

Gönlünü açan, bir bilinmezliğe doğru yola çıkar. Ya vefayla hatırı bilinecek ya elinde kırık hatıralar kalacaktır yolun sonunda. Hiç yola çıkmamış olan, yürümeden nereye varacağını kestiremez. Doğru yerden geri dönebilmek için bile bir miktar yol almış olmak gerekir. Bazen de ilerleyişimiz geri geri adımlarla mümkün olur. Geriye çekildikçe kendimize yaklaşmışsak, yola devam etmemek gerektiğini anlarız. Anlamak, aşamayla vardır. Durmak, yürüdükçe anlaşılır. Öğreniriz ki yol tecrübedir. Sonraki seferlere çıkmadan fikir sahibi oluruz böylece. Macera aramakla, yolculuk yapmak başka şeylerdir. Biri savururken biri mücadele etmeyi, durmayı, geri dönebilme erdemini öğretir. Dağlara çıkanlar, durması gereken yeri aşarlarsa soğuk sebebiyle donan elleri, ayakları kesilmek zorunda kalır. Demek ki ne dağların yamacında, ne gecenin kuytusunda insan kendisini kaybetmemeli. Çünkü kaptırıp gitmekle ancak kendimizden götürdüklerimiz çoğalır.

Hatır için çiğ tavuk yemek derler ya hani, an gelir geçmiş güzel günlerin hatırına, durmak gerekir. İnsan yaşadıkça öğrenir; ilerlemek, yol almak her zaman yürümekle olmuyor. Durmak, susmak, görmemek gözünün içine bakan ayıbı utandırmamak için. Hatırlandıkça saplanan bir bıçak olmamak için, bütün keskinliğimizle durmamız gereken yamaçlar vardır. İşte oralarda yürümek, cinayettir.

Hatıra, lugatta aklan gelen şey, anı anlamlarını taşıyor; hatır ise insan ruhunda uyanan düşünce veya duygu. Yine aynı kökten ‘’hatara’’ uyandı, aklına geldi fiili mevcut. Demek ki akla düşenle insanın uyandığı oluyor. Uyanmak illâ güneşin doğmasıyla ilgili değil. Göz gözü görmezken, karanlık tümüyle sarmış ve hiçbir horoz ötmezken insan uyanır. Gecenin hiç olmadık bir yerinde gözlerini açar. Aklına düşenle mi uyanır, uyandığı için mi aklına düşer hadiseler, bilinmez. Uyku yarı ölüm, ölmek ise uyanmak bizim için. Ölünce, aklımız tümüyle başımıza gelmiş, bütün ertelemeler iptal edilmiştir. İşte o zaman hatırlarız, yalnızca bir insan olduğumuzu. Amel defterimize yazılanlar, hatıralardan başka nedir ki? O hâlde, öylesine hatıralar biriktirip gidecek miyiz dünyadan? Anlamlı bir hikayemiz olmadan?

Nedense, hatıra dedikçe ihtiyar kelimesi zihnimde dönüp durdu. O da seçme, tercih etme anlamlarına geliyor. Hatta, hayır kelimesi en iyi en seçkin olan demektir. İhtiyar insan, doğruyu seçen, hayrı görmek için daha keskin ve ferasetli bir bakışı olandır. Gözler yorulur; fakat göz yoruldukça içinde biriken yıllarla, daha ziyade yaşananlarla görüşü keskinleşir. İnsanın bütün uzuvları değişir de gözleri aynı kalır, derler. İşte yalanlardan biri daha. Babaannemin gözleri beyaz bir zarla kaplanmıştı. Dünyayla arasına giderayak çekmek istediği bir perde. Alzaymırın tesiriyle söktüğü yorganı diktiğini görüyor, asılı tablodaki çizgilerden insan yapıp onlarla tarlaya gidiyordu.

Yerinden kalkamayan birinin kendisini yormak ve uykusuna sebep bulmak için didinmesini seyrettim uzun yıllar. Bugünü anlayamaz hâle gelse de dünün hatıralarıyla yaşamaya devam etti.

Kızını annesi zannedecek kadar uzaklaşmıştı aklı. Bununla birlikte yüzümdeki çizgilerin rengini okuyacak kadar görüşü iyiydi. Çünkü, ihtiyardı. Yaşlanmak, ömür boyu tırmandığın dağın zirvesinden dünyayı seyretmeye benziyor. Her şeyi görüyorsun, hangi yol nereye çıkar, hangi su nereye akar, hangi kayaları yarıp da geçemez suyumuz; hepsini seyrediyorsun. Fakat şimdi de aşağı inip oralardan yeniden geçmeye ferin yok. Şimdi insan ağlar mı, güler mi? İkisini birden yapalım. Bir şey daha: Bu dünyada kimlik yaşından bağımsız ihtiyarlamış kimseler de var. Tırmandıkları dağlardan şimdi usulca dünyayı seyreden, suyunu tanıyanlar. İhtiyarlıkla seçenler, böylece hayra yönelenler var. Güzel hatıralar bırakmak için çalışan, hatır için sabreden erler de var.

Yorum yap