Kerâmet Nerede?

Kerâmet Nerede?

Bizler mucizelere karşı kör olmuşuz. Uçağa binmiş bir insanın uçarak seyahat ettiğini görmek bir keramet değil bizim için. Ama bir Allah dostunun oturduğu yerden havalandığını görsek; aman Allah’ım, keramete bak diyerek anlata anlata bitiremezdik. Halbuki uçakla uçan da oturduğu yerden uçuyor, hem de kilometrelerce yukarıda bulutların bile üzerinde uçuyor. Bu keramet değil mi? Bir hikmet devşirmek için illaki sıra dışı olaylara mı şahit olmalıyız? Bizlerin en büyük sorunu hikmet nazarıyla bakmamamız.

Göz (kendine) perdedir. Bir şeye bakarken nasıl göründüğünden çok içini görmek için bakmak gerek. Bâtın derler; bâtını görmek için bakmak gerek bu da gözle değil gönülle olur.  Gönlümüzün olduğunu unuttuk, fark edemiyoruz hakikati.

İnsan kötü davranışlara çok kolay alışır, kısa bir vicdan muhasebesinden eğer o davranışta ısrar ederse, çoğu yanlış sıradanlaşmaya başlar. Hâliyle kalbimiz acıkır, gönlümüz susar. Kötünün içinde oldukça da yanlış diyetlerle olmadık hususları sınırlandırır, yanlış vitaminlerle doyurmaya, zehirli içeceklerle susuzluğumuzu gidermeye çalışırız. Küçücük gönüllerimizde duygu yoğunluğuyla kaynaştırdığımız bir inci parlar kötülüklerle örtülü. Örtüyü bir kaldırabilsek hazinemizi göreceğiz. Başarabilmek kolay ama kolay olduğu için zor.

Şifre: Ölüm.

Nurullah Genç’den dinlemiştim, diyordu ki: ‘’Herkes buradan gidecek. Burası kalacağım demekle kalınacak yer değil. Gittiğin vakit senden geriye ne kalacak? Dua mı ah mı?’’

Burası bu kadar, ölmek için yaşıyoruz. Ölümden sonrasını da gönlümüzde yatanın cevher mi, yoksa taş mı olduğuna bakarak az çok kestirebiliriz. Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, buyrulmuş. Bir gün Azrail aleyhisselama boyun eğmek zorunda kalacağız hiç şüphesiz. Direnerek yenilgiye mi uğrayacağız, yoksa gönül rızasıyla teslim mi olacağız? Azrail (as) “haydi” dediğinde kazanmak hiçbir şekilde mümkün değil, mağlubiyet kaçınılmaz. Peki gönül rızasıyla teslim olmak mağlubiyet midir, teslimiyet mi? Allah’a boyun eğen, Allah’a secde eden görünüşte alçalırken, bâtınında da alçalır mı, yoksa yükselir mi?

Bizler emanetler taşıyoruz, emanetleri sahibine en güzel şekilde teslim etmek için çabalamamız gerekir. Türlü zorluklar, çeşitli sıkıntılar belki de dışını zedeler, ancak aslolan içindekini nasıl muhafaza ettiğimizdir. Kabuk, atılır.

Rabbimizin huzuruna dünyada yaşadıklarımızı götüreceğiz. Paketimizin içerisindeki bunlar. Ne taşıyoruz içinde? Şekva, ihanet, şükürsüzlük mü; yoksa hamd, sadakat, tesbihat mi? Her şeyi Allah’ın rızasına uygun hale getirmek için yakıt olarak ölüm yeterli.

Tek depoluk hakkımız var ve yakıt gösterge ibresi de yok. Her an yakıt bitebilir.

Hülasâ-i kelam:

 كفى بالموت واعظاً يا عمر Nasihat olarak ölüm yeter Ya Ömer

 Yazar: Burak Can

Yorum yap