Bayramdır Düşünelim

Bayramdır Düşünelim

-Aslında bu yazıyı bayramın başında yazmalıydım. Fakat yapmamız gerekenlerle yapabildiklerimiz arasında çoğunlukla uzun boşluklar var. Uğurlarken de olsa ikram edelim heybemizden.

Bayramlar çocukluğum boyunca annemin işten dönüşünü babamınsa hiç dönmeyecek oluşunu kabullenmekle geçti. Bayram namazından adamlar kaçta döner ve kahvaltı sofrası kaçta kurulur, öğrenme fırsatım olmadı. Uyanınca heyecanla giyecek bayramlıklarımız hep vardı, tatlıydı, güzeldi. Aynada kendini fiyakalı görmek hele! Saçlarım küçükken çok gür ve sıktı, bukle bukle dalgalı. Düz olmaları için neler vermezdim o zamanlar. Ah.. uçuşan düz saçlar.. Ortaokuldayken amcamın kızı bayramda fön çektirmişti bana. Saçlarımı dondurabilmeyi ne kadar arzu etmiştim bilemezsiniz. Fakat mümkün değildi. Olabildiğince çok zıplayıp, koşup savurmuştum onları.

Köyü dolaşmak, şeker toplamak, el öpmek nefis işlerdendi. El öpmeyi de sarılmayı da aldılar elimizden, bu içimi yakıyor. Okulun yakınlarında zenginler otururdu, biz öyle derdik. Çünkü onların evleri daha yüksekçe duvarların arkasında bulunur, hemen ulaşılamazdı. Şekerliğe bozuk para dolduran bir dede vardı. Oraya gitmek ikinci bir bayram şöleniydi hepimiz için.

Yorulana kadar yürür çatlayana kadar şeker ve çikolata yerdik. Torbamızdakiler yine de eksilmezdi. Bozuk paraları bütünletmek için Mevlüt Amca’ya koşardık. Ben bu işi o kadar ciddiye alırdım ki bir film sahnesindeki iş adamlarına benzetirdim hepimizi. Babaneme kutu çikolatalar gelirdi, bütün köy elini öpmek için gelirdi. O çikolataları saklardı babanem, diğer aylar taksit taksit gece oturmalarımızda çıkardı. Onlar da bitince açık gofret alıp deftere yazdırırdık. İşte, keyiflerimiz bunlardı.

Ölenlerin mezarına arefeden gidilir, temizlenir, yeni çiçekler ekilir ve hayır dualar edilir. Söylene söylene yardım ederdim babaneme. Kocasının mezarını kaç yıldır temizleyip yeni çiçekler ekiyordu? Çocuklarının yarısını burada ziyaret ediyor olmak kalbini kaça bölüyordu, o zamanlar bunları hiç düşünmüyordum. Bir de, bir gün, onunla yalnızca mezarlıkta bayramlaşacağımızı, hiç düşünmüyordum. O, kökü hiç sökülmeyecek bir ağaçtı; devrilemez, solamaz, bırakıp da gidemezdi. Bazı gitmeklerin insanın tercihiyle değil kaderle hasıl olduğunu daha bilmiyordum. Öğrendim.

Ölmeyip de terk edenlere ise hiçbir yerden gidilemez. Onlara ulaşamazsınız, dilerlerse ortaya çıkarlar. O günlerde çok ağladığım bu hakikatin gün gelip de kalbimde sıradanlaşacağını, göz yaşımın biteceğini, bazı numaralar rehberde dursa da mezar taşı vazifesi göreceğini deseler de kabul edemezdim. Sanki ben bu yokluğa ömür boyu ağlayabilirdim. Meğer, kalp, yorulurmuş. Böylece gün gelip bırakırmış sevmeyi. Bayram tebriğinden verilecek selâma değin kıymet bilecek insan gözetmeye başlarmış. Hâli kalmazmış meşgule atılmaya, bahanelere, ısrarla süren yalanlara dur dediği bir gün gelirmiş.

Bayramlar başka bayramları takip etti, yıllar gelip geçti, günler kuş oldu uçtu, taş oldu bağrımıza konduğu oldu. Büyüdük. Esasen, çocukken de büyük olan biri için yıllar ehemmiyet taşımıyordu. Yine de asla daha fazla ne olacağını bilemezsiniz.. Daima daha ötesi vardır, yok zannedersiniz ama mutlaka vardır. Henüz tanışmamışsınızdır sadece.

Rabbim öyle takdir etti ve son 4 yıldır bayramlarımın çoğu zorlu, hüzünlü, bol ağlamalı, nefesi hayli zor almalı geçti. İnsanların ne kadar ileri gidebileceğini, hadsizliği, iyi niyetin nice suistimalini, ölürüm zannedip de ölünmeyeceğini Rabbim öğretti. Umulmadık taşların hakikaten baş yardığını, yaşanan iç yangınlarından daha kavruğunun hep tetikte olduğunu gördük. Bazen insan gerçekten öldüğünü zannediyor biliyor musunuz? Sonra seslenen çocuklar, açan çiçekler ve üzerinizdeki çaresiz anne bakışlarıyla kalkıp abdest alıyorsunuz. Niyet ettim Allah’ım senin rızan için her şeye rağmen susup insan kalmaya.. Hamdu senâ..

Bir doktor bana demişti ki ”Akıl sağlığınızı kaybetmeniz gerekirdi, oysa sizin muhakemeniz hâlâ çok kuvvetli. Nasıl mümkün olmuş, bilemiyorum.” Kur’an ile oldu, dedim. Delirmemek, ancak Kur’an ile olur. Tutunmak, yeninden dirilmek ancak Kur’an ile olur. İman ediyoruz ya ölümden sonra yaşama ve bu bilgi bizlere gayb.. Bana değil. Bu dünyada da ölmek ve dirilmek nedir, bildim. İman ettim.

Bayram olur ama bayram olmaz her hânede her kalpte. Rabbime şükürler olsun ki koyduğu her kuyuda bana gösterdi: Acının bin bir rengi var, onu mutlu yuvalar ne uzaktan ne yakından tanımazlar. Renkleri uzun uzun seyrettim yüzümde. Geçişlerini, gölgelerini ezberledim. Öğrendim ki bazı ağlamaklar ve kederler bayramlarda da sürer. Bayram gelir ancak bayram gelmez. Bir ziyaret, bir ses, tek bir soru nasıl da keskindir o zaman, hep bayramı tatmış olan bilmez.

Bayram olur; birileri hâlâ hastane odasında tavanı izler. Birileri kavgayı bitiremez çocuklar ağlar. Çocuklar, ne çok ağlar yer yüzünde. Bayram olur, birileri tam o anda evsiz kalmıştır, birilerinin kalbi göçük altındadır. Zil çalınır ancak kapıyı açacak el yerinden sökülmüştür. Bayramdan büyük keder olur mu, olur.

Bu bayram yıllar sonra sakin, müsterih bir bayram geçirdim. Kudüs ve diğer coğrafyalardaki bütün Müslümanlar için hüznümüz bâkî. Onun haricinde hânem de kalbim de sakin 3 bayram gününü tamamladı. Bunun şükrünün ne anlama geldiğini bilemezsiniz ve bilmenizi de istemem. Kaygısız, kavgasız, korkusuz, hadsizliklerin, kırgınlıkların, hayretlerin olmadığı; bu kadar da ileri gidilebilir mi, diye sormadığım 3 bayram günü.. Normal. Her ne kadar pandemi sebebiyle normalin dışında olsak da benim çok uzun zaman sonra kavuştuğum bu sıradan günler nasıl aziz ve kıymetli tarif etmem mümkün değil. İstesem de anlatamam, anlatsam da gösteremem.

Ancak şunu isterim: Her bayram bilelim ki her eve bayram olmaz, her kalbe bayram olmaz. Bazı kalplere ve evlere yüz yıllardır bayram gelmemiş olabilir. Gürültü yapmamak çok soru sormamak haddi aşmamak ne güzeldir. İçten bir dua sakin bir tebessüm yormadan verilen hediye ne güzeldir. Bazı babalar hiç gelmez, bazı anneler anne olmayı bilmez. Bazı eşler iki ayrı kutupta yaşayabilir bir evin içinde. Hiçbir taşıt aradaki mesafeyi kaldırmaya güç yetiremez. Oysa çocuk çocuktur. İnsanın boynunu bükecek yarımlıklar ne de çoktur. Onları birbirimiz için tamamlayamayız ama birbirimizi yormamayı sağlayabiliriz. Bazen sadece ”nasılsın?” sorusu bile büyük gelir insana. Hâlden anlamak, kurcalamamak, müsaade etmek nefis bayram hediyeleridir, vermeyi ihmâl etmeyelim.

Allah, günlerini kulları arasında döndürür durur. Nihayet nefesi ciğerlerimde hissettiren Rabbim’e yerler ve gökler dolusunca şükürler olsun.

Dilerim, bayramımız hep bayram olsun.

Yeşermek ne güzel.. Yazık oldu, kurudu, diyen uğultular arasında.. Yeniden gözlerimizde parlayan ışıkla yürümek, iyileşmek ne güzel, enkaz olduğumuza inanmışlarken hınçla..

Yorum yap

1 yorum