euoroları kaybedip kabe’ye giden balkanlı abi

euoroları kaybedip kabe’ye giden balkanlı abi

selamun aleykum, bu terliği çok ucuza almıştım, bir sefer koptu diktirdim tekrar uğraşmanıza değer mi, bilmiyorum, sepetimdeydi buradan geçince göstereyim dedim.

elindeki ayakkabıdan başını kaldırmıyor daha o cevap vermeden yanına tünemiş beyaz gür saçlı bey uzun gövdesiyle terliğe doğru eğiliyor:

-oooo ama deri bu! ziyan etme tamir ettir.

-öyle mi dersiniz? yapılması uygunsa olur tabii?

-ver bakayım kızım.

camekan dükkanın önüne atılan tabureye çekine çekine oturuyor, yönümü ustaya dönüyorum. o bana hiç bakmıyor. bize hiç bakmayan bir yüze, uzun uzun bakmak tuhaf bir tat bırakır. böyle anlarda ben karşımdakinin hikayesini düşünürüm. acaba karşımda kim var? acaba ardında ne var?

tam bakmaya çalışırken daha evvel diktirdiğim yer sökülüveriyor 🙂

-haydaaa! valla kızım senin bu terlik olmamağa uğraşıyor ha diyim ben sana!

gülüyorum.

-doğrudur, benim işlerim biraz zor olur.

-niye ki?

-bilmem, Allah bir şey murad ediyor demek ki vardır hikmeti ama kolay işim azdır, terliğe de sirayet etti demek.

-olsun olsun kızım yapsın güzel terlik!

-yapacaz da tutmuyor ki!

çıt çıkarmadan iki kır saçlı adamın mücadelesini seyrediyorum. siyahlar beyazlar sakalında iç içe geçmiş, göbeği yok yaşı var, gözlerinin altındaki çıkurda biriken morluklar ‘çok çalıştım çook’ diyor. sonra dönüp şöyle diyor:

-hani sözüm meclisten dışarı ama bazı insan vardır akkksi! hiçbir şey beğenmez huysuz! o adamın işi hep ters gider.

-hacı ne yaptın bu güzel kızımız öyle mi!

-yahu ben meclisten dışarı dedim yok mu öyle adamlar? var. çıkıyor karşına da bir şey diyemiyosun aslında var ya diyecen!

-sen mi diyecen?

-eh beni tanıyan sensin diyebilir miyim?

-diyemezsin.

-diyemem ya. kimseye ters laf edemem ben.

ikisi de susuyor. bu izinle söz alıyorum:

-demek peygamerimize benzeyen bir yönünüz var. sallahu aleyhi ve sellem. o da kimseyi yüzüne yermezmiş.

-yaaaa! öyle mi?

-evet. hatta çok öfkelenmişse yönünü başka tarafa döner sakinleşene kadar kızdığı kişiye bakmazmış. biz olsak daha bi bakarız ya kızdığımıza. o çevirirmiş başını.

ikisi de iç geçiriyor. 10 saniye gibi  bir sürede Rasulullah ile ünsiyet kuruluyor, O’na imreniyoruz üçümüz birden. sallahu aleyhi ve sellem.

-kızım. biz onu ne kadar övmek istesek övemeyiz zaten Allah’ı hiç övemeyiz ne desek eksik ama bundan bilmem kaç yıl önce ben daha genç delikanlıyım bir yere sohbete gittik.

terlik elinde, maziye dalıyor. terlikten sarkan iplere bakıyorum. yolumu buraya çeviren kopuk yerlere. dünya, aklın ötesinde diye geçiriyorum içimden. dışımdan çıt çıkarmadan dikkatle dinliyorum. bir mâzi yapraklarını önüme seriyor, özenle bakıyorum:

-orada peygamberimizi anlattılar heh sallahu aleyhi ve sellem. yahu dedim içimden ben de bir övsem bir övsem onu ama ilmim yok ki ne desem az eksik ben nasıl öveyim! ama niyeyse ben buna niyet ettim bir aşka geldim inan ki yarım saat derya olup konuşmuşum orada ama ne dedin desen bilmem benim ilmim yok ki bileyim ama konuşturan Allah konuşturmuş koca koca adamlar da durmuş beni dinlemiş. sonra bana gelip dediler ki ”yahu sen hani bir şey bilmiyordun!” vallahi dedim, bilmiyorum ki. nasıl konuştun ne konuştun desen onu da bilmiyorum. Allah konuşturmuş beni orada. hayret ettim!

-işte senin adının mehdi olması boşa değğiiill!

-aaa isminiz mehdi mi?

gülümsüyor, çakır mavisi gözleriyle utanarak onaylıyor. kibirsiz gösterişsiz hâli bir şey uydurmaya ihtiyaç duymadığı ellerinden dökülüyor. selam verdiğimde başını kaldırmayan abi gidiyor yerine içindeki peygamber sevgisini coştukça anlatmak isteyen biri beliriyor. dinliyorum. o yerinden kalkınca oturduğu tek bacaklı sandalye görünüyor. bana sorarsanız 350 yıldır orada kim bilir? sökülen minderi, yamulan sırtı, sarkan dikişleri ve yampiri duruşuyla dünyayla alakasını kesen bu sandalyeye kanım kaynıyor. sırtıma alıp götüresim geliyor ama hiç ses etmiyorum. iki ahbabın konuşmalarını dinlemeye devam ediyorum.

benim terlik mehdi abinin elinde arada bir hatırlanıyor sonra yeniden sohbetin koyuluğunda unutuluyor 🙂

-mehdi dikiş olmadı oraya yapıştırsaydın.

-e yapıştırayım japonlan da iki gün sonra kopsun! olmadığını biz de biliyoz da olacak başka çaresi yok.

-ama olmadı mehdi bozdu modeli.

-yahu kopar kopar mecbur dikecem.

-hiç sorun değil, diyorum. nasıl uygun görürseniz öyle yapın.

hakkaten, diyor mehdi abi. sen ters insan değilsin ama demek ki Allah’ın bir bildiği var muradı var.

şüphesiz..! diyorum gülümseyerek. hiç şüphesiz..

-ben sana en başından dedim hanım kız ters değil diye!

-aman biz başka bir şey mi dedik! hayret bi şeysin.

-bak kızım Allah’ın muradı hiç bilinmez sene 90 senesi belki ben o zaman kayınpederin yanına geliyorum bu dükkana çalışmaya günlük kazanıyorum. 2000 euro biriktirdim. yurt dışına gidecem diye bir adama bu parayı verdik güya gidecek beni de aldıracak orada iş yapıcaz işte daha elimiz bol olsun diye. sen adam paraları al yurt dışına git oradan bizi ara ”nasıl aldım ama paraları” deyip kapa! ben nasıl çıldırıyorum ama az para mı!

-2000 mi verdin mehdi!

-verdim işte ben ne bileyim böyle olacak. sonra gözüme uyku girmez arıyorum adamı bulmak için. sonra ben bi rüya gördüm bana dendi ki bırak adamın peşini kendi yoluna bak. o adamın da karısı çocuğu hep aynı anda ölmüş meğerse sonradan öğrendim. bilmem onların hatırına mı bana o rüya gösterildi? neyse ben adamın peşini bıraktım param sıfır. yine dükkana geliyorum gidiyorum. mekke’ye iş için giden bir grup varmış dediler sen de gider misin? Allaaaaaahh! gitmem mi! hemen gittim. kızım ben orda kaç 2000 daha hem kazandım hem haccı yaptım inanır mısın?

-inanırım.

-şimdi tavaf için dönüyoruz içimden dedim yahu şimdi ne söyleyecektik? cahil adamım ben balkanlardan göçmüşüz din yasak o zaman ana babamız korkudan öğretemiyor bir şey. sonra dedim içimden yahu mehdi Allah Allah de yürü. bir de bakarım arkama kafile takılmış ben önde olmuşum. yahu diyorum içimden benim gibi cahili mi önünüze kattınız?

-hahahaha mehdii var sende bir şeyler bak diyorum ben sana.

-amman be ne olacak bende Allah ihsan etti gittik çok şükür. önceki sefer kaybettik ama bak sonra misliyle kazandık hem de oraları gördüm hem de ibadetimi yaptım hiç hayalimde yoktu.

-ahh.. ne güzel. bana da dua edin olur mu? ben de gideyim.

o sırada başka bir abla geliyor babetlerini teslim almaya. sonra elindeki fotoğraf makinasını gösterip soruyor:

-abi bu nerede satılır? benim kızın. iki tane daha yeni aldı bunu satalım dedi.

hemen atılıyorum:

-aaa ben de ikinci el makina arıyorduum kaça bu?

*kim kiminle neden ve nerede buluşur, hikmeti nedir, daima hatırla: Allah bilir.

nerede olursan ne yaşarsan gözlerini kıs geri çekil ve de ki: Allah bana şimdi ne diyor?

bu arada mehdi abi benden para almadı. bir şey istemez, dedi kestirip attı. bazen sözün üzerine söz yoktur. teşekkür ettim, yıllardır tamir bekleyen ayakkabılarımı toplayıp yeniden gideceğim.. tamire. ayakkabıları tabii başka ne? :)) adres vermem. çünkü derler ki

her arayan bulamaz ancak bulanlar.. arayanlardır..

Yorum yap

2 yorumlar