Hadislerle İlim ve Hikmet 6: Helâl, Haram ve Şüpheli

Hadislerle İlim ve Hikmet 6: Helâl, Haram ve Şüpheli

muslim boy sitting in dark mosque with islamic teacher learning koran book during ramadan period

 

Nu’mân b. Beşîr (r.a) şöyle rivayet eder: Resûlullah’ın (s.a.v) şöyle buyurduğunu işittim: “Helâller açık, haramlar da açıktır. Bu ikisi arasında şüpheli şeyler vardır ki insanların çoğu onları bilmezler. Her kim bu şüpheli olanlardan sakınırsa dinini ve ırzını temize çıkarmış olur. Tıpkı girilmesi yasak olan koruluğa (korunaklı, yasaklı bölge) sürüsünün girme tehlikesi olan çobanın sürüsünü koruluğun etrafında otlatması gibi; kim şüphe olanları işlerse o kişi harama düşer. Dikkat edin, her sultanın bir koruluğu vardır. Dikkat edin, Allah Teâlâ’nın koruluğu haramlarıdır. İyi bilin ki vücut içinde bir et parçası vardır, o düzelirse bütün vücut düzelir, o bozulursa bütün vücut bozulur Dikkat edin, o et parçası kalptir.”

HADİSİN ŞERHİ

Resûl-i Ekrem’in (s.a.v), Helâller açık, haramlar da açıktır. Bu ikisi arasında şüpheli şeyler vardır ki insanların çoğu onları bilmezler…” sözünün mânası şudur:

 Helâl ve Haram Bellidir

Kesin olarak helâl olan açıktır ve bunda hiçbir şüphe yoktur. Aynı şekilde kesin olarak haram olan böyledir. Bir de bu ikisi arasında insanların helâl mi yoksa haram mi olduğunda şüpheye düştükleri işler vardır. Ancak ilimde rusûh sahibi (derinleşmiş) olanlar bunlar üzerinde şüpheye düşmez, onun helâl veya haramdan hangi kısma girdiğini bilirler.

 Kesin ve açık bir şekilde helâl olanlara misal:

Temiz (helâl) olan ziraî ürünler, meyveler, eti yenen hayvanları yemek, temiz içecekleri içmek, giyim ihtiyacı için pamuk, keten, yün ve kıldan mâmul elbiseler giyinmek, evlenmek, gibi hususlardır. Bunlar da miras, hibe ve ganimet gibi meşru ve sahih akidlerle elde edilmiş olmalıdır.

Kesin ve açık bir şekilde haram olanlara misal: Leş, kan ve domuz eti yemek; içki içmek, nikâhlanması haram olanlarla evlenmek, erkeklerin ipek giymesi, faiz kumarla elde edilen haram kazanç yolları, satılması haram olanlara karşılık alınan bedeller eller, sahibinden gasp, hırsızlık, hile vb. gibi meşru olmayan yollarla alınmış malı satın almak…

Şüpheliler ise: Helâl veya haramlığı üzerinde ihtilâf edilen şeyleri yemek. Söz konusu ihtilaf, ihtilafa konu olan şeyin bizzat kendisi üzerinde olabilir. At, kısrak, merkep gibi hayvanların yenilmesi. Çoğu sarhoş eden nebiz (sarhoşluk veren maddeler) gibi haramlığında ihtilâf edilen şeylerin içilmesi.

Yine haramlığı üzerinde ihtilâf edilen yırtıcı ve vahşi hayvanların derilerinin giyilmesi gibi hususlar bu kısma girer. Yahut helâl veya haramlığında şüphe edilen bazı kazanç yolları ile elde edilen gelirler bu kısmı oluşturur.

Alışverişte şüpheli olan bazı meseleler bu kısma girer. İmam Ahmed, İshak ve diğer imamlar şüpheliyi bu anlamda tefsir etmişlerdir.

Konunun özü şudur: Allah Teâlâ Peygamber’ine kitabını indirmiş ve o kitapta ümmetin ihtiyacı olan bütün helâl ve haramları açıklamıştır. Aynen Cenâb-i Hakk’ın şu âyet-i kerimede buyurduğu gibi: “Biz her şeyi açıklamak üzere sana bu kitabı indirdik.”

Bu âyeti açıklamak üzere Mücâhid ve başkaları şöyle der: “Yani kendilerine emredilen veya yasaklanan her şeyi açıklamak üzere kitabı indirdik” demektir.

Yine Nisâ sûresinin sonunda Cenâb-i Hak pek çok mal ve eşyanın hükümlerini açıkladıktan sonra şöyle buyurur: “Allah bunları sizin sapmamanız için açıklıyor. Allah her şeyi bilir.”

Ebu Zer (r.a) der ki: “Resûl-i Ekrem (s.a.v) vefat ettiğinde, gökte kanat çırpan kuşa varıncaya kadar bize her şey hakkında bilgi vermişti.”

Sahâbe-i kirâm onun vefatı üzerinde tereddüde düşünce, amcası Abbas (r.a) kalkıp şöyle demişti: “Vallahi Resûlullah (s.a.v) vefat etti, fakat bizlere apaçık bir yol bırakarak; haramları haram kılıp helâlleri helâl kılarak vefat etti. Evlendi, boşandı, savaştı ve barış yaptı. Sizlerin içinden dağ başında sürüsünü otlatan koyun çobanının sırığıyla hayvanlarına yaprak silkelemesinden havuzunu kerpiçle yapmasına varıncaya kadar her şeyde Resûl-i Ekrem’in (s.a.v) izleri var. Bu konularda içinizde Resûlullah’tan (s.a.v) daha gayretlisi yoktu.”

Özetlersek, Hz. Peygamber ümmetine bütün helâlleri açıkladığı gibi bütün haramları da açıklamıştır. Fakat bu açıklamalarından bazıları diğerlerine nisbetle daha açık bir biçimde olmuştur. Böylece din olarak açıklanan, her tarafa yayılan, dinden olduğu zorunlu olarak bi- linen hususlarda herhangi bir tereddüt kalmamıştır. İslâm’ın açıkça bi-linip yaşandığı bir ülkede bunları bilmediği için bir kimse mâzur sayılamaz.

 Bazı Konulardaki İhtilâfın Sebebi

Ancak bu derecede açık olmayan hususlar da vardır. Bunlar, sadece mütehassis (uzman) âlimler arasında yaygın olup onlar tarafından bilinen ve âlimlerin haramlığı veya helâlliği konusunda ittifak ettiği hususlardır. Bu gibi ince meseleler onlar kadar derin bilgiye sahip olmayan âlimlere bazen gizli kalabilir. Bunun yanında derin bilgiye sahip âlimler arasında da yeterince şöhret bulamamış ve dolayısıyla helal veya haramlığı üzerinde ihtilâf edilmiş konular da olabilir. Bunun bazı sebepleri vardır: Bazen konuyla ilgili nas (âyet ve hadisler) çok az sayıda insanın nakletmesi sebebiyle bütün âlimlere ulaşmamış olabilir.

Bazı durumlarda konuyla ilgili iki nas nakledilir; biri haramlığını diğeri ise helâl olduğunu bildirir. Alimlerden bir kısmı helâl olduğunu bildirene bir kısmı da haram olduğunu bildirene ulaşmıştır ve bu durumda her âlim kendisine ulaşan bilgiye göre hareket etmiştir.

Yahut da tarihi belirsiz olarak her iki nassa ulaşmış, hangisinin nâsih (önceki hükmü yü- rürlükten kaldıran son hüküm) olduğunu bilmediğinden tevakkuf etmek (bir görüş belirtmeyerek susmak) durumunda kalmıştır.

Ya da konu hakkında sarih bir nas bulunmamaktadır ve konuyla ilgili hüküm umumi mânadan, mefhumdan veya kıyas yoluyla elde edilmiş olabilir.

Bu gibi konularda âlimlerin anlayışları genellikle farklılık arzeder. Bazen da konuda konu hakkında bir emir veya yasak bulunur, fakat âlimler emrin vücûb (zorunluluk, gereklilik) veya nedb (fazilet, üstünlük) gerektirdiğinde; yasağın da haramlık veya kerâhet gerektirdiğinde ihtilâf ederler. İşte ihtilâfların çoğu bu anlattığımız konulara girer.

Şüphelilerin Bilinememesinin Sebebi

Bununla birlikte ümmet içerisinde şüphelilerin durumunu bilen âlimler mutlaka bulunur. Dolayısıyla şüpheliler hakkında isabetli hüküm veren kişi ümmet içinde bulunmuş olur. Diğerleri için hüküm şüpheli olarak kalmaya devam eder ve onlar meselenin hükmünü bilemezler.

İslâm ümmeti dalâlet (sapıklık, yanlış) üzere birleşmez, dalâlet ehli hak ehline karşı üstünlük sağlayamaz. Hak (doğru), ümmetin bü- tünü tarafından terkedilerek bütün diyarlarda ve bütün zamanlarda uygulama dışı kalamaz.

Bu sebeple Resûlullah (s.a.v) şüpheliler hakkında, “İnsanların çoğu onu bilmezler…” buyurmuştur. Bu ifade, insanlar arasında onun hükmünü bilenlerin de bulunduğuna delâlet eder. Yani o hüküm bilmeyenlere göre şüphelidir.

Şüpheliler Karşısında Takınılacak Tavır

Bir de mülkiyetin kime ait olduğu bilinmeyenler vardır. İnsanın kendi evinde bulup da kendisinin mi yoksa başkasının mı olduğunu bilmediği şeyler vardır. Bunlar da şüpheli sınıfına girer. Bunları almak haram değildir. Çünkü zâhir olan (ilk akla gelen), evinde bulunanlara kendisi sahip olduğundan orada bulunan şeylerin kendisine ait olmasıdır. Fakat takvânın gereği ondan sakınmaktır.

Zira Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurur:”Bazan evime döndüğümde yatağımın kenarına düşmüş bir hurma bulurum. Sonra onu alıp yemek için yerden alırım, arkasından da onun bir zekât hurması olabileceğinden korkarak (elimden) atarım.”

Haramdan Sakınmanın Yolu

Korunun etrafında hayvanını otlatan tehlikeli bölgeye yaklaşmış ve koruya girmeye ramak kalmıştır. Aynı şekilde helâl sınırını aşarak şüphelileri işleyen kimse de haram sınırına son derece yaklaşmış olur. Kendisi ile kesin olarak haram kılınanlar arasında artık bir engel kalmaz ve haramı işler. Onun için burada, haramlardan uzak durmak gerektiğine ve insanın haramlar ile kendisi arasında bir takım engeller koyması gerektiğine işaret vardır.

Tirmizî ve İbn Mâce’nin Abdullah b. Yezîd’den rivayet ettiği hadis-i şerifte Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurur: “Kul, günahtan sakınmak maksadıyla günah olmayanları terk etmedikçe müttakiler derecesine erişemez.”

KALBİN İSTİKAMETİ

Resûl-i Ekrem’in (s.a.v), “Dikkat edin vücudun içinde bir et parçası vardır, o düzelirse bütün vücut düzelir, o bozulursa bütün vücut bozulur. Dikkat edin, o et parçası kalptir!” sözü, bir kim- senin organlarının düzelmesi, haramlardan sakınması ve şüphelilerden uzak durmasının kalbin düzelmesi ile mümkün olabileceğine işaret eder. Eğer kalp selâmette olur; içinde sadece Allah’ın muhabbeti ve onu sevenlerin muhabbeti, Allah korkusu ve Allah’ın yasaklarını çiğneme korkusu ile dopdolu olursa, bütün organlar düzelir. Bütün organlar haramlardan uzak durma duygusu ile hareket eder ve haramlara düşme korkusuyla şüphelilerden sakınırlar.

Şayet kalp bozuk olursa, Allah Teâlâ’nın hoşuna gitmese bile şüpheli şeyleri kendi hevâsına uygun ve nefsin hoşuna giden şeyleri yapma arzusuyla dolu olur. Bu durumda vücudun bütün organlarının davranışları bozulur; kalbin arzusuna uygun hareket ederek her türlü haramı ve şüpheli şeyleri terk eder.

Kalp Komutan, Organlar Asker

Bu sebeple denilmiştir ki: Kalp bütün organların padişahıdır, organlar da onun askerleridir. Bu askerler kalbin emirlerine boyun eğen askerlerdir. Ona itaat duygusuyla hareket eder, emirlerini uygular ve hiçbir hususta karşı gelmezler. Eğer komutan düzelirse, onun emrindeki askerler de düzelir, komutan bozulursa aynı nisbette askerler de bozulur. Allah katında ancak bu kötülüklerden selâmete ermiş olan bir kalp fayda verir. Cenâb-ı Hak şöyle buyurur: “O gün ne mal ne de evlât bir fayda verir, ancak selim bir kalp fayda verir.”

Rasulullah (s.a.v) dualarında şöyle derdi: “Allah’ım, senden selim bir kalp istiyorum.”

Yorum yap