Ağlamak Güzeldir

Ağlamak Güzeldir

Bismillah.

Allah’ın adıyla başlarken kelimelerime kuvvet ve bereketi O’ndan dilemekteyim. Dışarıdan, daima olduğundan farklı görünüyor, biliyoruz, yine de görünenin üzerimizde bıraktığı tesir büyük. Bir taraftan bizim çok ilerimizde o ihlaslı kullar bir tarafta ulaşamadığımız karanlık köşeler. Dünya, her şeyiyle yutkunması zor olan yer. Benim boğazım hep acıyor, yumruklarını saymaya gücüm yetmez, yetmiyor. Cevher, işçilik istiyor. Hem sımsıkı tutmak gereken hakikatler hem de sıkınca parçalanacak kadar hassas olan. Benim kalbim, ağrının kendisi oluyor.

İlk heyecanın silinmesi, tebliğin vitrinde tozlanan bir kelimeye dönüşmesi, sabah 9 akşam 5 mesaisi içinde ümmet için ağrıyan parmak uçlarım nerede? Her kapının adamı olan  Ebubekir. Tek bir dünyalık kapıdan girince gevşeyenle aynı cennette buluşur mu? Benim gözlerim hep uzaklara bakıyor. Varamadığı o yerlerin has memleketi olduğuna dair kuvvetli inançla. Bu dünyada yerine konması gereken taşların ancak yanında dolaşmakla tükenen bu gençlik. Benim saçlarımın yarısı artık beyaz.

Şuramda. İşte, tam şuramda. Dönüp duran bu ağrı. Evi çok özlemenin verdiği ağrı. Evimi talan eden nice işimin kalbime bıraktığı bu koku. Ben her kokuyu duyan bir burunu taşıyorum. Bu, çok zor oluyor. Abdest alırken 3 kere buruna su ver. Bir iki üç. Allah’ım cennet kokularını duymak nasip et. Cehennem kokularından koru bizi. Amin.

Öyle değil. Çok uzun zamandır içimde dönüp duran cümle. Hiç yüksek sesle söylemiyorum. Nasıl olduğunu her zaman izah edemezsin. Allah, izah edilemeyenlerin de Rabbidir. Allah, neyi gerçekten yapamadığımızı bilir, bu doğru, ancak neleri yapabilecekken yapmadığımızı da bilir. İşte, hakikatin yüze çarptığı soğuk su. Abdest alırken 3 kere yüzünü yıka. Bir iki üç. Allah’ım yüzümü kabirde ve kıyamet gününde ak ve aydınlık eyle. Amin.

İçini doldurduğum çuvalın altının hep delik olması. Ufalandıkça yiten amellerin ardında bıraktığı boşluk, ağır. Benim sırtım, doktordan tescilli olarak kambur. Hayır, kederler değil. Elde edemediklerim ve yitirdiklerim değil. Aslında bunların hiçbirinin de adı böyle değil. Ancak başka türlü desem anlaşılmayacak. Evet, mesele yapamadıklarımdır. Üstelik gözlerin tümü yapabildiğimden böyle eminken. Melekler onları karşılar ve selâm size derler, yaptığınız iyiliklerin karşılığı olarak girin cennete! Yaptığımız her şeyi ziyân etmenin muhtemelliği. Bu kambur, hafiflemez.

Nereye konulduysan, orayı çiçeklendir. Neyi yapıyorsan, ihsanla olabilecek en güzel şekilde yap. Allah için yap. Allah en güzeldir, güzeli sever, öyleyse daima güzelleşerek güzelleştirerek yap. İhtimalleri hesaplamadan. Bugün en iyi en güzel en doğru hâlinle, bugün son gününmüş gibi yap. Böylece son günün iyi bir gün olmuş olsun. Kalp, dağılmaya, unutmaya nasıl meyyal. Senin olmayan bu beden ve ömür için endişen niye? Oyalanman için gelen fikirleri savmaktan da mı acizsin. Büyük dünyalar, kendi dünyanı tahsis etmekle hâsıl olur. Biliyorum. Biliyorsun da gevşemeyi kendine hak görebilen yönün neyle besleniyor? Onu da besleyen sen değil misin? Abdest alırken ellerini 3 kere yıka. Allah’ım ellerimden hâsıl olan her türlü çirkinliği kötülüğü günahı affet. Allah’ım bu elleri hayırda hizmetçi kıl. İyiliklere sebep kıl. Amin.

Ruh, kalp ile birlenemediğinde, akıl bu ikisinin çatısında ısınamadığında, yani vahdeti burada sağlayamayınca hasta olur. Akıl ve kalp birlenip de ruh üzerine yerleşince kul, nefes alır. Dünyaya baktığı pencere öyle şeffaf ve arınmıştır ki artık vuran kir akar da gider, tutmaz, tutunamaz. Çatlaktan içeri giren havayla vuran sızı aklı alacak kadar kuvvetli olur. Çatlağımız çok. Rüzgâr vuruyor. Kalkıp da harç yoğurmuyoruz. Bu duvarı sen tamir edeceksin. Abdest alırken 3 kere ayaklarını yıka. Önce sağ. Allah’ım razı olduğun yolları yürüt. Cennete varmayı nasip et. Amin. Sonra sol. Allah’ım, razı olmadığın hiçbir yolu yürütme, ne olur. Ben istesem de nasip etme. Cehennem yollarından koru, oraya vardırma. Amin.

Ne çok kelimen var, nasıl fiyakalı senin çaputların. İnsan, kendisine varmak istedikçe kaç uçurumdan geçer? Saymakla bitmez, sayma. Ama bir ümittir bu. Vitrindeki koltuklara değil. Yeni gelinlerin şıngırdayan altınlarına değil. Evlere ve zürriyetlere değil. Sıcak bir akşam sofrasına da değil. Vallahi değil. Sen razı olmadan ölecek olmaya ağrıyorum. Kendimle işim güç, hep yeniden başlıyorum. Abdest alırken önce niyet et. Allah’ım, niyet ettim senin rızan için abdest almaya, arınmaya. Sonra besmele, en güzel kelime. Allah’ın adıyla Allah için. –Hala! Sen niye hep bismillah diyorsun? – Allah ile yapayım her şeyi diye. Öyleyse cevap ver, yapmaman gereken işlerdeyken Allah’ı nasıl bırakıyorsun. Allah’ım affet. Amin.

Mümin ölmeden huzur bulamaz. Sanma ki bu seni mümin yapmaya yeter. Senin huzursuzluğun sebepsiz değil.

Ramazan geliyor. İşte, bunu söylemeye gelmiştim. Kalbimin heyecanla çarpması gerekir, atmıyor. Demek boş ve kötü işlerle ne çok yoruldu. Tozu üzerine yapıştı.

Rasulullah ne kadar güzel. Sallahu aleyhi ve sellem. Ben, Ramazanda umreye gitmeyi çok istiyorum. Bu yıl da olmadı. İşte seveceğim güzel bir sızı, tam şuramda. Yakama astım, taşırım. Bir nine yeleğim var, onunla yakıştırırım. Rasulullah deyince ağlamam geliyor. Bu, utanç dolu bir sevmek. Çok sevmek. Hani şöyle bir sahur sofrasında. Mis gibi çorba yapmışım, ekmeği kendim yoğurmuşum, pişirmişim ama taş fırında. Sıcacık. Benim dizlerim bükülünce kolay ağrıyor yine de yere oturalım. İçse, gözleri parlasa, dönse ve dese ”Kim pişirdi bu çorbayı, ne lezzetli olmuş!” Hiç ses etmeyip gülsem.

Ömrümün en güzel gülmesi bu olsa. Kalsam orada. Bütün çatlaklarım nurlansa. Amin.

Yorum yap