Hadislerle İlim ve Hikmet 3: İslam’ın 5 Şartı

Hadislerle İlim ve Hikmet 3: İslam’ın 5 Şartı

‘’Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığında Allah’ı anmaya koşun ve alışverişi bırakın. Bilirseniz, bu sizin için çok hayırlıdır.

Namaz kılındı mı artık yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lutfundan nasip arayın. Allah’ı da daima çok anın ki kurtuluşa eresiniz.’’ Cum’a Suresi 9-10. Ayetler

“Her kim önemsemediği için üç cumayı terk ederse, Allah onun kalbini mühürler” -Ebû Dâvûd

‘’Ya Rabbi acizlikten, tembellikten, cimrilikten, ihtiyarlayıp ele avuca düşmekten ve kabir azabından sana sığınırım. Nefsime takva nasip et ve onu her türlü günahtan temizle. Onu en iyi temizleyecek sensin, ona  yardım edip eğitecek sadece sensin. Allah’ım faydasız ilimden, ürpermeyen gönülden, doymak bilmeyen nefisten ve kabir azabından sana sığınırım.’’

Abdullah b. Ömer’den (r.anhümâ), Resûlullah’ın (s.a.v) şöyle buyurduğu rivayet edilir:

“İslâm beş esas üzerine bina edilmiştir. Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın kulu ve elçisi olduğuna şehadet etmek; namazı kılmak; zekâti vermek; beyti (Kâbe’yi) haccetmek; ramazan orucunu tutmak.”

Bu hadis-i şerifle anlatılmak istenen şudur: İslâm binası bu beş esas üzerinde yükselmiştir. Bu beş esas, binayı ayakta tutan temel direkleri ve sütunları yerindedir. Muhammed b. Nasr el-Mervezî Kitá- bü’s-Salât isimli eserinde şu lafızla rivayet eder: “İslâm şu beş temel direkleri üzerine bina edilmiştir.”

Hadis-i şerifteki temsil ile şu anlatılmak istenmiştir: İslâm bir bina ve bu beş esas da binayı ayakta tutan temel direklerdir; bunlar olmadan bina ayakta duramaz. İslâm’ın geriye kalan özellikleri ise binayı tamamlayıcı unsurlardır. Bunlardan biri eksik olduğunda, bina ayakta durabilir ve bunların eksikliği ile bina çökmez. Fakat, saydığımız bu temel esasların eksikliği ile bina ayakta kalamaz, bunların eksikliği ile İslâm binasının çökmesi kuşku götürmez bir gerçektir. Sadece şehadetin, yani Allah ve Resûlü’ne imanın yok olmasıyla da İslâm binası yıkılır.

Namazın Dindeki Yeri ve Önemi:

Namazı terkeden kimsenin İslâm dairesinin dışina çıkacağına dair pek çok hadis-i şerif vârid ol- muştur. Sahîh-i Müslim’de Câbir’den (r.a) şöyle rivayet edilir. Resûlullah (s.a.v) buyurdular  “Kişi ile küfür ve şirk arasında namazı terk vardır.”

Muâz (r.a) Resûlullah’tan (s.a.v) şöyle rivayet eder: “İşin başı İslâm, direği ise namazdır.”

Bu hadis-i şerifte namaz, çadırı ayakta tutan ana direk olarak ifade edilmiştir. Buna göre çadırı ayakta tutan direk olmayınca çadırın ayakta durması mümkün değildir. Direk çökünce çadır da çöker, ayakta kalması direğin varlığına bağlıdır.

Namazı Terk Edenlerin Durumu:

Hz. Ömer (r.a) şöyle der: Namazı terkeden kişinin İslâm’dan payı yoktur.

Sa’d ve Ali b. Ebû Tâlib (r.a) şöyle der: Kim namazı terkederse küfre düşer.

Abdullah b. Şakik şöyle der: Resûlullah’ın (s.a.v) ashabı namazdan başka herhangi bir amelin terkini küfür kabul etmiyorlardı.

Eyyûb es-Sahtiyânî şöyle der: Namazın terki küfürdür, bunun üzerinde ihtilâf yoktur. Seleften bir grup ve sonrakilerden onları takip edenler bu görüşü benimsemişlerdir. Bu görüş Abdullah b. Mübârek, Ahmed b. Hanbel ve İshak’ın görüşüdür. İshak, ulemanın bu konuda icmâi (ortak kararı) bulunduğunu söyler. Muhammed b. Nasr el-Mervezî ise, “Bu görüş ehl-i hadisin cumhurunun görüşüdür” der.

Bunlardan bir kısmı ise, İslâm’ın bu beş erkânından birini kasten terkeden kişinin de kâfir olacağı görüşünü benimsemişlerdir. Bu görüş Saîd b. Cübeyr, Nâfi’ ve Hakem’den rivayet edilir. Bu görüş aynı zamanda Ahmed’den de rivayet edilmiş, onun ashabindan bazıları ve onun yanında Mâlikîler’den İbn Habîb de bu görüşü benimsemiştir.

Dârekutnî ve başkaları Ebû Hüreyre’den (r.a) şöyle rivayet eder: “Resûlullah’a (s.a.v) denildi ki: ‘Ey Allah’ın Resûlü! Her sene mi hac yapacağız?” Eğer evet deseydim üzerinize farz olurdu. Her sene hac yapmak üzerinize farz olunca siz bunu yapmaya güç yetiremezdiniz ve onu terkedince de küfre girerdiniz.

Hz. Ömer (r.a) farz olmasına hac yapmayanları cizyeye (İslam devletinde gayrimüslimlerden alınan vergi) bağlamış ve ”Onlar müslüman değildir” demiştir.

İbn Mesud da (r.a) zekâtı terkedenin müslüman olamayacağını söyler. İmam Ahmed’den gelen bir rivayet ise şöyledir: Özellikle namaz ve zekâtı terketmek küfürdür, oruç ve haccı terk böyle değildir.

İbn Uyeyne şöyle der: Mürcie mezhebi (İslam’ın ilk dönemlerinde ortaya çıkmış bir mezheb) farzları terketmeyi tıpkı haramları işlemek gibi bir günah olarak kabul eder. Oysa bir farzı terketmekle bir haramı işlemek aynı değildir. Kasten bir haramı işlemek, onu helâl saymadıkça bir mâsiyettir (itaatten çıkma, günah işleme). Halbuki bilgisizlik ve özür dışında bir farzı terketmek küfürdür. Buradaki küfürden maksat, nankörlük mânasındaki küfürdür. Tipkı İblis’in ve yahudi âlimlerinin küfrü gibi. Resûlullah’ın da (s.a.v) bildirdiği gibi onlar, farzları bildikleri halde yerine getirmiyorlardı. İmam Ahmed ve İshak b. Râhûye, İblis’in Hz. Âdem’e (a.s) secde etmeyerek küfre düşmesinden, namazı terkedenin küfre gireceğine delil getirmişlerdir. Onlara göre, Allah Teâlâ’ya secdeyi terketmek daha büyük suçtur.

Şunu bilmek gerekir ki, İslâm’ın bu beş esası hep birbiriyle bağlantılıdır. Bunlardan bazılarını terkedenlerin diğer amellerinin kabu edilmeyeceğine dair rivayetler vardır.

İmam Ahmed’in Müsnedinde Zeyd b. Nuaym el-Hadrami’den şöyle rivayet edilir, Resûlullah (s.a.v) buyurdu ki: “Allah Teâlâ dört şeyi İslâm’da farz kılmıştır. Kim bunlardan üçünü yaparsa, hepsini (diğer üçünü de) yapmadıkça kabul edilmez. Bunlar; namaz, zekât, ramazan orucu ve Beytullah’ı haccetmektir.” Bu hadis mürseldir; Ziyâd, Umâre b. Hazm, Resûlullah kanalıyla rivayet edilmiştir.

İman ile Ameller Arasındaki İlişki

İslâm’ın bu beş esasını gerekli şartlara uyarak her kim yerine getirirse, bu kişi yukarıda geçen mânada kabul ve övgüye nâil olur. Ancak bazılarını yapıp bazılarını terkedenler aynı şekilde övgü ve rızaya erişemezler. Terkettiklerinden dolayı göreceği cezayı yaptıkları ameller için görmez. İşledikleri amellerin sorumluluğundan kurtulur, aynı zamanda işledikleri ameller sebebiyle sevap kazanır.

Bütün bunlardan şu husus anlaşılmış oluyor: İmanın azalmasına sebep olan bazı günahları işlemek, bazı ibadetlerin kabulüne mani olur. Resûl-i Ekrem’in (s.a.v) şu hadis-i şerifte buyurduğu gibi: “Kim şarap (alkollü icki) içerse, Allah Teâlâ onun kırk gün namazını kabul etmez.

(Buradan hareketle içen bir kimse namazı 40 gün terk mi etmelidir?

Cevap: Elbette hayır. Ayılma hâsıl olduktan sonra kul abdestini alıp ibadetlere sarılması ve tövbe etmelidir. Günahlar sebebiyle ibadetleri terk etmek küfür yolunu açar. Günahlara rağmen ibadetlerde ısrar etmek ise o günahın terkini kolaylaştırır.)

”Kim arrâfa (gaybdan haber veren kişiye) gider ve söylediklerini tasdik ederse kırk gün namazı kabul olmaz”

Alimler imanı; kök, dal ve yapraklardan ibaret bir ağaca benzetmişlerdir. Ağaç kelimesi bunların hepsini kapsar. Ağacın dallarından bir kısmı ya da yaprakları eksilmiş olsa, bu durum onu ağaç olmaktan çıkarmaz. Ancak şöyle denilebilir; bu eksik bir ağaçtır veya diğer ağaçlar bundan daha mükemmeldir.

Cenâb-ı Hak da imanı böyle bir misal ile açıklar: “Görmedin mi Allah nasıl bir misal getirdi: Güzel kökü (yerde) sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaca (benzetti). ” -İbrahim 14/24

“(O ağaç), Rabb’inin izniyle her zaman yemişini verir. Öğüt alsınlar diye Allah insanlara misaller getirir.” -İbrahim 14/25

Eğer hurma ağacının dallarından ya da meyvesinden bir kısmı eksiltilmiş olsa, bazı dalları ve meyveleri eksilmiş olmasına rağmen bu durumda o hâlâ “hurma ağacı” ismini taşımaya devam eder.

Cihad, amellerin en faziletlilerinden olmasına rağmen, ibn Ömer’in (r.anhümâ) rivayet ettiği hadis-i şerifte cihad zikredilmemiştir. Bir rivayet şöyledir: İbn Ömer’e, “Peki ya cihad?” diye sordular. Dedi ki: “Cihad güzel bir ameldir. Fakat Resûlullah (s.a.v) bize böyle söylemiştir.” Bunu İmam Ahmed tahrîc etmiştir.

Muâz b. Cebel’in (r.a) rivayet ettiği hadiste şu lafızlar vardır: “Kuşkusuz işin başı İslâm, direği namaz, zirve noktası cihaddır.” Ancak buna rağmen cihad ana unsurlardan ve dinin bina edildiği rükünlerden değildir. Bunun iki sebebi vardır:

Birincisi: Cihad, âlimlerin cumhuruna göre farz-ı kifâyedir. Halbuki diğer rükünler bunun tersine farz-i ayındır.

İkincisi: Cihad fiili sonsuza kadar sürüp gitmez. Aksine Hz. İsâ (a.s.) yeryüzüne indiğinde İslâm milletinden başka millet kalmayacağından savaş ve bunun zorlukları da ortadan kalkmış olacaktır. Böyle olunca cihada ihtiyaç duyulmayacaktır. Ama diğer rükünler böyle değildir. Onlar kıyamet günü gelip çatıncaya kadar müminlerin yapması zorunlu emirler olarak kalmaya devam edecektir. Allah Tealâ doğru olanı en iyi bilendir.

Rabbimizden muradımız bu beş kaideyi de hakkıyla uygulayan kullardan olalım. Günahlarımızın çokluğu bizi hayır ve ibadetten alıkoymasın. Aksine ısrarla İslam kapısının gereklerine rağbet edelim. Öyle ki yanlış işlerin sevgisi kalbimizden böyle böyle silinsin. Sizlere de bizlere de iki dünya sâdeti dileriz.

 

 

 

Yorum yap