Esnaf Röportajları 1: İpekçi Ahmet

Esnaf Röportajları 1: İpekçi Ahmet

Hiçbir şeyin eskimeye fırsat bulamadığı günleri yaşıyoruz. Her şey öyle hızlı yenileniyor ki biz bu furya içinde yıllanmak neydi, usta kime denirdi, unutuyoruz. Sürekli daha yeninin, modaya en uygun olanın peşinde koşmanın hastalığına tutulduk. Böyle böyle kıymet bilmeyi unuttuk. Zanaat neydi, esnaf kime denirdi, bilmiyoruz.

Kârı, berekete tercih ettiğimizden beri, afişlerde bankalar asılı. Ancak biz gönlümüze muhabbeti asmaz olduk nicedir. İşte, dert olmuştu bunlar nicedir bana. Dedim ki ”Bir şey yapmalı!” Konuşmaktan, şikayet etmekten daha başka bir şey. Köklenmiş, saçlarını dükkan rafları arasında ağartmış, giderek insan sarrafı olmuş nefeslerden birkaç öğüt almalı. Sormalı, akide şekerine yer yerde acı bibere bulanan cevapları duymak için. Duyduğunuz, kendi sesiniz.

Uzun Çarşı esnafının kemikleşmiş isimlerinden İpekçi Ahmet dükkânında, İsmail Amca ile ettiğimiz hoş sohbeti kelime kelime buraya bırakıyorum. Tutun, bırakmayın, burası sizin mahalle.

Bimillahirrahmanirrahim. Öncelikle kendinizi tanıtır mısınız?

-Ben, İsmail Özüseven.

Kaç yıldır bu şehirde yaşıyorsunuz?

-Vallahi yetmiş seneye yakın işte doğma büyüme bu şehirliyiz.

Kaç yıldır bu mesleği yapıyorsunuz?

-Nereden bakarsan, en azından kırk yılı vardır. Okul hayatı, baba mesleği artı ağabey mesleği.

Ben de onu soracaktım, kumaşlar size babadan mı yadigâr? Nasıl başladınız bu işe?

-Babam zahireciydi aslında apayrı bir meslek. Biraz orada durduk biraz ağabey yanında bu dükkânda, derken manifaturacılıkta karar kıldık. Ağabeyim vefat ettikten sonra da burada kaldım. Şu anda da oğlum Ahmet, az evvel çıkan genç bey, üçüncü jenerasyon sayılır; işi o devam ettiriyor, ettirebilirse inşaallah.

Size göre mesleğinizin incelikleri nelerdir? Nelere dikkat etmek gerekir?

-Bu işte birinci madde, müşteri memnuniyetidir. Eskiden beri İpekçi Ahmet diye bir isim bırakmışız piyasada. Eski mallar ile şimdikiler arasında dağlar kadar fark var. Eskiden kaliteli müşteri, kaliteli mal tercih ediyordu. Şimdi tamamıyla alâkasız şeylerle, Uzak Doğu imalatlarıyla ”Aman buruşmasın, kırışmasın” mantığıyla kumaşlara yöneliyor millet. Bakmıyor, bu kumaş kaliteli mi? Elimizdeki mallar diğer mallara göre daha fiyatlı geliyor ama iyi mal ucuz olmaz düsturu da var. Bunu göz ardı etmemek lâzım.

-İşinizi severek mi yapıyorsunuz? Gençken hiç bırakmak istediğiniz oldu mu?

-İşi severek mi yapıyorsunuz derken, yani bir insanın sevmediği işi yapması mümkün değil. Bir insan işini sevmezse ne o işte başarılı olabilir – ayağına kurşun sıkmış gibi olur daha doğrusu- ne de mutlu olur.

Çok haklısınız. Peki, işinizin kıymetini geçmişteki insanlar mı daha çok biliyordu, yoksa bugünün insanı da kıymet biliyor mu dersiniz?

-Vallahi, bugünkülerde maalesef dediğin gibi o kıymeti bilen yok. Az evvel sana bahsettiğim gibi kalite isteyen yok. Artık müşteri portföyü, hazır kumaş sektörü aşırı büyüdüğü için oraya rağbet ediyor. Terziler de ürktü dikiş maliyetlerinden, şundan bundan. Herkesin diktiği de beğenilmiyor. Velhasıl kadında da erkekte de büyük bir kayıp oldu konfeksiyonda.

Sizce herkes esnaflık yapabilir mi? Neden?

-Esnaflık, apayrı bir şey. Bugün Cavit Çağlar denen bir bey var, zengin konfeksiyoncu. ”Biz Sultan Ahmet Mektebi’nden mezun olduk ama esnaflık apayrı bir zanaat.” diyordu. Önemli husus müşteri memnuniyeti diyorum tekrar. Biz büyüklerden böyle gördük. Bir sefer güler yüz yılanı deliğinden çıkarır. Şimdi müşteri geliyor, uzaktan bakıyor, çekiniyor ama müşteri de haklı. Hanımefendi yardımcı olalım, biz ne güne duruyoruz burada. Sırf hizmet için buradayız. İlgilenmeyeceksek self servis gibi kumaşı alsın parayı bırakıp gitsin, olur mu öyle şey? Ama bitti bu işler. Yeni adetler var şimdi, indiriyorlar telefona internetten, her şey siparişle. Ne bu Allah’ını seversen! Görmeden almayacaksın. Biz burada müşterinin gönlü olsun diye kırk dereden su getiriyoruz. Şöyle olsun, böyle olsun inceliyoruz. Sen görmeden nasıl alabilirsin? İşte bu dış faktörler de etkiliyor bizi. Bitti zaten hem terziler hem konfeksiyon işi, mesleği öldürdüler.

Memnuniyet meselesine gelince; bazen müşteri geliyor ”Ağabey bir parça kumaş alabilir miyim?” Bazı esnaf der ki ”Hayır, veremem.” Yok 10 cm veremem en az 50 cm keserim. Olur mu böyle iş? Kesersin verirsin müşteri der ”Ah be Allah razı olsun sizden.” Bir güler yüz gösterirsin, bugün senden almaz yarın gelip alır. Bu böyledir. Kimse kimseye kötülük yapmaz. Herkes kendisine yapar kötülüğü.

Ben mesleklerin insan karakterini de etkilediğini düşünüyorum. Sizce, kumaş işinde çalışmak bir insanı nasıl etkiler? Meselâ, insan her kumaşla istediği her ürünü dikemez, her kumaşın bir duruşu, biçimi, uyacağı yer vardır. İnsan da böyle değil mi?

-Doğru vallahi. Bizi kumaşla uğraşmak hiç olumsuz yönde etkilemedi. Bir işi sevmezsen o işten randıman bekleme; ne müşteri açısından ne kendi açından. Önce sevmek. Sonra, birazcık içinde mesuliyet hissi varsa, eve gidip de muhasebe yapınca ”Acaba ben bu insanı niye kırdım? Niye böyle davrandım?” diye düşünürsün.

-Yani esnaflık, vicdan muhasebesini de artıran bir iş, doğru mu anlıyorum?

-Bize göre öyle. Şimdi bazı kendilerince profesyonel yerlere resmi daire gibi gireceksin. Yok şunu çıkar bunu ver, parayı bırak git. Olmaz böyle bizim zihniyetimize göre.

-Sizce bu iş öğrenilebilir mi, yoksa kişinin meyli mi olması gerekir?

-Kişinin meyli olsa da bu işin esas başı iyi birinin yanında yetişmektir. Ben derdim, ağabeyimin yanına kimse verilmez iş öğrensin diye. Öğreteceksin nereden ne çıkarılır. Şimdi diyelim müşteri geldi, sen çeşit çıkaracaksın, kötü mal yok zaten. Hep önde duranı gideni satarsan diğeri kalır durur. Reklamını sen yapacaksın malının. Müşteri de bakar hangi top azalmış, demek o daha çok gidiyor diye onu almak ister. Tezgahtarlık apayrı bir iş. Onun da mektebi yok, yetişmek gerek. Velhasıl bu işler, hassas işler. Hani derler ya sanatkâr vs birinin yanında yetişmek hepsinden ayrıdır.

Peki esnaflığı önerir misiniz gençlere?

-Esnaflığı gençler maalesef… Şimdiki gençlerin yukarıda bürosu olacak. Oradan reyonları izleyecekler kameradan. Müşteri var mı yok mu? Önlerinde telefonla. Allah yardımcısı olsun onların. Allah onlara yokluk göstermesin. O yetişen nesil, maalesef bitti. Geçen arkadaşım telefona bir uygulama gönderdi. Şu yaşların kıymetini bilin, bu artık son nesil diye. Biz eskiden ne hazır bez gördük ne özel ders. Şimdikiler Allah selamet versin, yok diye bir şey yok kafalarında. Olanda da olmayanda da yokluk bilmek yok. Burada bir kadıncağız var, geliyor merdiven siliyor 150-170 lira neyse alıyor bir açığını kapatmaya çalışıyor. Başka bir hanım tanıyorum, birikmişini mütahite kaptırdılar. Sırf aile bütçesine katkı olsun diye gayret ediyor, çalışıyor. Biz vaktiyle 35 yaşında insanları vaktiyle emekli yaptık. Bu kadar zengin bir ülke miyiz? Hepimizin çalışması lâzım. Maalesef, maalesef, maalesef.

Uzun Çarşı’da dünden bugüne esnaflık hukukunda neler değişti?

-Kızım artık esnaf yok, bitti. Bizim zamanımızdan kalanlar Akaylar, Yün İpekler gitti. Şimdi bizi tanıyan dahi yok, herkes yeni kiracı. Birkaç ağabey var onlarla da sektörümüz farklı. Bizi tanıyan yok şimdi, hani, nerede?

Talebeye ders diye okutmak lâzım, alacakla borç ödenmez. 1999’da bir deprem geçirdik. Cenabı Allah canımızı da malımızı da alabilirdi. Hanımımın hastalığı ile milyonlarca masraf oldu vaktiyle. Şimdi bu pandemi süreci. Hiç ummadığın hesaplar çıkar önüne. O yüzden ne diyor? Çeşme akarken dolduracaksın. Büyükler ne söylüyorsa hepsi doğru. Ama şimdi herkes ne diyor? Yok onlar o zamandı! Hiç kusura bakmasınlar, Allah bu gençlere akıl fikir versin.

-Sadık Canlı’nın fotoğrafı var hemen kasanın yanında. Kimdir Sadık Canlı?

-Sadık Canlı bizim baba dostumuzdur. Şu arka tarafta Canlılar Konfeksiyon vardı, şu anda havlucu. Babası 1800 küsür göçmenlerinden Yugoslavya’dan gelme. Akabinde rahmetli bizim babalarımız gelmiş. Onları devlet Yeni Camii’yi işgal ettirmiş, yerleştirmiş. Hazâ beyefendi insanlardır bunlar. Ağabeyim burayı açmadan evvel onlardan alışveriş yapardı. Giyim kuşam, palto.

Nasıl biriydi Sadık Canlı?

-Sadık Canlı son derece sevdiğimiz biridir. Avrupalarda tahsil görmesine rağmen İslami şuuru yüksek bir insandı. Akıllı adamdı. Bi’ sigarayı bıraktıramadık ona!

Son soruma geldim. Gençlere önce bu meslekle sonra hayatla ilgili neler tavsiye edersiniz?

-Gençlere..! Bir sefer ilk madde tasarruf etmeyi öğütlerim. Tabii diyeceksin neyi tasarruf? Varsa tasarruf edeceksin. Nelerle karşılaşacağını hiç bilemezsin. Umulmadık işler gelir insanın başına. Bak şimdi yine dükkanlar kapansa, kime nasıl borcunu ödeyeceksin? Ona göre herkes ayağını denk alacak. Mümkün olduğu kadar hayâli işlerle uğraşmayacak. En başta bize göre tabii… Önce namaz olacak. Geçen gün oğlum diyor Cenabı Allah bize vermiyor namazı kılıyoruz Var mı böyle bir şey? Ayıp denen bir şey var. Namazla uzaktan yakından ilgisi olmayan birine Allah sırf imtihan etmek için mal verebilir. Milyarlarla onu sınar. Sen kılıp biraz daha dikkat ettiğin hâlde sıkıntı içinde yaşayabilirsin. Burası imtihan dünyası, bunu unutmayacak insan. Zaten kazanabilene ne mutlu!

Son dedim ama eklemek istiyorum. Sizce dükkânı sermaye mi ayakta tutar bereket mi?

-Şimdi bereket deyince de affedersin ama eşek gibi sabahlara kadar uyursan, birlere ikilere kadar dolanırsan o evde bereket olur mu? Oğluma da söylüyorum bu lafları kusura bakma. Sen oradan bet bereket bekleme. Eskiden televizyon melevizyon yoktu. Millet kalkardı teheccüd kılardı, kaza kılardı. Şimdi? Yok şu diziyi izle yok bu filmi izle. Ondan sonra sen bekle bet bereket! Kesinkes olmaz. Hacımız hocamız ile şimdi bankada faizle. Kabul etmiyoruz biz! Böyle terbiye gördük. Yok katılımmış şöyleymiş böyleymiş. Uzak duracaksın bankadan. Sonra bekle ki toparlayacaksın o parayla. Şimdi bizim mesleğimiz de peygamber mesleği, hafif bir iş değil ama maalesef tuhaf bir zamandayız. Allah Müslümanlara akıl fikir izân nasip etsin. Kolay bir dönem değil. Ne hacımızda ne hocamızda güven kalmadı. Oturmasında, kalkmasında, sözünde; her şeyiyle örnek insandır Müslüman.

Ne diyor sana? Bir kimsenin namazı orucu aldatmasın, alışveriş yapacaksın, yolculuğa çıkacaksın. Yine buralarda bile fire veriyoruz. Yüzde yüz itimat edilecek adam yok, kalmadı. Ağzından bir laf çıktı mı o iş bitmiş olurdu. Eskiden yoktu bunlar; çekmiş senetmiş. Ben bunu aldım senden, Allah kısmet ederse iki ay sonra ödeyeceğim, derdik. Ama şimdi nerede? Çek de verse senet de verse ödemedikten sonra ne yapacaksın? Biz artık camide durulacak yeri bilmez olduk. Birine de bir şey diyecek olsak, sen işine bak, diyor. Birinin önüne setr koysak adam anlamıyor, neden? Sen zannediyor musun Avrupa’daki adam bizi görüp de Müslüman oluyor? İnsanlar kitabı okuyor da öyle Müslüman oluyor. Necip Fazıl derdi ki ”Şu camiiler olmasa burası kimin memleketi bilmeyeceğim.” 

Bak benim iki numaraları oğlum Katarda iyi bir firmada hesap kitapla uğraşıyor. Nereden icap ettiyse sınıfta Yasin-i Şerifi okumuş ezberden ortaokulda. Allah nur içinde yatırsın anneleri onlar çok küçükken uğraştı öğrensinler diye. Ama şimdi git sor ne kadarını biliyor, ne kadarı yanlış çıkacak? Şimdi bakıyorsun işte anlayamıyorsun. Ne bileyim! Bu dükkânı da açan ağabeyim Ahmet ile çalışırdık tam cuma saati müşteri gelir. O gün de hadi müşterinin işini önce görelim dedik, işte ticaret çeker adamı. Derken sen tahta oradan kopup bir vurdu ağabeyimin ayağına! Sen misin cuma saati iş yapan? İşte o paranın hayrı olmaz. Gençler önce Allah’ı razı edecek.

 

Yorum yap