walkman, dershane yolları ve lise

walkman, dershane yolları ve lise

Sabah yürürken yol kenarlarında liselileri gördüm :’)

Onları ne zaman görsem, gülesim gelir. Bunda belki dün geceyi liseden beri arkadaşım olan Gizemciğimde kalmamın da payı vardır, bilmiyorum. Gece kızı uyuduktan sonra mutfakta çıt çıkarmadan mumları yaktık, tabii çayımı hazır ettik. Konu bir şekilde liseye gelir. Geldi. Ben, dedim. ”Gri eteğin hayalini çok kurmuştum. Beyaz gömlek siyah kravat! Atatürk Lisesi’nin forması tam da böyleydi, biz de almıştık, heyecanla giyinip okula gitmiştim ama müdür demişti ki ”Senin ortalaman çok yüksek, burası çok düşük, seni Cumhuriyet Lisesi’ne yollayalım.” Yani bir insanı puanı yüksek diye de üzmek oldu mu Hocam?

Neyse efendim, yeniden kayıt mayıt, gittik bir daha forma almaya. Bordo süveter, hırka, etek.. Etek gri değil! Kareli bir şey, hiç sevmedim (hâlâ bazanın altında duruyor, birkaç sene de bir deniyorum herhalde hâlâ oluyor diye hoşuma gidiyor 😀 ) Yeniden formalarımı giydim, okulun ikinci haftasıydı, kapıda sıra vardı, meğer müdür forma giymeyenleri ayırıyormuş, neyse ki ben tam tekmil hazırım Hocam! Fakat gözlerime kalem sürmüşüm, velcamtu ergenliq. Ayda bir muhakkak alerjiden kızaran ve şişen sol gözümle artık ne kadar güzel olabilirsem…

Güzel olmak umurumda mı?

Aslında değil. Neden, nasıl ben de bilmiyorum ama bunu size şöyle ispat edebilirim: Gizemciğim sabah 8’de zile basardı ve ben o zille uyanır, koşarak giyinirdim, yolda üstüm başım perişan, saçlarımı toplamaya çalışırdım. Yüzümü zor yıkardım çıkmadan. Çünkü saat 6’da uyurdum. E 2 saatlik uykuyla o kadar sersemlik olsun. Hatta genellikle 2-3 günde bir uyurdum. Üçüncü gün, bir nevi sarhoştum. Öyle ki bir keresinde İngilizce yazılısında uyuyakalmıştım…. Bende böyle hikayeler çoktur ama şimdi öğretmeniz, size sonra anlatırım… Neden, derseniz; uyuyamazdım. Ya bir şey okurdum, ya internette bir şeyler yapardım ya yazı yazardım. O zamanlar msn vardı hahahsshahasd… Velhâsıl uyuyamazdım. Esasen ağırdı, ağır gelen çok şey vardı. Aklımı ve kalbimi zorlayan çok şey ve hepsiyle içim bulanırdı. Ben de sabah namazını kılıp anca uyurdum, msn’de çevrimiçi olanları da namaz kılsınlar diye darlardım. Demek bende bu istidat o günlerde de varmış?

Okulumuzun bahçesinde bir çınar ağacı vardı, onun etrafına konuşlanırdık. Ben poğaça yerken bile her yerime dökerdim. Onu da zor yerdim. Kızlar çikolataya bayılırdı, ben alsam da bitiremezdim, çok tatlıydı ve sanırım ben acılarla yaşamaya alışmıştım 😀 Bilemiyorum nedendir, tatlıyla aram iyi değildi, hâlâ değil.

Bir hafta sonra gelince, baktım ki herkes birbiriyle arkadaş olmuş. Çok yalnız mı kaldım şimdi, diye düşünürken hemen kaynaştık. Biraz belalı günlerimiz olmadı değil, oldu. Atar ararsanız bende gider ararsanız bende. Değil birini duvarları da dövsem, dövebilirim. Yani canım benim 1,5 metre boyunla bu neyin cengaverliği. Ama öyleydi gözüm karaydı. Bunun bütün çocukluğum boyunca ağaç tepelerinde olmamla, oğlanlarla futbol ve bolca misket oynamamla da ilgisi olabilir. Bir kızın sizi çalımlamasına ihtimal vermeyeceğiniz için gafil avlanmanız zor değildir.

Bu arada çekmecemde hâlâ misketler vardır, acil durumlar için…

Elinde mp3 olanların gözümde ayrı bir havası var, bir de walkmanlerimiz vardı? Sizin de var mıydı? Dolmuşun camına başımızı dayayıp dayayıp dinlerdik Merve ile. Onunla daha evvel tanışmıştık, Merve ile. Tam 8 Yaşındaydım. O yaşlarda tanıştığınız biriyle ne kadar uzun zaman görüşeceğinizi ön görmek pek mümkün değil. Sokağın ortasına serilen kilim, hasır hiçbiri yoksa battaniye ve işte hazır! Kaç saat oynarız öylece?

21 yıldır görüşüyoruz, bu keyifli bir birikim :’) Biz ortaokuldayken, annem Eski Garajlar’da bir esnaf lokantasında çalışıyordu. Derhaneden oraya yürümek 2-3 saat sürüyordu ve biz ne yapıyorduk, dersiniz. YÜRÜYORDUK 😀 Sırf fırında sütlaç için..yanık yanık.. Mis! Sonra bir de geri yürüyorduk maşallah subhanallah gerçekten deli miymişiz, neymişiz? O uzun yollar ve sohbetler aramızda görünmeyen köprüler kuruyordu. Bunu ikimiz de hissediyorduk. Sonraki yıllarda o köprüler sallandıysa da yıkılmadı. Tuttuk. Eğer anneme gidemeyeceksek, o zaman köydeki bakkala giderdik. Merve’nin dedesinin hesabına yazdırarak ”Hanımeller” bisküvisini alırdık. Bu bisküvi ikimiz için de çok özeldir. Okul çıkışı açlıktan midemiz ezilirken, ağzımıza attığımız an damağımızda kalan o tatla gözlerimiz aydınlanırdı.

Dershane yollarında en çok Barış Manço – Unutamadım dinlediğimi hatırlıyorum. Bu bir aşk şarkısıdır, oysa ben babamı düşünerek dinlerdim. Kim nereden bilecek? ”Dün yine yapayalnız, dolaştım yollarda. Yağmurlarda ıslanan bomboş sokaklarda. Gözlerimde yaş, kalbimde sızı unutmadım seni.” Keşke bu unutma işi kızların sürekli ağladığı eski sevgili meselesi kadar kolay olsaydı. Öyle değildi. Merve’nin de babası yoktu ve belki de bu yüzden birbirimizle bu konu hakkında uzun uzun konuşmasak da, birbirimizi duyardık anlardık. Yine ortaokuldayken, ihtiyaçlı çocuklara mont almak istemiş okul, bir de bot. Yaşımdan o kadar küçük bir bedenim vardı ki (bu pek değişmedi) o mont bana çuval olmuştu, hiç beğenmemiştim ama Merve’ye de aynı montu verdikleri için güçlenmiştik. İkimiz birden giyince ‘havalı’ olmuştu ve havalı olmak o yaşlarda pek çok şeyden daha önemlidir :’) ”Yıllar ikimizden de çok şeyler götürmüş, sen yeni yuva kurarken beni paramparça bölmüş, gözlerimde yaş kalbimde sızı, unutmadım seni.” Bu şarkı benim içindi! Kimse böyle düşünmezdi, biliyorum. Çünkü babalar zaten olan bir yuvayı talan edip yeni ve daha dinç bir yuva için gitmezdi, gitmemeliydi. Fakat dünya, olmazların olduğu yer. Olmuştu. Bu benim, bizim başımıza gelmişti. ”Unutmak kolay demiştin, unutursun demiştin, öyleyse sen unut beni, yeter ki benden isteme.”

Öyle de oldu. O, unuttu.

Ben de büyürken bunu kabul ettim. İnsan böyle şeyleri kabul ettikten sonra, şaşırdığı çok az şey oluyor. Bunu Merve de iyi bilir.

Yine de birkaç kere daha çok şaşırdığım oldu, başka şarkılar dinledim ve söyledim ama onları şimdi geçelim.

Buraya nereden geldik, liseden, heh! Ben hâlâ her sabah okula geliyorum.

Her sabah okula gelmeyi bir meslek olarak seçenler tam olarak neden seçer, sormak lâzım. Bana sorarsanız, okul evimdi. Tatillerde gün bitsin diye beklerdim. Okul, yaşadığım yerdi. Gülerdim, koşardım, çocuk olurdum, ne kadar olabilirsem. Eve dönerken yaklaştıkça büyürdüm. Çok kişiydim. Nasıl olduysa, daima okulda olmaya devam etmek istedim. Büyüsem de çıkmak istemedim. Şimdi sınıfım, bir nevi evim. Dolabım hem ecza hem dikiş hem mutfak dolabı :’) Çocuklara ne lâzımsa var. Çocuklarıma.. Ellerim var mesele, hep burada, tutabilirler, Kaçırmam ve de ellerini havada bırakmam. Gitmem. Bana istedikleri zaman sarılırlar, itmem. Sarılmak istediğin zaman gel, derim. Sarılmak istedi canım, der gelirler :’) Bu sarılma işini alelacele yapmayız. Ne iş yapıyorsam bırakırım, güzelce sarılırım, sakinleşiriz, öylece geri yollarım çocuğumu. Her gün, kaç kere?

Her zaman cam kenarında oturmuştum, şimdi de masam cam kenarında. Yağmuru, karı, sonbaharda düşen yaprakları, ilkbaharda yeşillenen ve çiçeklenen dalları seyrediyor, meşk ediyorum. Gülümsüyorum. Camdan sarkıp bir şeyler söylüyorum. Bazen camdan çocuklar sarkıyor ”HOOCAAAM HOŞ GELDİİİNİİİZZ HOCAAAM” diyorlar. Nasıl hoş bulmayayım?

Sabahları evden çıkınca burnumuzun ucuna serin hava birikir, bilirsiniz. O tek noktada biriken soğukluğu çok severim. Gün tazedir, diridir, ”gel” der insana. Yürü bakalım, neler var görelim. O ilk serinlik daima okul yolunu hatırlatır. Ellerimiz ceplerimizde yürürken yarı uykulu yarı uyanık… Amma da çok konuşurduk, neyi? Dönüşte çok acıkmış olurduk, yol üstündeki ayva ağaçlarına çıkar ayva toplardım. Ekmek ayvası! Ne güzel doyururdu ama! Kovalandığımız da oldu ama sonra helalleştik, belki bir gün onu da anlatırım, şimdi yoruldum.

Evden çıkınca, sabahları, bu yaşımda; görünce liselileri içim bir hoş oluyor. İçimden akan muhabbetler, dualar.. Çok mu romantik biriyim, bilmiyorum. Her yeni gün, yenilenmiş bir serüven olarak karşımda duruyor ve içinden geçiyorum. Gençlere selâm veriyorum ve gülümsüyorum, şaşırıyorlar. ”GÜLÜN BİRAZ GÜLÜN!”

Sonra da  ayvayı yiyin. Ayy öyle demek istemedim :’) 

Doksanlıların bir dönem diline pelesenk olduğu gibi: yâr ellerin neeerde?! 

Share:FacebookX
Join the discussion