Hadislerle İlim ve Hikmet 1: Niyetin Yeri ve Önemi

Hadislerle İlim ve Hikmet 1: Niyetin Yeri ve Önemi

Öncelikle cuma günü hasebiyle Rasulullah (sav) ‘ın birkaç hadisini paylaşarak başlayalım:
”Cuma günü günlerin efendisi ve Allah katında da en mühim olanıdır. O, Kurban ve Ramazan bayramı günlerinden daha mühimdir. Cuma gününde şu beş meziyet vardır:
1. Allah, Âdem’i o günde yarattı.
2. Allah, Âdem’i yeryüzüne o günde indirdi.
3. Allah, Âdem’i o gün öldürdü.
4. O günde öyle bir an vardır ki kul haram bir şey istememek kaydıyla Allah’tan ne isterse mutlaka Allah verecektir.”
5. Kıyamet o günde kopacaktır. Yüce makâma erişen melekler, gök, yer, rüzgârlar, dağlar ve deniz cuma günü (heybeti)nden korkarlar.”
(ibn Màce,  Ahmed b. Hanbel, Taberâni)
“Bir takım insanlar ya Cuma namazını terk etmekten vazgeçecekler ya da Allah onların kalplerini mühürleyecek, sonra elbette gafillerden olacaklardır.”
(Müslim, Ahmed b. Hanbel)
 “Beş vakit namaz ve bir sonraki cumaya kadar Cuma namazı, büyük günahlar işlenmediği sürece aralarındaki günahları affettirir.”
(Müslim, Tirmizi, ibn Mâce, Ahmed b. Hanbel)
Geçen hafta giriş bölümüyle Hadislerle İlim ve Hikmet eserini tanımıştık. Şimdi de eserde yer alan ilk hadisle yolumuza devam edelim:

Hz. Ömer (r.a), Resûlul4lah’ın (s.a.v) şöyle buyurduğunu rivayet “Muhakkak ki yapılan işler niyetlere göredir (değer kazanır, geçerli olur). Şüphesiz, herkese (yaptığı iş için) niyetinin karşılığı vardır. Kimin hicreti Allah ve Resûlü’ne ise, hicreti gerçekten Allah ve Resûlü’nedir. Kim de elde edeceği bir dünyalık veya evlenmek istediği bir kadın için hicret etmişse, onun hicreti de uğrunda hicret ettiği şey içindir.

-Buhâri, Tirmizi, Müslim, İbn Mace

Dinin Temelini Oluşturan Hadisler Bu hadis dinin temelini oluşturan hadislerden biridir. İmam Şâfiî (rh.a) şöyle der:

“Bu hadis ilmin üçte biridir ve fıkıh ilminin yetmiş konusuyla ilgilidir.” İmam Ahmed (rh.a) şöyle der: “İslâm’ın temelini şu üç hadis oluşturur. Ömer’in (r.a) rivayet ettiği, Ameller niyetlere göredir…’ hadisi; Hz. Äişe’nin (r.anhâ) rivayet ettiği, ‘Kim dinimizde bulunmayan bir şeyi ihdas ederse o mutlaka reddedilir…’ hadisi; Nu’mân b. Beşîr’in (r.a) rivayet ettiği, ‘Helâller açık, haramlar da açıktır.. ‘hadisi.”

Ebû Davud19 şöyle der: “Müsned hadisleri inceledim, bunların aslının 4000 hadis olduğunu gördüm. Sonra bunları da inceledim, bu 4000 hadisin temelinin de şu dört hadis olduğunu gördüm: Nu’mân b. Beşîr’in (r.a), ‘Helâller açık, haramlar da açıktır…’ hadisi; Ömer’in (r.a), Ameller niyetlere göredir…’ hadisi; Ebû Hüreyre’nin (r.a), ‘Allah temizdir, ancak temiz olanı kabul eder. Allah Teâlâ peygamberlere emrettiği şeyi müminlere de emretmiştir’ hadisi ve, ‘Kişinin, kendisini ilgilendirmeyen şeyi terketmesi Müslümanlığının güzelliğindendir’ hadisi.” Sonra şöyle der: “Bu hadislerden her biri ilmin dörtte birini oluşturur.”

Yine Ebû Davud şöyle der: “Resûlullah’ın (s.a.v) 500.000 hadisini yazdım. Yazmış olduğum hadislerden bu kitabımda -yani Sünen’de- bulunan 4800 hadisi seçip bir araya getirdim. Bir müslümana din konusunda şu dört hadis kâfidir. Birincisi, ‘Ameller niyetlere göredir..’ hadisi. İkincisi, ‘Kişinin, kendisini ilgilendirmeyen şeyi terketmesi Müslümanlığının güzelliğindendir’; üçüncüsü, ‘Bir mümin, kendisi için sevip arzuladığı şeyi mümin kardeşi için de sevip arzulamadıkça (gerçek) mümin olamaz’; dördüncüsü, ‘Helâller açık, haramlar da açıktır…’hadisidir.”

Ebû Davud’dan diğer bir rivayet ise şöyledir: “Fıkhın temeli şu beş hadise dayanır: Helâller açık, haramlar da açıktır…’hadisi; Zarar vermek ve zararla karşılık vermek yoktur’ hadisi; “Ameller niyetlere göredir…’hadisi; Din nasihattir’ hadisi ve “Yasakladığım şeylerden mutlaka uzak durunuz. Size emrettiklerimi de gücünüz yettiğince yapınız’ hadisi.”

Ameller ile Niyet Arasındaki İrtibat

“Ameller niyetlere göredir” cümlesinin nasıl takdir edileceği hususunda ihtilâf edilmiştir. Sonra gelen âlimlerin büyük bir çoğunluğu bu cümleyi, “Ameller niyetler ile sahih olur, muteber olur, makbul olur…” şeklinde takdir etmişlerdir. Bu takdire göre, hadiste söz konusu edilen “ameller”den maksat, niyete ihtiyaç duyulan şer’î amellerdir. Fakat yemek-içmek gibi âdetler ile emanet duran ödünç malların ve gasbedilmiş olup mutlaka geri verilmesi gereken şeyler gibi niyetin zorunlu olmadığı işleri yerine getirirken herhangi bir şekilde niyete vaç yoktur. Dolayısıyla burada zikredilen niyet, genel olarak yapılan bütün ameller için değil bazı ameller içindir.

Bir kısım âlimler ise şöyle der: Bu hadiste zikredilen amel geneldir ve bütün ameller için gereklidir. Bu niyetin belli ameller için olduğu söylenerek tahsis edilemez. Bazıları bu görüşün cumhurun görüşü olduğunu ileri sürmüşlerdir. Herhalde cumhurdan kasıt mütekaddimînin (ilk devir âlimlerinin) cumhurudur. Zira bu görüş Taberî, Ebû Tâlib el-Mekkî ve benzeri mütekaddimîn âlimleri tarafından ifade edilmiş olup, İmam Ahmed’den rivayet edilenin zâhirî de budur. İmam Ahmed’den rivayete göre o şöyle der: “Namaz, oruç, sadaka gibi bir amele girişmek isteyen veya ne türden olursa olsun bir hayır yapmak isteyen kişinin, o işe girişmeden önce niyet etmesi gerektiğini düşünüyorum. Resûlullah (s.a.v), ‘Ameller niyetlere göredir..” buyurmuştur. Buna göre, niyet yapılan bütün işler için gereklidir.”

Fazl bin Ziyâd şöyle der: Ahmes bin Hanbel’e niyet bahsini açtım ve “Niyet nasıl olmalıdır?” Diye sordum. Dedi ki: “İnsan nefsindeki kötülükleri tedavi eder, bir amel işleyecen zaman insanların beğenisini kazanma arzusu gütmez.

Ahmed b. Davud el-Harbi şöyle der: “Yezid b. Harun, ‘Amelle niyetlere göredir. ‘hadisini nakletti. Ahmed de orada oturuyordu. Ahmed, Yezid’e, ”Ey Eba Halid, işte insanların ayaklarının kaydığı nokta burasıdır” dedi.” Bu açıklamalardan sonra şunları diyebiliriz: “Ameller niyetlere göre gerçekleşir veya niyetlere göre neticelenir…” ifadesi; insanın kendi iradeslyle seçip yaptığı ameller için geçerli olduğunu ortaya koyar. İhtiyari ameller, ancak onu yapan kişinin yapmasına ve fiilin varlığına sebep olan bir maksat ile gerçekleşir ve değer kazanır. Bundan sonra gelen, “İnsan için niyetinin karşılığı vardır” ifadesi, amelin şer’i yönden hükmünü bildirir. O da, amel eden kişinin ameli karşılığında payına düşen niyetinin karşılığıdır. Niyeti sâlih ise ameli sâlih (geçerli), niyeti fâsid (geçersiz) ise ameli de fâsiddir ve sorumluluğu da kendisine aittir. “Ameller niyetlere göredir” cümlesini şöyle takdir etmek de mümkündür: “Ameller niyetlere göre salih olur, fâsid olur, makbul olur, reddedilir, sevap verilir veya sevap verilmez.”

Buna göre hadis, bir amelin geçerli veya geçersiz oluşunun niyetin iyi ya da kötü oluşuna bağlı olduğuna dair amelin şerî hükmünü haber vermiş olmaktadır. Tıpkı Resûlullah’ın (s.a.v), “Ameller sonuçlarına göre değerlendirilir hadisinde olduğu gibi. Yani bir amelin geçerli veya geçersiz oluşu, kabul veya reddedilmesi sonucuna göredir. Bu ifadeden sona gelen, “İnsan için niyetinin karşılığı vardır” sözü; kişinin amelinden eline geçecek şeyin sadece niyetinden ibaret olduğu; hayır niyet etmişse hayır elde edeceği, şer niyet etmişse şer elde edeceğini ifade eder. Bu cümle bir önceki cümlenin bir kere daha tekrarından ibaret değildir. Birinci cümle, bir amelin geçerli veya geçersiz oluşunu, gerekli olan niyete bağlamaktadır. İkinci cümle ise, amel işleyen kişinin sevap almasının ameli sâlih niyetle yapmasına bağlı olduğuna ve cezalandırılmasının sebebinin de ameli kötü niyetle yapması olduğuna delâlet eder. Kişinin niyeti bazen mubah olur, ameli de mubah olur. Bu ameli karşılığında ne bir sevap kazanır ne de ceza. Demek ki bir amel, o ameli yapmaya sevkeden niyet, amelin ortaya çıkmasına sebep olan etkene göre geçerli (sâlih), geçersiz (fâsid) veya mubah olabilir. Ameli işleyen kişinin sevap veya ceza kazanması ve cezadan kurtulması da amel ile birlikte bulunan geçerli, geçersiz veya mubah olan niyete göre olur.

Niyetin Mahiyeti

Sözlükte niyet, “bir tür kasıt ve irade” mânasına gelir. Sözlükte farklı anlamları vardır, fakat şimdi konumuz o değil. Alimlere göre niyet iki manaya gelir:

Birincisi: İbadetlerin bir kısmını diğer bir kısmından ayırmak manasına. Öğle namazı ile ikindi namazını, ramazan orucu ile diğer oruçları birbirinden ayırmak gibi. Yahut ibadetleri âdetlerden ayırmak mânasına. Cünüplükten kurtulmak için yıkanmak ile serinlemek veya kirlerden temizlenmek için yıkanmak gibi. Niyetin söz konusu edilen bu mânası, fukahanın kitaplarında bulunan mânadır.

İkincisi: Yapılan amel ile kastedilen hedefi belirlemek manasına. Bu maksat da ya sadece Allah Teâlâ’nın rızâsıdır ya Allah’tan başkasının rızâsıdır ya da hem Allah’ın ve hem başkalarının rızâsıdır. İşte niyetin bu mânası da âriflerin kitaplarında ve sözlerinde dile getirdikleri ve ihlâsın temelini oluşturan mânadır. Selefin ifade ettiği niyet kelimesinde bulunan mâna genellikle bu mânadır.

Niyet ile irade Arasındaki Fark

Niyetin, fakihlerin belirttiği birinci mânaya mahsus olduğunu zannedenler, niyet ile irade, kasıt ve bunlara benzer kelimeler arasında fark olduğunu belirtirler. Bunlar şöyle derler: Niyet, niyeti yapan kişinin fiiline mahsustur, irade (isteme, dileme) ise fiile mahsus değildir. Meselâ insan Allah Teâlâ’dan kendisini bağışlamasını diler (irade eder), bağışlanması için niyet etmez. Biz ise Resûlullah’ın (s.a.v) hadisleri ile selef-i sâlihinin sözlerinde geçen niyet kelimesi ile daha çok ikinci mânanın kastedildiğini belirmiştik. Bu durumda niyet, irade anlamına gelmektedir. Bu sebeple niyet kelimesi Kur’ân-ı Kerîm’de irade kelimesi ile ifade edilir. Şu âyet-i kerimeler buna örnektir:

“Aranızda dünyayı isteyeniniz de vardı, âhireti isteyeniniz de vardı.”

“Siz geçici dünya malını istiyorsunuz, halbuki Allah (sizin için) ahireti istiyor.”

 “Kim âhiret kazancını istiyorsa, onun kazancını artırırız. Kim de dünya kârını istiyorsa ona da dünyadan bir şeyler veririz. Fakat onun âhirette bir nasibi olmaz.”

İmam Ahmed ve Nesâi’nin Ubâde b. Sâmit’ten rivayet ettiği hadise göre Resûlullah sav şöyle buyurmuştur: ”Kim Allah yolunda savaşa çıkar ve sadece deve bağı kazanmaya (ganimet elde etmeye) niyet ederse, onun için sadece niyetinin karşılığı vardır.”

İmam Ahmed’in, İbn Mesud’dan (r.a) rivayet ettiği hadiste Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurur: “Ümmetimin şehidlerinin çoğu yatakta ölenlerdir. Karşılıklı iki cephe arasında öldürülen niceleri vardır ki; Allah onların niyetlerini (kendi rızâsı olmadığını) çok iyi bilir.

İbn Mâce’nin Câbir’den (r.a) rivayet ettiği hadis-i şerifte Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurur: “İnsanlar niyetleri üzere haşrolunur.”

Abdullah b. Mübarek şöyle der: Nice küçük işler vardır niyet onları yüceltir, nice büyük işler vardır niyet onları küçültür.

Ariflerden biri şöyle der: Sizlere karşı üstünlük sağlayanlar namaz ve oruçla değil, niyetlerdeki güzellikleriyle üstünlük sağladılar.

Resülullah’ın (s.a.v), “Kimin hicreti Allah’a ve Resûlü’ne ise, gerçekten hicreti Allah’a ve Resûlü’nün rızâsına uygun yapılmıştır” sözüne gelince: Hicretten Maksat Resûl-i Ekrem (s.a.v), amellerin niyetlere göre olduğunu, bir iş yapan kişinin payına düşen hayır veya şerrin niyetinin karşılığı olduğunu beyan buyurdu. Bu çok kapsamlı iki kelime genel bir kaide olup, hiçbir şey bu kaidenin kapsamı dışında kalmaz. Resûlullah (s.a.v) bu genel kuraldan sonra, görünüşü itibariyle aynı fakat geçerli veya geçersiz oluşu niyete göre değişebilen amellerden bir misal verdi. Sanki buyurdu ki yaptığınız diğer işleri de bu misale göre değerlendirin!

Hicretin aslı; şirk yurdunu terketmek, oradan İslâm diyarına geçmektir. Muhacirlerin Mekke’nin fethinden önce Medine-i Münevvere’ye hicret etmeleri buna örnek gösterilebilir. Daha önce de, sahâbeden bazıları Necâşi’nin ülkesi olan Habeşistan’a hicret etmişlerdi. İşte Resûlullah (s.a.v), yapılan bu hicretin, kişinin niyet ve maksadına göre değişiklik arzedeceğini bildirdi. Buna göre, kim İslâm yurduna Allah’a ve Resûlü’ne olan sevgisi, dinini öğrenme arzusu ve şirk diyarında açığa vuramadığı dinini açıkça ortaya koymak için hicret etmişse işte o kişi gerçekten Allah’a ve Resûlü’ne hicret etmiştir. Şe- ref ve övünç olarak bu ona yeter. Allah ve Resûlü’nün rızâsını kazanmak niyetiyle yaptığı hicretten niyetinin karşılığını elde etmiş olur. Kim de, şirk diyarından İslâm diyarına elde edeceği bir dünyalık veya İslâm diyarında evleneceği bir kadın için hicret ederse, onun hicreti de bunlardan hangisi için hicret etmişse onadır. Dünyalık elde etmek isteyen kişi tüccar, evlenmek isteyen kişi dünürcüdür; ikisi de asla muhacir olamaz!

“Hicreti hicret ettiği şeyedir” lafzı ile ifade edilip isimlerinin söylenmemesi, o kişinin hicretiyle elde etmek istediği şeyi tahkir etmek ve değersizliğini göstermek içindir. Aynı zamanda Allah ve Resûlü için hicret bir çeşittir (bir niyetle yapılır), bunun değişik şekilleri yoktur. Bu sebeple cevap cümlesinde, şart cümlesindeki lafızlar aynen tekrar edilmiştir. Dünya işleri için yapılan hicreti ise sayı ile sınırlamak mümkün değildir. İnsan bazen mubah bir şey için hicret eder, bazen haram bir şey için hicret edebilir. Bu sebeple dünyalık gayelerle yapılan hicretlerin sayısı belirlenemez. Bundan dolayı, “Hicreti hicret ettiği şeyedir” buyrulmuştur. Yani hicret ettiği şey veya sebep ne olursa olsun buna dahildir.

Müslim, Ebû Hureyre’den rivayetle şöyle rivayet eder:

Resûlullah sav’in şöyle buyurduğunu işittim:

“Kıyamet günü hesaba ilk çağrılacaklardan biri, Allah yolunda öldürülen kişidir. Allah yolunda öldürülen getirilir.

Allah Teâlâ hazretleri, ona verdiği nimetleri hatırlatır, o da hatırlar ve itiraf eder. Sonra ona, “Sana verdiğim bu nimetler karşılığında ne amelde bulundun?” diye sorar.

 Adam, “Senin yolunda öldürülünceye kadar savaştım’ der.

 Hak Teâlâ ona tekrar buyurur ki: Yalan söylüyorsun! Bilakis sen, ‘Falanca cesur adam!” denilmesini istedin ve bu da söylendi. Sonra Cenâb-i Hak emir buyurur, huzurunda onu hesaba çekerler ve cehenneme atılır.

İlk olarak hesaba çekileceklerden biri de ilim öğrenip onu öğreten, Kur’ân-ı Kerîm’i iyice öğrenip okuyan kişidir. Bu kişi Cenâb-i Hakk’ın huzuruna getirilir. Allah Teâlâ hazretleri, ona verdiği nimetleri hatırlatır, o da hatırlar ve itiraf eder.

Sonra ona, “Sana verdiğim bu nimetler karşılığında ne amelde bulundun? diye sorar.

 Adam, İlim öğrendim, insanlara öğrettim ve senin rızân için Kur’ân-i Kerîm’i okudum’ der.

Allah Teâlâ hazretleri: Yalan söylüyorsun! Sen, insanlar sana, ‘Alim insandır’ desinler diye ilim öğrendin ve, ‘Çok güzel Kur’an okuyor’ desinler diye Kur’ân Kerim okudun ve bu da söylendi buyurur. Sonra emir verir, huzurunda hesaba çekilir ve cehenneme atılır.

İlk hesaba çekilecek olanlardan biri de, Cenâb-ı Hakk’ın zenginlik verdiği, her çeşit maldan bolca ihsan ettiği kişidir. Cenâb-ı Hak bunun getirilmesini emir buyurur ve getirilir. Allah Teâlâ hazretleri, ona verdiği nimetleri hatırlatır, o da hatırlar ve itiraf eder.

Sonra ona, “Sana verdiğim bu nimetler karşılığında ne amelde bulundun? diye sorar.

Adam, Hiçbir iyiliği terketmedim, senin hoşlanacağın her yolda senin rizân için infakta bulundum’ der.

Allah Teâlâ hazretleri ona, Yalan söylüyorsun! Bilakis sen, ‘Falanca cömerttir!’ desinler diye bunu yaptın ve bu da denildi buyurur. Sonra Hak Teâlâ emir verir, huzurunda hesaba çekilir ve cehenneme atılır.”

Bu hadisle ilgili olarak gelen bir rivayet şöyledir: “Bu hadis-i şerif Hz. Muâviye’ye ulaşınca bayılıncaya kadar ağladı. Ayılınca dedi ki: Allah ve O’nun Resûlü doğru söylemiştir. Nitekim Cenâb-i Hak da ”Dünya hayatını ve onun ziynetini isteyenlere, orada işlediklerinin karşılığını tastamam veririz. Onlar orada bir eksikliğe de uğratılmazlar. İşte o kimseler için âhirette ateşten başka bir şey yoktur. Dünyada işledikleri şeyler de boşa gitmiştir. Zaten yapmakta oldukları da bâtıldır buyurmaktadır.”

Hülâsa-i kelâm; Rabbimizden dileriz ki her işimiz hayırlı ve salih niyet üzere, Allah’ın rızasını kazanmak için olsun. Rabbimiz niyetlerimizi temizlesin. Çünkü her kim ki niyetini düzeltir, onun işleri de düzelmiş olur. Her kimin de niyeti bozuksa yaptığı iş güzel de olsa onca bir ecir alamaz. Kişi, çöpleri süpürürken bile Allah’ın rızasını gözetmeli, bütün işlerinden hayır elde etmeye bakmalıdır. Çünkü nereden, hangi sebeple Allah’ı memnun edeceğini kul kestiremez. Önümüze çıkan her iyi işin hakkını vermeli, peşine düşmeli; niyetlerimizi daima kontrol ederek ihlas üzere kalmak için didinmeliyiz. Aksi, ziyân.

Yazar: Burak Can

Yorum yap