o derece bunalmışlardı ki, yeryüzü bütün genişliğine rağmen onlara dar gelmeye başlamıştı

o derece bunalmışlardı ki, yeryüzü bütün genişliğine rağmen onlara dar gelmeye başlamıştı

”İnsan, bir damla kan ve bin bir endişe.”

İnsan, her gün aynada gördüğünü tanıyamamakla meşhur, içinde kaç âlem olduğundan habersiz. Neye dönüşeceğinin bilgisinden yoksun. Balçıktan yapılmasından mütevellit, kurusa da biçim alsa şöyle bir, üzerine su dökülünce erimeye, çamur olmaya, biçimini kaybetmeye hazır bekleyen. Bozulmaya, müsait. Bu uygunluğunu kolayca unutan nisyan sahibi. Eriyen balçık suya iyice karışıp akar giderse, yoklukta kaybolur; oysa biraz evvel baksanız heybetiyle göz alırdı. Kimdir, hangisidir, bilemez; bilemedikçe ağrır.

Toprağın yekpare bir rengi olmayışı biraz da bunlardandır. İnsandaki hayretten, yenilgiden; kendisini bulmaya çalışırken erimemeye muktedir olmayan acziyetinden. Küçüklüğünden.. küçüklüğünden.

Özümüze karışmış, parçamız olmuş kimseyi, yanıltmak; işte, afet. Ne fenâ bir tufan. Nuh’un oğluna ağlaması, ölümüne değil hakka körlüğüne idi hani. Ağlayalım mı beraber? İnsan, hem Nuh olup davet eden hem oğlu olup müstağni gören kendisini. İnsan, kaç kişi? İnsan, hangisi..

Ebu Süfyan’ı bilmesem, ağlamayıp ölsem mi isterdim. İsteyebilirim. Hani yıllarca düşmanlık eden o insan. Affa rağmen hainlikten, plandan vazgeçmeyen, gayesi O güzeller güzelini daima incitmek, yok etmek olan zift tutan kalbin sahibi o insan. Tevbeyle temizlenmiş, kalbini yıkamış, paklamış, zifti irini akmış, öyle ki sureti parlamış.

İnsanın kolayca biçime gelmesi, hem korkunç hem umut pınarlarını oluk oluk akıtan hakikat. Elindeki bıçakla ciğeri deşen ve ekmeğini bölüp sana verebilen, aynı ellerin sahibi. Değişken olmayaydı, nasıl insan olurdu? Ebu Süfyan, değişti. Hangi hâli gerçek diye sorup durma; o, kendi içinde yürüyüp durmuş, nihayet varmış, gör. Elindeki taşı indir. Sen avucunda tuttukça kalbim ağrıyor, bak, ben bıraktım.

Yer yüzünün kendilerine tümüyle dar geldiği o 3 kişiyi bilmesem, yerin dibine girmeyi ister miydim, isteyebilirim. Ama diyor ya: ”Allah, haklarında hüküm beklenen o üç kişiyi de bağışladı. Çünkü o derece bunalmışlardı ki, yeryüzü bütün genişliğine rağmen onlara dar gelmeye başlamıştı, vicdanları da kendilerini sıkıntıya sokmuştu. Allah’dan kurtuluşun, ancak Allah’a sığınmakta olduğunu anlamışlardı. Sonra da Allah, onları tevbekâr olmaya muvaffak kıldı da tevbelerini kabul buyurdu. Şüphesiz ki Allah, tevbeleri çok çok kabul edendir, çok merhametli olandır.” (9/118) İnsan, hataya düçâr olan, sonra rahmet düşerse payına o hâl üzere canı alınmadan doğruya yeniden sevk edilen.. böylece af için ağlayan. Bu 3 kişinin hangi hâli gerçek, deme bana ne olur. Seferden kaçan da sonra kahrından ölüp ölüp ölemedikçe tükenen aynı adamlardır. İnsanın yükü, bütün bu yüzleri içinde taşımaklığından. Sen, hiç utanmadın mı. Gözündeki mızrağı indir, canım acıyor. Bak, ben ağladım.

İnsan, Gafurur Rahim olanın kulu olmakla büyük hazineden pay sahibidir. Eline yüzüne bulaştırmakla meşhur olsa da dönüp dolaşacağı yer Veli edindiği Rabbidir. Gidemez. Bu ayaklar ve eller benim değil. Onlar Senin, temizle. Onları yolun için yor. Bana bırakma, elimi, ayağımı, kendimi. Rasulullah (sav) hükmü beklenen 3 kişinin selâmını mescidde almayınca, oracıkta kaç nefes verdiler? Dünya malının tatlı gelişi nasıl zehir oldu ağızlarında. Tükürdüler, kaç bin kere. Bu sası tat gitmedi, gitmedi. Yerin dibine, başladıkları yere, toprağa, balçığa dönmek istediler de Allah yeniden can verdi.

Allah, hep kulum diyen Allah. Örter.

Öyleyse sen de örtmeli değil misin, değil miyim?

Gördüğüm kusuru ve ayıbı. Acizliği. İnsanı insan eden zavallı hâlini ve meylini. Yüzündeki perdeyi ve kibri ne olur indir. Bak, ben toz toprak içindeyim.   ”Sonra da Allah, onları tevbekâr olmaya muvaffak kıldı da tevbelerini kabul buyurdu. Şüphesiz ki Allah, tevbeleri çok çok kabul edendir, çok merhametli olandır.”  Derler ki, affedilince, Allah o günahı kulun kendi kalbine bile unutturur. Kul, hiç yapmamış gibi bilir kendisini. Göğsündeki dağ kalkar. Hafifler.  Allah, o günahı defterlere, mizâna ve meleklere unutturur. Öyle ki kul hesap anında utanmasın, affedilmekle bile o kusuru yan yana gelip hatırlanmasın ister. Çünkü Gafur, tümüyle örten, o günahı gizli bırakan ve unutturandır.

Senin hiç örtülsün istediğin bir günahın yok mu? Ne olur dişlerinin arasındaki kanı sil. Bak, benim tenim zaten eridi. Ört, affet, utandırma ki bunları dileyebil. Gül, sev, koru ki ruhlar âleminde hayırla beklenebil. İndir, indir elindeki taşı. Hani şairin ”Şimdi biri çekip vursa beni/ İnan kendini daha çok yaralar.” dediği.

Vurma. Bir yarayı yaralamak er işi değil ki.

Ebû Zer Cündeb İbni Cünâde ve Ebû Abdurrahman Muâz İbni Cebel radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

Nerede ve nasıl olursan ol, Allah’dan kork.

Kötülük işlersen, hemen arkasından iyilik yap ki, o kötülüğü silip süpürsün.

İnsanlarla güzel geçin!”(Tirmizî, Birr 55)

Gel, beraber süpürelim mi?

 

Yorum yap

1 yorum