Hadislerle İlim ve Hikmet 7: Din Nasihattir

Hadislerle İlim ve Hikmet 7: Din Nasihattir

Temîm ed-Dârî (r.a), Resûlullah’ın (s.a.v) şöyle buyurduğunu rivayet eder: ’’Din nasihattir.’’

Resûlullah (s.a.v) bunu üç defa tekrarladı. Dedik ki:

“Kimin için ey Allah’ın Resûlü!’

Buyurdular ki: Allah için, kitabı için, Resûlü için, Müslümanların imamları (yöneticileri) için ve bütün Müslümanlar için.”

Hadisin önemi

Daha önce bu kitabın başında bu hadis-i şerifin dinin temelini oluşturan hadislerden biri olduğuna dair Ebu Davud’un sözünü nakletmiştik. (Birinci hadiste geçen ‘’Dinin Temelini Oluşturan Hadisler’’ başlığı altında)

Hafız Ebû Nuaym der ki: Bu hadisin dinde önemli bir yeri vardır. Muhammed b. Eslem et-Tüsi, bu hadis-i şerifin dinin dörtte birini oluşturduğunu söylemiştir.

Nasihat Hakkındaki Hadisler

Taberânî Huzeyfe b. Yemân’dan (r.a) tahrîc eder. Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Müslümanların işlerini önemsemeyen onlardan değildir. Her kim Allah için, Resûlü için, kitabı için, Müslümanların imamı ve bütünü için nasihatçi olmadan akşamlar ve sabahlarsa onlardan değildir.

İmam Ahmed, Ebû Ümâme’den (r.a) Resûlullah’ın (s.a.v) şöyle buyurduğunu rivayet eder: “Cenâb-i Hak şöyle buyurur: Kulumun, en çok beğendiğim ibadeti benim için nasihat etmesidir (ihlâsla bana bağlanmasıdır).”

Genel mânada Müslümanlara nasihat hakkında pek çok hadis-i şerif vârid olmuştur. Bunlardan bazıları yöneticilere nasihat ve bazıları da yöneticilerin halka nasihati hakkındadır.

Birincisi: Yani genel mânada Müslümanlara nasihate örnek.

Sahihayn’de Cerîr b. Abdullah’tan (r.a) rivayet edilir: “Resûlullah’a (s.a.v), namazı kılmak, zekatı vermek ve her müslümana nasihat etmek üzere biat ettim.’’

Müslim’in Sahîh’inde Ebû Hüreyre’den (r.a) rivayet edilir. Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Müslümanın müslüman üzerindeki hakkı altıdır. “Bunlar arasında şunları da saydı: “Senden nasihat istediğinde ona nasihat etmen!’’

Bu hadis-i şerif Resûlullah’tan (s.a.v), başka vecihlerle de rivayet edilir. İmam Ahmed Müsned’de, Hâkim b. Yezîd tarikiyle rivayet eder. Resûlullah (s.a.v) buyurdular ki: “Din kardeşiniz birinizden nasihat istediğinde ona nasihat etsin!’’

İkincisi: Yöneticilere nasihat ve yöneticilerin halka nasihati. Müslim’in Sahîh’inde Ebû Hüreyre’den (r.a) Resûlullah’ın (s.a.v) şöyle buyurduğu rivayet edilir:

“Üç şeyi yapmanız Cenâb-ı Hakk’ın rızasını kazanmaya uygun düşer; O’na hiçbir şeyi ortak koşmadan ibadet etmeniz rızasına muvafıktır, ayrılığa düşmeden hep birlikte Allah’ın ipine sarılmanız rızasına muvafıktır ve Allah’ın yönetici takdir ettiği kişilerle karşılıklı olarak birbirinize nasihatte bulunmanız rızasına muvafıktır.

Müsned sahibi ve diğer müellifler Cübeyr b. Mut’im’den (r.a), Resûl-i Ekrem’in (s.a.v) Mina’daki Hayfa Mescidi’ndeki hutbesinde şöyle buyurduğunu naklederler: “Şu üç konuda Müslümanın kalbi yanılmaz: Ameli ihlâsla Allah rızası için yapmak, yöneticilere nasihatte bulunmak ve Müslümanların cemaat halinde olmasının gerekliliğini kavramak”

Bu hutbeyi Resûl-i Ekrem’den (s.a.v) bir topluluk rivayet etmiştir. Bunlardan biri de Ebû Saîd el-Hudrî’dir (r.a).

Ebû Saíd’in (r.a) rivayet ettiği hadisi Dârekutnî Efrâd da ceyyid bir isnadla ve başka bir lafızla tahrîc eder. Hadisin lafzı şöyledir: “Üç konuda Müslümanın kalbi aldanmaz. Bunlar Allah, Resûlü ve bütün Müslümanlar için nasihat etmektir.

Sahihayn’de Ma’kıl b. Yesâr’dan rivayet edilir. Resûlullah (s.a.v) buyurdu ki: Allah bir kimseyi insanların başına getirir de o kişi nasihatlerle onları korumaz ise cennete giremez.

Cenab-ı Haknda Kur’an-ı Kerim’de peygamberlerin ümmetlerine nasihatlerde bulunduklarını, Hz. Nuh (a.s) ve Hz. Sâlih (a.s) gibi peygamberlerin yaptığı nasihatler bu manada zikredilir ”

Cenâb-ı Hak da Kur’ân-ı Kerîm’de peygamberlerin yaptığı nasi hatler bu mânada zikredilir. Bu manada bir ayette şöyle buyrulur: “Allah ve Resûlü için öğüt verdikleri takdirde, zayıflara, hastalara ve savaşta harcayacak bir şey bulamayanlara günah yoktur.”

Yani kim cihaddan bir özür sebebiyle geri kalırsa o durumda Allah ve Resûlü için nasihat etmesi şartıyla bir sorumluluk yoktur. Çünkü münafıklar cihaddan geri kalmak için yalan mazeretler gösteriyorlar, Allah ve Resûlü için nasihat etmeden (samimi olmadıkları halde) cihaddan geri kalıyorlardı.

Resul-i Ekrem (s.a.v) dinin nasihat olduğunu ifade etmiştir. Bu da nasihatın Cibril hadisinde daha önce de geçtiği gibi iman, İslam ve ihsan hasletlerini kapsadığına delalet eder. Bunların hepsi birden din olarak isimlendirilmiştir.

 Allah için nasihat, O’nun yüklediği vecibeleri en mükemmel şekilde yerine getirmeyi gerektirir ki bu ihsan makamıdır. Bu olmadan Allah için nasihat kemal mertebesine erişemez. Bu da ancak farz ve müstehaplara gösterilecek kemal-i muhabbet ile sağlanabilir. Bunu sağlamak için aynı samimi anlayışla nâfile ibadetlerle Allah’a yaklaşmayı gerekli kılar. Aynı doğrultuda haram ve mekruhları da terketmek için var gücüyle çalışmayı gerektirir.

Hasan-ı Basrî’nin mürseleri arasında şu hadis-i şerif yer alır: Resûlullah (s.a.v) buyurdular ki: “Birinizin iki tane hizmetçisi olsa, bunlardan biri emir verince itaat etse, kendisine bir iş verilince yerine getirse, efendisinin olmadığı yerde samimiyetle bağlılığını devam ettirse; diğer hizmetçisi ise emredildiğinde isyan etse, verilen emanete hıyanet etse, efendisinin bulunmadığı yerde ona karşı dürüst davranmasa; ne dersiniz bu ikisi eşit olur mu?

Dediler ki: ‘Hayır!’

Buyurdular ki: ‘’İşte sizlerin durumu da Allah katında bu iki kişinin durumu gibidir.’’

Bu mânadaki bir hadis-i şerifi İmam Ahmed de Ebü’l-Ahvas’tan, o da babasından tariki ile tahrîc eder.

Nasihat Nedir? Fudayl b. İyâz şöyle der: “Severek yapmak korkarak yapmaktan daha faziletlidir. Çok iyi bilirsin ki, iki hizmetçin olsa ve bunlardan biri seni sevse ve diğeri de senden korksa. Seni seven hizmetçi, senin hazır bulunduğun ve bulunmadığın yerlerde sana olan sevgisine sadakat gösterir. Fakat senden korkan hizmetçi, senin hazır olduğun yerde sana bağlı kalır, hazır bulunmadığın yerlerde sana sadakat göstermez.’’

Abdülaziz b. Refi’ şöyle der: “Havâriler Hz. İsâ’ya (a.s), ‘Amellerde ihlâs nedir?’ diye sordular. Şöyle cevapladı: “Yaptığın amelden dolayı insanların seni övmesinden hoşlanmaman, bunu istememen.”

Tekrar sordular: Allah için nasihat nedir?

Dedi ki: İnsanların hakkından önce Allah’ın hakkını yerine getirmek. Biri Allah için ve diğeri dünya için iki iş arz edilince, Allah için olandan başlamak.”

Hattâbî şöyle der: Nasihat, nasihat edilene hayır istemeyi ifade den bir kelimedir. (Nasihat kelimesinin masdarı olan نُصح ) nushun asıl mânası, “saf ve karışık olmayan” demektir. Balı mumdan ayırıp saf bale getirmek için “nasahtü’l-asele mine’ş-şem’i” (نصحت العسل من الشمع) denilir.

  • Allah için nasihat: Allah’ın birliğine olan inancında doğru ve sağlıklı olmak, O’na yaptığı ibadetlerde ihlâs üzere olmak.
  • Kitabı için nasihat: Ona iman etmek, içindekilerle amel etmek.
  • Resûlullah (s.a.v) için nasihat: Nübüvvetini tasdik, emir ve yasaklarına uymak için çalışıp çabalamak.
  • Müslümanlar için nasihat: Onlara yararlı olacak şekilde irşad etmek ve yol göstermek.

Mervezî’nin Hadisi Açıklaması İmam Ebû Abdullah Muhammed b. Nasr Mervezî Ta’zîmü Kadri’s- Salât isimli kitabında bu hadis-i şerifin tefsirini bazı âlimlerden nak leder. Biz de o açıklamaya ekleyecek bir şey görmediğimizden aynen burada aktarmayı uygun bulduk:

Allah için Nasihat “Nasihat hadisinin temeli, nasihatin muhatabı kim olursa olsun, ona tam mânasıyla yönelip değer vermektir. Bu da biri farz ve diğeri nâfile olmak üzere iki kısımdır.

Allah için farz olan nasihat, kişinin farzları eda ederken büyük bir muhabbet ve arzu taşıması, aynı doğrultuda haramlardan kaçınırken de istekle davranmasıdır.

Nâfile olan nasihat; Allah’ın sevdiklerini nefsinin sevdiklerine tercih etmektir. Bu da şöyle olur: Biri Rabb’i ve diğeri nefsi için iki şsle karşı karşıya kalınca, Rabb’i için olana öncelik verir ve nefsi için olanı erteler. İşte Allah için nasihatin temeli budur. Bunun farz ve nâfile kısmı vardır. Bunlar biraz açıklanırsa daha iyi anlaşılır. Şimdi bunu biraz izah edelim:

Farza girenler. Haramlardan kaçınmak, gücü yettiğince bütün âzalarıyla farzları yerine getirmeye çalışmak. Eğer hastalık, hapis vb. sebeplerle bunları yerine getirmekten âciz kalırsa, bu engeller ortadan kalkar kalkmaz farzları eda etme azminde olmak. Cenâb-i Hak şöyle buyurur:

“Allah ve Resûlü için öğüt verdikleri takdirde, zayıflara, hastalara ve savaşta harcayacak bir şey bulamayanlara günah yoktur. İyilik edenler aleyhine bir yol yoktur…’’ Tevbe 9/91

Cihada gitme imkânından yoksun oldukları zaman, Allah’a samimiyetle bağlı kalmaları sebebiyle Cenâb-ı Hak onları “muhsin” olarak isimlendirmiştir. Bazı hallerde kullardan bütün amellerin sorumluluğu düşer, sadece Allah’a gönülden bağlanma bunun dışındadır. Meselâ bir hastalık sebebiyle âzaları, dili vb. herhangi bir ameli yerine getiremeyecek durumda olan kişiden, aklı yerinde olmak şartıyla, Allah’a gönülden bağlanma (nasihat) sorumluluğu düşmez. Bu ise, günahlara pişmanlık duyma; eğer sıhhat bulacak olursa Allah’ın farz kıldığı yükümlülükleri yerine getirme ve yasaklardan kaçınma azminde olmak şeklinde tezahür eder. Bunu yapmadığı takdirde Allah için nasihat yükümlülüğünü yerine getirmiş olmaz. Allah için nasihat böyledir.

Resûlü için nasihat ise, Allah’ın emri gereği insanlara emrettiği vecibeleri yerine getirmektir. Allah için vâcip olan nasihatten biri de, günahkârların günah işlemelerine sevinip rıza göstermemek, buna karşılık Allah Resûlü’ne itaat ederek bağlılık gösterenlerin itaatlerinden dolayı sevinmektir.

Nafile olan nasihat: Bütün sevdiklerine karşı, ondan daha üstünü olmayacak şekilde kalbiyle ve bütün âzalarıyla Allah Teâlâ’yı her şeye tercih etmek ve bütün gücüyle bunun için çaba sarf etmek. Zira samimi ve Allah’a gönülden bağlı olan kişi eğer gayret gösterirse nefsini O’na tercih etmez. Her şeyi Allah’ın sevgisi ve muhabbeti için yapar. İşte Allah için nasihatin durumu budur. Bir kimse gayret göstermeden nafile ibadet yaparsa, o kişi ameli kadar samimi ve bağlıdır (nasihat ehlidir), bu kişi kâmil mânada nasihati hak etmiş olmaz.

Allah’ın Kitabı İçin Nasihat: Onu son derece sevmek, kadrini yüceltmektir. Zira o, yüce Yaratıcı’nın kelâmıdır. Anlamak için büyük arzu göstermek, onu tefekkür etmek ve bunun için istekli olmak. Yaratıcının, anlamasını istediği mânalara vâkıf olabilmek için kıraat ederken üzerinde dikkatle düşünmek. Anladıktan sonra onları samimiyetle uygulamak.

İşte samimi olan kullar kendilerine yapılan tavsiyeleri böyle anlarlar. Kendilerine bir mektup geldiğinde o mektupta yazılı olanı anlayıp yerine getirmek için gayret gösterirler. Samimi müminler Rablerinin kitabına karşı da böyle yapmalı, kitabını anlayıp istediği ve razı olduğu şekilde emirlerini yerine getirmeye gayret göstermelidir. Daha sonra onları insanlar arasında yaymaya gayret göstermeli ve muhabbetle onu araştırmaya devam etmelidir. O kitabın ahlâkıyla ahlâklanıp edebiyle edeplenmelidir.

Resûlullah için Nasihat: Hayatında iken itaat edip başarısı ve zafer bulması için çalışmak. İstediği zaman malını onun yolunda sarfetmek, muhabbeti uğrunda çalışmak. Vefatından sonra ise, sünnetine karşı rağbet göstermek, ahlâk ve edebini araştırmak. Emirlerine değer verip yerine getirmek. Onun sünnetine aykırı olarak yol tutanlardan uzak durmak, onlara karşı öfke duymak. Dünyada onun izini silmek isteyenlere karşı hiddet ve nefret göstermek, isterse bunu sünnete bağlılık adına yapıyor olsunlar! Akrabalık, yakınlık, hicret, yardım (ensar, muhacir), sohbet (sahâbe) gibi sebeplerle bir an, bir gece veya bir gün onun yolunda olan, görünüşleri ve giyim-kuşamlarıyla da olsa onlara benzemeye çalışanlara sevgi ve muhabbet beslemek.

Müslümanların Yöneticilerine Nasihat: Mūslümanların yöneticileri için nasihatin anlamı, onların düzelmesini, doğruluğunu ve adalet üzere olmalarını istemek. Ümmetin birliğini sağlamaya çalışmak, dağılıp parçalanmasını kötü görmek. Allah’a itaat ettikleri sürece onlara itaat etmek. Onlara isyan edenlere buğzetmek, Allah’a itaat ile şereflenmelerini istemek.

Müslümanlara Nasihat: Kendisi için istediği şeyleri onlar için de istemek, kendisi için hoşlanmadığı şeylerden onlar için de hoşlanmamak. Onlara karşı şefkatli olmak, küçüklerine karşı merhamet ve büyüklerine karşı saygı göstermek. Onların acılarına üzülüp onların sevinçleri ile sevinmek. İsterse onların sevinci fiyatların düşük, işlerin kesat olması gibi kendi zararına olsun.

Genel olarak Müslümanlara zarar veren şeylere üzülmek. Onların iyilik, dirlik ve nimetlerinin devamını istemek. Düşmanlarına galip gelmelerini, her türlü kötülük ve ezadan kurtulmalarını arzulamak.

Ebû Amr b. Salâh şöyle der: ‘’Nasihat özlü bir kelimedir, nasihat edenin nasihat edilene fiili ve iradeye bağlı olarak her türlü hayırları yapmasını kapsar. ‘’

Allah için nasihat: Cenâb-ı Hakk’ın kemal ve celâl sıfatları ile muttasıf ve tek olduğunu kabul etmek. Bu niteliklere aykırı ve bunlara muhalif şeylerden O’nu tenzih etmek. Günahlardan sakınmak. O’na karşı itaat ve muhabbette ihlâs üzere olmak. O’nun için sevip yine O’nun için buğzetmek. Allah’ı inkâr edenlerle cihad ve buna benzer faaliyetlerde bulunmak, müminlere bu hususta çağrıda bulunmak ve teşvik etmek.

 Kitabı için nasihat: Ona iman edip tazim ve tenzihte bulunmak. Hakkını vererek onu tilâvet etmek, emir ve yasaklarına uymak. Kur’ân-ı Kerîm ilimlerini ve içinde anlatılanları anlamaya çalışmak, âyetleri üzerinde düşünmek ve insanları ona davet etmek. Gafillerin tahriflerini, dinsizlerin karalamalarını defetmek.

Resûlullah için nasihat de buna benzer. Ona ve getirdiğine iman etmek, ona gerekli ihtiramı göstermek ve saygılı olmak. Ona itaat üzere olmak ve sünnetini ihya etmeye çalışmak. Onunla ilgili ilimlere gerekli ihtimamı göstermek ve onların öğrenilip yayılmasını sağlamak. Ona ve sünnetine düşman olanlara düşman, dost olanlar da dost olmak. Onun ahlâkı ile ahlâklanıp edebiyle edeplenmek. Ehl-i beyt’ine ve ashabına muhabbet beslemek.

Müslümanların imamları için nasihat: Hak üzere onlarla yardımlaşmak, hak yolda onlara itaat etmek. Onlara hak üzere olmalarını hatırlatmak. İncelik ve yumuşaklıkla onları uyarmak. Onlara karşı gelmekten sakınmak. Başarıları için dua etmek, başkalarını da buna teşvik etmek.

Müslümanlar için nasihat: Müslümanlara işlerin doğrusunu göstermek. Din ve dünya işlerini onlara öğretmek. Kusurlarını örtmek, ihtiyaçlarını gidermek. Düşmanlarına karşı onlara yardım etmek. Onlara karşı hile ve hasetten uzak durmak. Kendisi için istediğini onlar için de istemek, nefsi için nefret ettiği şeylerden onlar için de nefret etmek.

Müslümanlar için nasihat kısmına şunlar da girer:

Eziyet ve kötülükleri onlardan defetmek. Fakirleri gözetmek, cahillerine ilim öğretmek. Aralarında söz ve amel yönünden haktan sapmış olanları şefkatle tekrar hakka döndürmek. İyiliği yayma ve kötülüğe engel olma (emir bi’l-ma’rûf ve nehiy ani’l-münker) vazifesini lâyıkıyla yerine getirerek, onlara gelebilecek zararları, bu zararlar dünyevî de olsa gidermeye çalışmak.

Seleften bir zatın şu sözünde ifade ettiği gibi: Etlerim makasla doğranma pahasına olsa bile şu insanların Allah’a itaat üzere olmasını arzuluyorum.

En büyük nasihatten biri de istişare edene nasihat etmektir. Resûlullah’ın (s.a.v) şu hadis-i şerifte buyurduğu gibi:

“Kardeşiniz birinizden nasihat isterse ona nasihat etsin.’’

Bazı hadislerde şu ifade yer alır: “Müslümanın müslüman üzerindeki haklarından biri de gıyabında ona nasihat etmesidir.“Yani gıyabında kardeşi kötülenirse, onu savunur ve karalamayı reddeder.’’ Gıyabında kardeşine eza vereni görürse ona engel olur. Gıyaben yapılan nasihat nasihatin doğruluğuna delâlet eder. Çünkü hazırda ve yüze karşı pek çoğu dalkavukluk için nasihat eder ve gıyabında hıyanet eder.

Hasan-ı Basrî şöyle der: ‘’Kardeşinin âciz olduğu şeyi ona emredinceye kadar sen kardeşine nasihat vazifeni yerine getirmiş sayılmazsın.’’

Yine şöyle der: ‘’Sahâbeden biri şöyle dedi: Nefsimi elinde tutana yemin ederim ki, isterseniz size Allah adına da yemin ederim, kullar içinde Allah’a en sevimli olanlar Allah’ı kullara sevdiren ve kulları da Allah’a sevdirenler, yeryüzünde nasihat için çaba gösterenlerdir.’’

Ebû Bekir el-Müzenî’nin, “Ebû Bekir (r.a), Resûlullah’ın (s.a.v) ashabi üzerine oruç ve namazlarıyla değil, kalbinde olan şey ile üstünlük sağladı” sözüyle ilgili olarak İbn Uleyye şöyle der: Onun kalbinde olan Allah’ın muhabbeti ve kulları için nasihat idi.

Fudayl b. lyâz şöyle der: Bizim yanımızdakiler elde ettiklerini namaz ve oruçlarının fazlalıkları sebebiyle elde etmediler. Onlar bu hasletlerini nefislerindeki cömertlik, gönüllerindeki temizlik ve ümmet için nasihat sayesinde elde ettiler.

Abdullah b. Mübârek’e sordular: Hangi amel daha faziletlidir? Dedi ki: Allah için nasihat.

Ma’mer şöyle der: Senin için en iyi nasihatçi senin için Allah’tan korkan kişidir.

 Nasihat Nasıl Olmalı?

Seleften biri herhangi birine nasihat etmek istediği zaman gizlice ona öğüt verirdi. Denilir ki: Kim bir kardeşine ikisi arasında olacak şekilde öğüt verirse bu nasihattir, kim de kardeşine insanların önünde öğüt verirse bu da azarlamadır.

Abdülaziz b. Ebû Revvâd şöyle der: Sizden öncekilerde bir kişi kardeşinde bir kusur görse ona yumuşak bir şekilde söyler ve söylediğinden dolayı da ecir alırdı. Sizler ise kardeşinizi rencide ediyor, onu öfkelendiriyor ve gizli şeylerini ortaya çıkarıyorsunuz.

İmam Ahmed de şöyle der: Zimmîlere (İslam devletinin egemenliğini kabul eden gayrimüslim kişiler) nasihat etmek Müslümanların görevi değildir. Müslümanın görevi Müslümanlara nasihat etmektir.

Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Her Müslümana nasihat etmeli, Müslümanlar cemaatine ve bütün Müslümanlara nasihat etmek gerekir.”

Yorum yap