Söz Gümüş Değil Altınsa?

Söz Gümüş Değil Altınsa?

Kelimeler, büyü değildir ama büyüler.

Yıllardır tekrar ederim bu hakikati. Söz, sihirdir, derler; doğru. Köklerini yerin bin yıllık derinine salmış kuvvetli adamları tek bir sözle devirebilirsiniz. Kasırga, yağmur, tufan gövdesini kıpırdatamazken, bir cümle ile köklerinden sökülmüş bulabilirsiniz, mümkün.

Saniyeler öncesinde bekar olan iki insan, sadece ”evet” demekle evlenmiş olurlar. – Yuvaları olur, demiyorum. Onun olması için, sözden çok sükutun dilini çözmek, muhatabı duyabilmek gerek, kolay mı? Değil. İmkansız mı? Değil.- Kırk yıldır aynı yastığa baş koyanlar ”boşanmak istiyorum” dediklerinde el olurlar. Şahadet getirmekle Müslüman oluruz. İman ettikten sonra Kur’an’daki tek bir cümleyi reddetsek, iman bizi terk eder. Ne büyük yollar ve kararlar tek bir cümleyle gerçekleşiyor, fark etmiyoruz. Bir kabul ile red arasında kaç harf fark var ki? Sevmek ile nefret arasında?

Kelimeler, ipini çözen uçurtmalar; ağzımızdan kaçıp duruyorlar. Rüzgar daima esiyor. Üstelik ipin ucu elimizde de değil çoğu zaman. Ağzımızdan çıkanı ne yakalamak mümkün ne geri döndürmek. Söylendi! İpini çözdü, uçtu. Öyle anlar olur ki ipin diğer ucu boğazımıza dolanıverir. Kelimeler uçtukça biz boğuluruz. Nefesimizi kesen sözcüklerin çıktığı yerin kendimiz olmasına gülsek mi, ağlasak mı? İnsan, nefes alamayınca ikisini de yapamıyor; bilirsiniz, bilirsiniz..

Yıllar yılı itimad ettiğiniz bir dost, tek cümlesi ile sarsabilir kalbinizdeki dağları. Kırk yılda bir selâm verdiğiniz insan öyle bir söz eder ki en kuytunuzda solan çiçek kımıldar. Elbette, söz beraberinde eylem ister; ne derler, lafla peynir gemisi yürümez. Kalp, hiç. Velhasıl yine de sözün ehemmiyeti zannettiğimizden çok daha büyük. Kendimize biçmediğimiz değeri Allah kuluna biçmiştir. Öyle ki kulunun ağzından çıkan her bir kelimeyi yazsınlar diye omuzlarımıza görevli iki melek koymuştur. İnsan, ne söylese ama ne söylese her biri tek tek, kelime kelime defterine yazılır. Bizim hiçbir sözümüz havada kalmaz, biliyor musunuz? Ya sağa yazılır ya sola. Öyleyse insan sormalı; ağzımdan çıkan bu kelime hangi tarafa uygun? Şu an hangi defterimi doldurmakla meşgulüm? Evet evet her biri yazılır..

Amel defteri ortaya konunca, suçluların, onda yazılı olanlardan korktuklarını görürsün, “Vah bize, eyvah bize! Bu defter nasıl olmuş da küçük büyük bir şey bırakmadan hepsini saymış!” derler. Bütün yaptıklarını karşılarında hazır bulurlar. Rabbin kimseye haksızlık etmez. / Kehf, 49

Dediğim gibi kendimize biçmediğimiz değeri Allah bize biçer, sözümüze vermediğimiz ehemmiyeti Allah verir. Bir cümle ile bizi dinine kabul eder, bir kelime ile çıkmak mümkündür. Nasıl ki çevremizdeki insanlar hakkında ileri geri konuşursak bu onları rahatsız edecekse, Allah’ın dini hakkında da bilip bilmeden konuşmak kendi topuğumuza sıkmaktan farksızdır. Bilmiyorsan, sus. Bildiğinde ise zaten susar insan.. Okumadığımız roman üzerine ”bence” diye bir cümleye başlamak bizi kültürlü değil ahmak yapar. Kur’an’ı okuyup anlamadan, onu çalışmadan ayetleri hakkında ileri geri konuşmak bizi ne yapar? Ne yapar bilmiyorum ama Müslüman yapmaz…onu biliyorum.

Melekler Hz. Adem yaratıldığında şaşırırlar.

Hani, Rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti. Onlar, “Orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz sana hamd ederek daima seni tesbih ve takdis ediyoruz.” demişler. Allah da, “Ben sizin bilmediğinizi bilirim” demişti. / Bakara, 30.

Meleklerin, insanoğlunun kan döküp bozgunculuk çıkaracağını nerden bildiklerini, bilmiyoruz. Farklı görüşler mevcut. Bize lâzım olan kısmı ise meleklerin insanın yaratılış amacını anlayamaması. Çünkü madem bozgunculuk yapacaklar ve Allah kötüyü istemez, neden yaratılacak bu insanlar? Allahu Teala cevap verdi:

Allah, Âdem’e bütün varlıkların isimlerini öğretti. Sonra onları meleklere göstererek, “Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi bana bunların isimlerini bildirin” dedi. / Bakara, 31

Allahu Teala’nın insanı meleklere üstün kılması ne ile olmuş? İnsana kelimeleri öğretmesi ile... Bu ne muazzam bir bilgi. Allah, Âdem’e bütün varlıkların isimlerini öğretti. Yani ona kelimeleri verdi. Sonra gönderdiği peygamberlere sahifeler ve kitaplar verdi. Sihirli iksirler değil, uçma becerisi değil; kelimeleri verdi. Elbette Allah dilediğini dilediği an yapandır ve birçok peygambere mucizeler de vermiştir. Fakat bize öğrettiği: Esas mucize size verdiğim kelimelerdir. Bunlarla ister meleklerden üstün olun, ister hayvanlardan daha aşağı.

Hakikaten böyle değil midir? Salona giren bir insan ilk an etkileyici bir izlenim bıraksa, fakat konuşmaya başladığı an seviyesiz boş kelimeler savursa, bütün heybetini kaybeder. Susması gereken yerde gevezelik eden, ehemmiyeti kaybeder. Sürekli şaka yapan, ciddiye alınmaz. Yalan söyleyenin dostu bulunmaz. Boş konuşanı akıllı kimse dinlemez. Haksızlığa susana şahsiyetli denemez. Doğru sözü doğru yer ve zamanda, doğru üslupla söyleyen kimse ise isterse çuval giysin, saygı görür. Kendisine danışılacak bir kimse olmak, hikmetli doğru kelimeleri seçmek, gerekmedikçe konuşmayıp susmayı benimsemek, Allah’ın ihsan ettiği meziyetlerdendir.

Allahu Teala, peygamberlerine kelimeleriyle seslenmiştir. Cebrail aleyhisselam, Rasullullah’a Allah’ın kelimelerini taşımıştır: Kur’an, Rabbimizin konuşmasıdır; dinleyelim, anlayalım, yaşayalım diye gönderilen. Kur’an indirilmeye başladığı zaman, ona iman etmeyenler de dinlemekten alamadılar kendilerini. Rasullullah’a (s.a.v) büyücü dediler: O’nun getirdiği babayı anayı çocuğundan ayırıyor, dediler. O, büyücü değildi. Ancak O’na gerçekten mucize bir kitap indirilmekteydi. Allah’ın kelimeleri ile dolu olan bir kitap. Öyle ki kalp hakikaten duymak için dinlerse, sözcükler gönlünün yerini hatırlatıyor, bu dünyaya boş yere gelmediği anlıyor, nasıl bir insan olması gerektiğini öğrenmiş oluyordu. Bu kitap, insanı her şeyi ile inşa ediyor, düzeltiyor, en yüksek rütbeye âdemliğe eriştiriyordu. İnsana öyle bir sevgi ve güven veriyordu ki, bu kitaba sarılan malını, ailesini, kendisini Allah yolunda feda etmekte tereddüt etmiyordu. Allah, bütün bunları yalnızca kelimeleri ile yapıyordu..

İşte melekler henüz bütün bunları bilmedikleri için o an hayrete düştüler. Fakat, Allahu Teala eşyanın isimlerini sorduğunda ise her şeyi bilenin yalnızca Allah olduğunu yeniden hatırladılar. Dediler ki:

“Seni bütün eksikliklerden uzak tutarız. Senin bize öğrettiklerinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur. Şüphesiz her şeyi hakkıyla bilen, her şeyi hikmetle yapan sensin” Bakara/ 33

İnsan da bozgunculuk yapma potansiyeli olduğu doğruydu. Ancak Allahu Teala insana, kelimeleri vermiş, fıtratına ise hakikati koymuştu. Şimdi geriye kalan iradesi ile seçim yapmasıydı. Dileyen iyilik yolunu dileyen kötülük yolunu tutacaktı. Allah, kötü insan yarattığı için değil; Allah, kötülük yolunu açtığı için değil; İnsan yalnızca seçtiği için kötü olabilirdi. Çünkü Allah, insanı iyilik üzere yarattı ve seçim yapması için ona bir irade verdi. Vermese olmaz mıydı? O zaman insan Allah’ı seçmiş olmazdı, boyun eğmiş olurdu. Oysa Allah seçilmek ister. Birisini mecburen sevmek mi, seçtiğimiz için sevmek mi? Elbette tercih edilen sevgi kıymetlidir.

Toparlayalım, kelimeler insanın yaratıldığı ilk anda gündem edilmiş Rabbimiz tarafından. Oysa bizler bomboş konuşmayı pek severiz. Öylesine şakalar yapmayı, kendimizce zararsız bulduğumuz yalanlar söylemeyi, kolayca çirkin bir laf etmeyi, kırmayı… Oysa Allah Rasulü sallahu aleyhi ve sellem buyuruyor:

Kul, Allah’ın hoşnut olduğu bir sözü söyler, fakat onunla Allah’ın rızâsını kazanacağı hiç aklına gelmez. Halbuki Allah, o söz sebebiyle, kendisine kavuştuğu kıyamet gününe kadar o kimseden hoşnut olur.

Yine bir kul da Allah’ın gazabını gerektiren bir söz söyler fakat o sözün kendisini Allah’ın gazabına çarptıracağını düşünmez. Oysa Allah, o kimseye o kötü söz sebebiyle kendisine kavuşacağı kıyamet gününe kadar gazap eder.

(Muvatta, Kelâm 5; Tirmizî, Zühd 12. Ayrıca bk. İbni Mâce, Fiten 12)

İşte böyle keskin bir iptir yürüdüğümüz. Oysa hâlimize bakılsa sanki kalın köprüler üstündeyiz. Bazen de öylesine bir işi yapacağımızı söyleriz ancak yapmayız. O kadar da önemli değildir. Ne olacak ki yapmadıysak, ucunda ölüm yok ya? Ölüm yok, ancak ölünce gelecek olan bir hesap var:

Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz; Allah katında büyük bir gazaba sebep olur. Saf, 3

Neyi yapıp yapmayacağımızı iyi muhasebe etmeli sözlerimizi havada bırakmamalıyız. Keza, onlar zaten asla asılı kalmıyor. Ya ne oluyor? Artık öğrendiniz, öğrendiniz…

Son olarak, söz duadır. Neye inanıyorsak, Allah’tan neyi umuyorsak onu bulmamız muhtemeldir.

Ey yerlerin, göklerin bu ikisi arasındakilerin Rabbi. Bildiğim bilmediğim tüm âlemlerin Rabbi olan Allah’ım, bütün güzellikler sendendir. Bende güzel olan ne varsa senindir. Hâllerimizi temizle, dillerimizi temizle, afiyetle beğendiğin kullar olmamızı nasip eyle. Ya hayır konuşalım ya susalım. Sözümüz hiçbir mahzunun kalbine ok olmasın. Susmamız hiçbir zalime ve hadsize yüz olmasın. Bize yardım et, kalbimizi kuvvetlendir, konuşmamızı en faydalı hâle getir. En güzel isimler senindir. Sana bütün güzel isimlerinle sesleniriz: Bizleri afiyet ve iman ile kendine kavuştur.

Aminler olsun.

Yorum yap

4 yorumlar