kendimizin yeni versiyonları hakkında

kendimizin yeni versiyonları hakkında

her insan için başka bir zaman diliminde, o an geliyor olabilir. aslında o an dediğimiz, biriken pek çok küçük ânın sonucu olabilir. görüyorsunuz, nasıl da eminlikten, buyruktan ve yargıdan uzak kelimelerim. onlara ne oldu? nerede böyle ılıdılar? başlarından hiç kış geçmemiş gibi, baharca konuşuyorlar.

kendimin kim olduğuyla ilgili sanıyorum 20 yıldır düşünüyorum. siz buna ister inanın, ister inanmayın. ama kendimi evimize yakın o boş arazide yürürken sıklıkla hatırlıyorum. yuvarlak boş betonlar- neden oralarda hangi inşaatın yarım kalmış işiydi bilmiyorum- kocaman ama koskocaman. içlerinde yürüyor, tepelerine çıkabiliyordum. sonra inip çimenlerde yürümeye devam ediyordum. yanıma bir arkadaş almıyor, kendimle bile konuşmuyor, yürüyordum. gökyüzü, güneş, çimen ve sessizliğin o tuhaf sesi, bana haz veriyordu. orada birkaç saat geçirince kendimi daha iyi hissettiğimi, bugün bile çok net hatırlıyorum.

sonra arka bahçemizdeki taş avluda yere yatıp, gözlerimi kapatıp güneşin geçişlerini, renklerin geçişlerini, parmaklarımı göğe uzatarak kendime gölgeler çıkarmayı büyük bir zevkle sürdürüyordum. penceremi açınca orada duran söğüt ve güller. içeriye dolan yeşilin, toprağın, yeni günün kokusu, kuşların sesi ve o taze serinlik. her yeni günü büyülü kılan bu küçük anları fark etmeme, onları sevmeme; ne fukaralık ne anne babasızlık mâni olmuyordu.

yaşamı seviyordum.

insanların yüzlerinde gezinen anlamları, boşlukları keşfe çıkmayı; dinlemeyi seviyordum. söğüt ağacını bugün dahi böyle çok sevmemin sebebi, onunla büyümüş olmam mı? bilmiyorum. siz de ellerinizi, ikindi vaktinde güneşe doğru uzatıp, parmaklarınızın arasından ışık huzmelerinin geçmesini seyreder misiniz? duvarda yansıyan altın tozunu. uçuşan tülleri sever misiniz? kendi aralarında koyu sohbete dalmış çocukları, yüzlerinden okunan ilk gençlik çağlarını, öfkeli ve sevdalı bakışları yakalamayı sever misiniz? büyürken, fark ettim ki:

görmeyi seviyorum.

üstelik bu bazen öyle yoğun öyle uzun oluyor ki, dış dünyadan biri seslenmese, bölünmesem ve orada kalsam istiyorum. penceremin önünde.

insanın evreleri olduğuna inanıyorum. dönüşüyoruz. fidanlar ağaca ağaçlar ormana neticede değil mi? :’) kalabalıkları çok severken, giderek daha sakin günleri sevmek; o esnada başka insanların yeni rollerinde kalabalıklara yönelmesi, çarkın sürekli dönmesi; çıktığımız yere mutlaka başka bir kulun gelmesi ama haberimizin olmayışı: yaşama dahil.

her şeyi anlatabileceğime inanıyordum. çok uğraşırsam olacağına. istersem değiştirebileceğime. oysa, herkes sana kendi kabıyla gelir ve fazlasını koyamazsın, taşar. üstelik taştığı için de kızar. kimde ne, ne kadardır, görmek ve kibirlenmeden, ferasetle hareket etmek, ne müthiş meziyet. bunu kazanmak için hep çalışacağız. gördüm ki:

öğrenmeyi, gelişmeyi, dönüşmeyi; çalışmayı seviyorum. 

sevginin her şeye yeteceğine, her şeyi çözeceğine, çözmesi gerektiğine inanıyordum. doğrum buydu. keskin doğruları bırakalı çok oldu, onlar da beni bıraktılar.. velhasıl, gördüm ki sevmek meselesi dahi aynı anlama gelmiyor kalplerimizde. sevmek nedir, değer nedir, aynı şeyleri anlamıyoruz. bu yüzden bilmeden hırpalıyor bilmeden abartıyoruz. sevgiden, aynı şeyi anlamak, ne büyük bahtiyarlıkmış, bilmiyordum. sanıyordum ki ”sevgi sevgidir.” fark ettim ki:

sevgiler başka başkadır ve birbirlerine pek benzemezler.

bunlar içimde bir yangına değil sakin sulara dönüştü. okyanusa. gemilerimi saldım, ellerimi açtım ki nicedir yumruktular. baktım ki korkuyorum. baktım ki gövdem açık bir hedef kılınsın istemiyorum belalara. küçük bir dünya arzuluyorum. giderek gözden kaybolan, ufukta belli belirsiz görünen lâkin kendi âleminde kulluğunu en güzel biçimde yapabilmek için didinen. bunları sipariş edemeyiz biliyorum. yürüyorum işte. yoluma planlamadığım şeyler çıkıyor. artık anlamaya çalışıyorum:

acaba bu nedir, neye dönüşebilir; kimdir, gerçekten kimdir? kim olduğundan kendisinin haberi var mı? Rabbinden haberi var mı? sadece irin akıtır gibi iç boşaltmak mı istiyor yoksa kelimelerinin varacağı bir yer var mı? omuzlarındaki melekler umurunda mı? bir derdi var mı? şahsi meselelerinin ötesinde, bir hayat amacı var mı? bana ”dur” der mi? beraber düzeltebilir miyiz bozulan taraflarımızı? çay, çorba; havadan ve sudan, evet tamam. fakat şimdi:

daha ötesine yürümek arzusuyla öyle doluyum ki, müsaadenizle kalkıyorum.

https://music.youtube.com/watch?v=vvWVWER52y0&si=AxrcA1Qio9_f7Bjz

Share:FacebookX
Join the discussion