elinde balta, baltanda kan var, yapma

elinde balta, baltanda kan var, yapma

Bağrımızı açıp yürüyebilseydik, hayır teni değil, canın bağrını. Hani türkülerde yanan yerimiz. Duman yükselmediğini hiçbirimiz inkâr edemeyiz. Hastane odasında yumrukların dizildiği, olmadık bir anda bütün neşemize kuvvetli rüzgârlar bırakan, sarsan, dağıtan bakışımıza uzun boşluklar koyan o yeri gösterebilseydik; birbirimize, daha merhametli olurduk.

Kelimeler, ne sözlükteki ne de işitildikleri anlamlara gelmiyor, görüyoruz. Üzerine gelin tülü örtülmüş, kelebeğin kanadından hâllice titreyen ve örselenmeden perdesi kaldırılıp, ihlâl edilmeden anlaşılmak istenen yerlerimiz var. Evet, hepimizin. Gizliyoruz. Çünkü onları, kelimeler karşılamaz. Onları, susmalar karşılamaz. Kalpten kalbe varlığına inanılan o yolu, işte tam buradan itibaren yürümeye başlarız. Fakat çoğu sefer ayaklarımızda çivili toynaklar.. Birbirimizin bahçesinden geçtiğimizi fark edebilseydik, önce kendi toynaklarımızı ehlileştirmek için didinirdik. Oysa diğerinin çivisini saymaktan kendimizi alamıyoruz. Bütün mesele, diğerlerinin çivileri. Bizim ezip geçtiğimiz kaç fidan var, hiç dönüp bakmıyoruz. Bakabilseydik, belki de, cesaretin hoyratlık ve cehaletle değil, temkin ve sabırla ilgili olduğunu anlayabilirdik.

Sivrilince dil, perde perde büyüyünce mesafe, hele emin olunca âdem; nasıl küstahızdır, aynalar şahit. Aylarca yeşermek için didinen mahsüle bir sayha yeter. 80 yıllık ömür, ölüme galip gelmez, yetmez gücü yıl biriktirmekle; şehirlerin dışına bırakılan kabirler şahit. Arşın arşın örülen bağlarda bir tel kopar, ahenk ebediyyen kesilir. Bu kez iki ayrı ses yankılanmaya durur tabiatta. Şimdi başka renk ve cisimlerle buluşan varlık, yeniden bahçesinin başındadır. Didinecektir. Mecbur.

Hatırlamamız gereken, hayır, hiç unutmamamız gereken: Kimisi talan olmuş bahçesinden yeni bir bahçeye gelmiş, henüz, tazecik. Az evvel olmuş ne olduysa. Alnı terli, elleri titriyor, hiç uyumamış. Görmüyorsun. Her şeye baştan başlayacak ki baştan başlamakla insan aynı kendisini de elde edemez ve de etmemelidir. Hoy dağlar! Fakat bu yeni kendiliği içinde bütün o aşamaları tekrar ve tekrar yapmak zorunda olduğunu bilmesi; çapası, suyu, güneşi.. yorar. Ah bellerim derken tek belimiz olması ama ağrıyı tek bele sığdıramamak. İşte tam bu.

Komşusunun bahçesinde salıncağın ne yöne kurulacağının tartışılmasını hayret ve hevesle dinler. Böyle bir tartışmaya sahip olabilmek için bahçesiyle geçirmesi gereken zamanı düşünür.

Bahçe sahipleri birbirine merhamet etmeli, değil mi? Bahçe sahipleri dünyayı salıncaklarından ibaret zannederse, aynadaki suret büyür büyür öyle büyür ki kalp küçücük kalır. Kendisine bir yer bulamaz. Bir diğeri haset edip de nimetin yok olmasını dilememeli. Nimete dalan da komşusuna böyle kör kesilmemeli. Eğer bunu başarabilseydik, şikayet ettiğimiz nimetlerin düşünü kuranların arasında, böyle pervasız deviremezdik çiçek gövdelerini.

Yerde ne çok yaprak var. Oysa vakit tomurcuk vakti. Yeşerme, çoğalma, dalga dalga geçerek birbirimizin içinden şifâ olma vakti. Yerdeki yaprak kuru diye üzerinde tepinip mutlu olan da var. Her kırılma sesiyle içi giden de. Şu ağaç, kaç bahardır bekliyor çiçeğe durmayı. Olmayınca olmuyor. Fakat hiç küsmüyor gövdesine bakın. Devrilmiyor. Öylece duruyor. Allah aşkına bir bakın. Dallarına konan kuşları takıp takıştırıyor. Renkleniyor böylece. Usul bir sâdâ üzerine kopmuş çiçeklerden sürünce, içi ısınıyor. Bu ağaca, merhamet etmeliydi. Elindekinin balta olduğunu bilmeden savurup durana söylesek, gel hele güzel kardeşim, indir elini desek; benim elim zaten cebimde, der… Peki.. Kimsenin hiçbir şey yapmadığı yerde, neden herkesin yarası kanıyor?

Baltalarımızı kontrol edelim, kan olmadığına emin olalım. Mübarek ay, suyumuz var, yıkayalım. Tövbe edebilseydik. Şöyle hakikatli bir tövbe. Kulağımıza gelen o tiz seslerin, birisi bizi andığından değil, birilerinin sancılarından olduğunu duyabilirdik.

Elimizde neden balta var? Neden her biri kanlı? İki bahçe de bizim. Yeniden başlanan da… imrenilen de. İkisi aynı anda vuku buluyor ellerimizde. Müşfik bir hürmet beklediğimiz komşuya bakarken, bizden aynı yumuşaklığı bekleyen bir diğer komşu tam şurada. Sırtımızı döndüğümüz tarafta.

 

Share:FacebookX
Join the discussion