Bir Vefâ Borcu ve Gönül Doygunluğudur: Müzeyyen Teyze ile Tacettin Amca

Bir Vefâ Borcu ve Gönül Doygunluğudur: Müzeyyen Teyze ile Tacettin Amca

Onlarla ilk karşılaştığımda henüz 17 yaşındaydım. Dershaneye gidiyorduk, Betül bizi evine yemeğe davet etmişti. Çarşı içinde olmasına rağmen aralarda saklanan bahçe içinde sıcacık bir eve gideceğimizden habersizdim. İçindeki iki büyük insanın gönüllerinde benim için bir yuva kuracaklarından da. Evlerin ruhu vardır, kendi ruhundan haberdar olanlar onu görür, duyar, koklar. Çünkü evlerin kokusu vardır. Size içindeki düşlerden ve kırıklardan haber verir. Dikkatli bakarsanız eğer, kaç kez yeniden başlanmıştır o salonun ortasında, görebilirsiniz. Bir ev, sadece bir ev midir yoksa yuva mı, perdelerinden çekilmesinden, camda bekleyen suretlerden, gelen sıcak baston ekmekten bilirsiniz. Fokurdayan çay, kavrulan soğan ve gülen çehreler. Size selâm eder usulca. Eğer ruhunuzu geride bırakmadan yürüyen biriyseniz, o selâmı almadan geçemezsiniz.

Ben, en çok terk edilen evlerin selâmını alırım. Camları kırık, sıvaları dökülmüş, beton avlunun ortasında yeşillenen çiçeklerin yersiz yurtsuz kalışıyla bakan gözlerine uzun uzun bakarım. Artık yeni bir yere de ait olamayacakları bellidir. Ait olduğumuz yer, artık yerinde olmadığında, gitmek bir ihtimâl değildir. Kalırız. Kendiliğimizi sürdüreceğimiz o yerde, yıkıntılar arasında olmasına rağmen, kim bilir ne kadar süre kalırız. Acaba kimler kaldı şimdi soğuk duvarlarını seyrettiğim evlerin içinde? Kaç anıyla yıkandı pencereler? En çok kim ağladı ve kim sustu yorganın altına kafasını gömüp de? Belki de.. Mutluluktan aktı göz yaşları. Üşüdükçe birbirleriyle ısınan nasipli kimselerin eviydi. Ne tabak çanak ne de gönüller kırılıp ufalanmadı. Durdular dağ olup, kök saldılar çınarları aratmadan. Gölgelerinde dinlendi insanlar. Gördüğüm her boş ev, terk edilmiş ev beni sokağın ortasında durdurur. Hikâyesini düşünürüm. Seslerin nasıl silinip gittiğini.

Müzeyyen Teyze ile Tacettin Amca’nın evi, huzurla, sevgiyle muhabbet ve iştiyakla işlenmiş bir evdi. Ruhları evin ruhuyla dost olmuş, eşya insanla iç içe geçmiş ama mânen. Perdeler, halılar, balkondaki çiçekler ve duvardaki terek Müzeyyen Teyze’nin elleriyim diyor. Köşe koltuğun kolunda aşağı doğru bir boşluk var oymadan. İçinde Tacettin Amca’nın takkesi, tesbiği ve koca saati. Buradayım, diyor. İnsanım, adamım, babayım hepsinden evvel kulum. Bütün varımla buradayım, evimde, yuvamda. Daima güzel kokuların geldiği mutfak, jilet gibi nevresimler. Mutlaka ortada olan dikiş masası. Bitirmeye ömrünün yetmeyeceğini o günden bildiği kumaşlar. Hiç eskimeyen zarafetiyle kadınlık orada. Kahvaltıdan hemen sonra iki kahve mutlaka. Tacettin Amcan sade içer kızım. Sade kahveyi köpüklü yapmak şekerliyi köpüklü yapmaktan daha zor. Her seferinde dualar aminler temenniler. Eline sağlık kızım. Afiyet olsun!

Yemeğe gittiğimiz akşam, mükellef bir sofra, anneliği her bir zerresinden akan o kadınla tanıştım. Her ziyaretimde aynaya bakar gibi olacağımdan habersizdim henüz. Belimizdeki fıtığa kadar ortaklığımız vardı. Sofrası, elbisesi, tebessümü, buyur edişi ve yerinde neşesiyle işte tam bir kadın vardı orada. Şuh değil fakat soğuk da değil. Öyle ki saçı sakalı ağarmış Tacettin Amca hâlâ kur yapar, onu kızdırıp bıyık altından gülmeye bayılırdı. Ben onlarda gördüm ve ikna oldum ki sevmek bitmez sevmek eskimez. Bir adamla kadın nasıl yılları aşar yolları aşar ve kırışmış elleri birbirine değince hâlâ tazecik gençlerden daha berrak bir hâlle heyecan duyar, gördüm. İnancım tazelendi ve ümitlerim çoğaldı onların yamacında. Bir adam kocaman bir adam ki vakar ararsak onda güven ararsak onda fakat bütün bunlar kalbinin yumuşaklığına gölge de etmeyen bir adam, bir kadını sevmekten nasıl usanmaz, gördüm. Misafir olmaktan çıkıp da seneler içinde kızım diye seslenmeye başladıktan sonra yanımda atışabildiler. Zile basan bensem artık endişe duymadılar ve seslerini kısmadılar. Birbirlerini bana şikayet ettiler birbirlerini her seferinde yeniden severek. Söylenirken meyve soyan bir kadınla gel otur Müzeyyen Hanım diye hanımın gözünün içine bakan bir adam tanıdım. Onları, hususi onları seyretmek için gidebildiğim kadar gittim. Bana, hep teşekkür ettiler. Memnun oldular. Oysa esas ben size teşekkür ederim.

Evet, o ilk akşamdan sonra hemen yakın olmadık Tacettin Amca ve Müzeyyen Teyze ile. İki kızları var biri Betül biri Banu. Betül küçük olan biz dershanede arkadaştık. Sonra Banu da arkadaşım oldu. Sonra ikisi de talebem oldu. Şimdi anne oldular. Banu’nun sözü nişanı, ev taşıması, Müzeyyen Teyzenin işi gücü. Bulduğum her fırsatta bir ses ve bir el olmak için o eve gittim. Vitrinleri sildiğimiz şey ne güzel kokuyor Müzeyyen Teyze! Nerden bu? Ay ben de bulamıyorum ki! Aldım bi daha yok. Olsun madem az az sıkalım. Dilâra otur çay içelim sonra devam ederiz. E ben durmam ki. Duracaksın. Ama durmam ki. Duracaksın. Durdum. Oturduğum koltukta geriye çekilip sırtımı yaslayınca ayaklarım hep havada sallanır. Bir ileri bir geri. Bir çay daha alır mısın Tacettin Amca? Alırım kızım. Yoruldun otur biraz. E ben oturamam ki. İşimiz biter akşam olur, sofrayı kurarız ama daha 2 saat önce atıştırdık, yiyemem ki. O zaman Tacettin Amca sinirlenir. Kuş kadar yiyorsun kuş kadar! Kendinde kuş gibisin ama olmaz! O tabakta yemek mi var şimdi? Allah Allah! E kızım sen bir şey koymadın ki. Koydum Tacettin Amca vallahi bana yeter. Yetmez. Yeter gerçekten inan ki yeter. Yok bu kız yemeden yaşıyor Müzeyyen. Kızım Tacettin Amcan doğru söylüyor kuvvetten düşeceksin bu kadar az yeme. Zorla kendini. Yerinde de durduğun yok böyle olmaz.

Her hafta aynı sofra ve aynı muhabbet. Aslında ben sıkılırım. Dur, derim konuşana. Onlara demiyorum, hiç. Dinliyorum çıtımı çıkarmadan. Bazen onlar galip geliyor bazen ben. Ama sofrayla da bitmiyor iş. Bunun meyvesi var tatlısı var çayı var. Benimse selâm vermekle doyan bir midem. Denediğim yeni sosları yapıyorum gittikçe, Müzeyyen Teyze bayılıyor. O bir şeyi sevince ben daha bi seviniyorum. Seni, diyor Tacettin Amca. Benden isteyecekler! Gözüm tutmazsa vermeyeceğim. Kabul, bin kere kabul.

İki evlatlarına da sevgi ve muhabbet içindeler. Her an onları gözeten ve seven bir anne baba. Hayır, daha evvel böylesini hiç görmedim. Kızlar evlendi, torunlar oldu. Torunlara ölüyor ikisi de. Gittikçe bana da gösteriyorlar. Tek tek bakıyorum. Sonra kahve yapıyorum. Güzel, sıcacık, çiçek gibi günler. Dünyaysa çiçeklerin solduğu yegâne yer. Bir gece göçüyor Müzeyyen Teyze, ömürlük yol arkadaşının kollarında. O an Tacettin Amcanın kollarına kaç dağ devrildi, kaç kez öldü de ölemedi o ân içinde bizler bilemeyiz. Ölüm haberini aldığımda yaşadığım kayıptan çok Tacettin Amca çakıldı zihnime. O şimdi ne yapar? Yetim kaldı, dedim. Tacettin Amca yetim ve öksüz kaldı. Giden bir kadın değil yalnızca, bir dünya ona. Belki de hakiki her kadın bir dünyadır insana. Müzeyyen Teyze o dünyayı çekmeceye katlayıp yumdu gözlerini. Duyar duymaz gittim. Şimdi varacağım ve kapıyı Müzeyyen Teyze açmayacak, öyle mi? Onun evine gidiyorum ama o içinde yok? Tuhaf. Yutması zor. Kendisine ait olan her şeyi beraberinde götürecek. Çiçekler balkonda, yapacağımız süs yarım kaldı. Beraber hiç börek de açmadık mesela. İnsan sevdiklerine, sevmeye doyabilir mi? Mümkün değil. Varıyorum eve. Evin kolonları sökülmüş. Tacettin Amca orada ama aslında orada değil. İnleyen bir hıçkırıkla, teslimiyetin avucunda ufalmış bir adam şimdi. İsyan yok, keder çok.

Doktor geliyor Müzeyyen Teyze’ye bakmak için. Ona nasıl ölü diyeyim. Odaya geçiyoruz. Çenesi bağlı. Açalım. Sağa çevirin, çevireyim. Buradasın ama yoksun. Tuhaf. Çok tuhaf. Ayakların ne küçük. Ellerin en güzel. Bitti çenesini bağlayabilirsiniz. Olur, bağlayayım. Ben senin yüzünü nasıl örteyim? Örttüm. Yıkanacak ve sonra defnedilecek. Zaman su zaman taş. Mezarlığa geldik, kadınlar geride, adamlar mezarı kazıyor. Yürüdüm. Mezarın ta dibine. Çömdüm. Kim bu deli? Benim. Mezar kazıldı, Müzeyyen Teyze içine kondu, sonra tahtalar dizildi ve şimdi toprak atılıyor. Hızla. Bir iki üç derken tahtalar örtüldü. Ve işte minik bir tepecik. Müzeyyen Teyze artık görünmüyor. Bütün bu olup biten on dakika. Sana örtü olan adamı ve canından can olan evlatları geride bırakmak sadece on dakika. Yürekleri yanıyor ama kendi evlatları var orada kalamazlar. Kalsalar da uyandıramazlar. Gönlünü şen eden sevgilerin seni orada bırakıp evlerine dönmeleri on dakika. Ne götürdüysen yanında, sana kalan bu. Unutma Dilâra. Adamlar çekildi. İmam kaldı. Gitmiyorum. İmam telkin etti. Dua etti. Yürüdü. Gitmiyorum. Şimdi ben de konuşacağım. Oradasın, duyuyorsun, biliyorum.

Dönüyoruz, Tacettin Amca’ya ilaçları verilecek. Hangileri? Hepsi kutusundan çıkarılmış, şeffaf ilaç kutusuna dizilmiş. Hangisi ne zaman ve kaç tane kim bilir? Müzeyyen biliyordu hepsini, ben bilmiyorum. İşte boğazıma ömürlük bir yumruk. Bu adam nasıl nefes alacak Müzeyyen bütün bildikleriyle gitti. Tacettin Amca’ya bir daha nasılsın diye hiç soramıyorum. İçim eziliyor. Her gün onu düşünüyorum. Müzeyyen olmadan uyuyup uyanan bu adam kalbinde nasıl bir kayayla duruyor şimdi? Kızlar kederli, yürekleri yandı. Anne var anne var ki Müzeyyen Teyze anneler şâhı bir kadın. Fakat bunu hiç bulmamış olan da var. Nasipleri büyük, anıları güzel, imtihan çetin.

Birkaç ay geçti, Tacettin Amca hasta, yoğun bakımda ama iyiye gidiyor dedi doktor. Yanına giremiyoruz. Dersten çıktım, merdivenleri çıkıyorum bir mesaj Betül’den. Babamı kaybettik. Merdivenleri çıkamıyorum. Öylece kalıyorum, kaç dakika? Çocukların korkacağı kadar dakika. Öğretmenim iyi misin? Değilim. Çömüyorum olduğum yere. İçimden kopan çok büyük bir pay. O, artık orada yok. Sınıfa çıkıyorum zar zor, oturuyorum sandalyeye. Zeynep namazını kılınca yanıma geliyor. Dörtlerden Zeynep. Öğretmenim ne oldu? Çok sevdiğim biri vefat etti. Öğretmenim. Hani senin bize öğrettiğin şeyler var ya cennetle ilgili Allah’la ilgili, senin şimdi onları hatırlaman lâzım. Gidiyor Zeynep, ben de bu sözle uykumdan uyanıyorum. Hatırlamam lâzım. Nerede Tacettin Amca? Yorgalarda yıkanacak. Tamam, oraya gidiyorum. Bir veda, hiçbir aşaması atlanmadan olmalı. Sonra köye gidiyoruz. Aynı mezarlık, işte Müzeyyen Teyze. Yine mezarın başındayım, gitmiyorum. Elim toprağın üzerinde. İçim acıyor fakat bir yönüyle huzurlu. Kavuşuldu çünkü. Onlar birbirleri olmadan nasıl yapar? Allah’ın takdiri, yine birlikte oldular. Ruhları da cennet bahçelerinde buluşmuştur inşallah diye dualar ederek vedalaştım. Kalbimin bir parçasını o mezarlıkta bıraktım. Benim ihtiyar iki gönül dostumu, evlat olabilme mutluluğuna eriştiğim bir anne babayı, sevgiye ve evliliğe olan inancımı yenileyen bir çifti, gözümde yaş içimde sızıyla uğurladım. Yine de hep benimle dolaşacaklar yer yüzünde. Boşluğa bakıp kim bilir kaç kere daha üzüleceğim. Evleri orada ama onlar yoklar, diyeceğim kendi kendime. Yüzüm düşecek. Artık kahve pişiremem ve çiçekleri sulayamam. Balkonu yıkayamam, nevresimleri ütüleyemem. Kimse yemiyorum diye bu kadar üzülmez bir daha. Böyle sıkı sarılamam.

Denenmişi deneme kızım, insanı değiştirmek kolay iş değildir, hemen her söze inanma, yaranı büyütme, derdi Müzeyyen Teyze. Kendinden daha iyilerle arkadaş ol, senden aşağıda olanla yakın olma kendini yükseltmeye bak, derdi Tacettin Amca. Bir de bol bol ye! Ye Allah aşkına! 

Onları tanımak, Allah’ın bana pek fiyakalı bir hediyesidir. Teşekkürünü ölene dek etsem, yetmez. Çok üşür içim, titrerim gözükmez, o evde kaç defa ısındım, bilinmez. Hazır kahvaltı sofrasına uyandığım o evin ömrümün birkaç yılına yuva olmuş olması ne aziz bir armağan. Şu da harika: Keşkem yok. Her fırsatta bu hoş gönülleri mutlu etmek istedim ve Allah nasip etti. Beni sevdiler, onları sevdim. Anılar biriktirdik ve birbirimizden razı olduk. Şimdi dua, kavuşmak için. Şimdi dua, kızların kalplerinin İslâm ile ferah bulması için. Onları anlayamam, onlar da beni. Ama sarılacağız bol bol. Kavuşuncaya dek.. Birbirimize bakıp bir şey demeden ağlayacağız daha çok kere. Susacağız sonra. Elden gelen bu.

Cennette, özlemek olmayacak. Babanemle onları tanıştıracağım. Müzeyyen Teyze ile nasıl anlaşırlar ah! Ben de büyürsem daha daha daha.. muhakkak ki bir Müzeyyen’e dönüşeceğim, bir Hayriye Nine’ye. Seve seve…

Rahmetle.

Benim güzel gönül dostlarıma en kalbi muhabbetlerimle..

Yorum yap

4 yorumlar
  • Okurken bende Müzeyyen Teyze ve Tacettin amcanın salonundaydm sanki, ne kıymetli öyle samimi öyle sıcak yuvalarını paylaşmaları.. Bizlerde inşallah ömrümuz yettiğince iyilik biriktirebiliriz. Rabbim hissettirdiklerini, güzelliklerini cennet müjdesi eylesin.Bizide cennetinde onlarla tanıstrsın inşallah 🌿 Bugün cuma her ikisine ve bu vesileyle babaannem, anneannem, amcama hediyeler göndermek nasip olsun 🌿 Allah a emanet olun.. 🤍

  • Annemle babamı anlattınız sandım bir an. Yaşamları da ölümleri de nasıl benziyor. 2016 yılında akciğer kanseri olan babamdan bir ay önce annemi sonra da babamı kaybettik 🙁 onları okudum burada. Çok güzeldi. Kaleminize yüreğinize sağlık.