Dua Koşulları Değiştirmeye mi Yarar?

Dua Koşulları Değiştirmeye mi Yarar?

Bismillah, elhamdulillah vesselatu vesselamu ala rasulillah.

Dua: Arapça kökenli kelime olup çağırmak, çağrıda bulunmak, çağrı yapmak, yardıma çağırmak, Allah’a yalvarmak anlamlarına gelen fiilin mastar halidir.

Dua Ederken Dikkat Edilmesi Gerekenler:

Dualarımızı 2 salavat arasında zikretmeliyiz, dua ederken Allah’a övgü yapmalıyız. Doğrudan ”Allah’ım beni affet” demek yerine ”Allah’ım sen affedicisin, affetmeyi seversin beni affet” diyerek ifade etmek daha güzeldir. Mesela, Hz. İbrahim’le Hz. İsmail, Kabe’yi inşâ ederken ” Rabbimiz! Bizden kabul buyur, şüphesiz sen işitensin, bilensin. Rabbimiz! Bizi sana teslim olanlardan eyle, neslimizden de sana teslim olan bir ümmet çıkar. Bize ibadet usullerimizi göster, tövbemizi kabul et. Şüphesiz tövbeleri kabul eden,  merhameti bol olan ancak sensin” diyerek dua etmişlerdi. Bir diğer hususta dua ederken yalvarırcasına dua etmeliyiz, dua etmeye kendimizden başlayıp dua çerçevesini ümmetin tamamına kadar genişletmeliyiz, dua ederken ‘’İnşaallah’’ gibi ifadeler kullanmamalıyız, yediğimizin, içtiğimizin, giydiğimizin helalliğine dikkat etmeliyiz.

Dua etmek hayatımızda oldukça önemli bir yere sahiptir. Çünkü dua kavram olarak; kulun Allah’a sığınma ve yakarışını, Allah’ın yüceliği karşısında kulun güçsüzlüğünü itiraf etmesini, sevgi ve tazim (yüceltme, yüce bilme) duyguları içerisinde lütfunu, yardımını ve affını dilemesini ifade eder. Dünya ve ahiret hayatımızdaki isteklerimizi elde etmemizi sağlayabilecek olan tek güç ve kudret Rabbimizin elindedir. Bu sebeple her vakit namazında Fatiha Suresi’nde ‘’Yalnız senden yardım ister, yalnız senden medet umarız’’ darken bu iddiamızda tutarlı olmamız gerekir.

Furkan Suresi 77  De ki: (Ey insanlar!) “Kulluğunuz ve niyazınız olmasa Allah size ne diye değer versin!”

Bu ayeti okuyup dua etmenin ehemmiyetini anlamamak mümkün değil.

Dua’nın Kabul Edilirliğinin Daha Fazla Olduğu Zamanlar:

Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:

-Ezanla kamet arasında dua makbuldür. [Tirmizi]

-Beş vakit namazlardan sonra yapılan dua kabul olur.) [Buhari

-Cuma gününün bir vakti var o vakit denk getirilirse yapılan duanın kabul olunacağı söylenir.

-Her gece seher vakti, Allahü teâlâ buyurur ki: İstigfar eden yok mu, affedeyim. İsteyen yok mu, vereyim, duasını kabul edeyim.) [Müslim]

-Yolcunun, hastanın ve müminin münine gıyabında ettiği duanın kabul olunacağına inanırız.

-Oruçlunun duası reddedilmez. [Tirmizî]

-Anne babanın evladına duası makbul dualardandır

-2 salavat arası yapılan dua da makbul olan dualar arasındadır.

Başka bir Hadis-i Şerif’te Efendimiz (s.a.v) ‘’Gafletle yapılan dua kabul olmaz.” [Tirmizi]’’ buyurmuştur.

Burada da gafletle yapılan duaya dikkat çekmek istiyorum:

Dua kalıplarını ezberleyip farkında olmadan okumaktansa ya da kafiyeli cümleler kurmaya çalışmaktan gaflet doğurmaktansa o an kulun içinden nasıl gelirse noktasını, virgülünü, kafiyesini, redifini önemsemeden içten yalvarırcasına etmek çok daha güzeldir.

Neden yalvarırcasına? Çünkü dua ederken niyazda etmek gerek. Niyaz etmekte ‘’yalvarmak’’ demektir. En başta dua ederken ‘’İnşaallah’’ gibi ifadeler kullanmamalıyız demiştim. Sebebi buydu. Mesela namaz kılmış birisine ‘’Allah kabul etsin inşaallah’’ dediğimizde Allah dilerse kabul eder dilerse etmez çok dert değil, gibi bir anlam çıkıyor. Böyle bir anlam çıkıyorsa niyaz etmek, yalvarmak duanın neresinde kaldı? Bu sebeple dua ederken ‘’Allah dilerse’’ gibi anlamlara gelen kelimeler kullanmamak çokça göz ardı ettiğimiz ama hususi dikkat etmemiz gereken bir konu olduğunu tekrar hatırlatmak isterim.

Duada Niyaz Nasıl Olur?

Dua ederken ”filan konudaki yasal hakkımın tarafıma geçirilmesini talep ediyorum” gibi sanki resmi hakkını istermiş gibi dua etmek Müslümanca bir tavır değil çünkü veren de O alan da O. Dilerse verir, dilerse vermez. Şöyle düşünmekte fayda var: ”Tonla günahlarımıza rağmen yüz bulup gelmişiz bir de istiyoruz. ”Bunun mahcubiyetiyle istemek gerek. Dua zengini değil, dua muhtacı olduğumuzu hatırdan çıkarmamak gerek.

Resulullah (s.a.v) buyurdular ki: Acele etmediği müddetçe her birinizin duasına icabet olunur. Ancak şöyle diyerek acele eden var: ”Ben Rabbime dua ettim, duamı kabul etmedi.” [Buhari,Müslim,Tirmizi]

Bu hadis Tirmizi’nin (yahut Müslim’in) diğer rivayetinde şöyledir: ”Allah’a dua eden herkese Allah icabet eder. Bu icabet ya dünyada peşin olur, ya da ahirete saklanır, yahut da dua ettiği miktarca günahlarından hafifletilmek suretiyle olur, yeter ki günah taleb etmemiş veya sıla-ı rahmin kopmasını istememiş olsun ya da acele etmemiş olsun.

Aceleci olmamak konusunda özellikle değindim çünkü 21. yüz yıl insanları olarak çoğu zaman isteklerimizin çabucak gerçekleşmesini istiyoruz. Fakat dua nazlanma makamı değil, yalvarma makamıdır. Vermek Allah’ın elindedir. Bu sebeple dua ediyorum da kabul olmuyor dersek Allah korusun acelecilerden oluruz.

İmam Ahmed bin Hanbel’den Bir Dua Örneği:

Geceleyin batan bir gemide, bulduğu tahtaya tutunup kurtulmaya çalışan bir adamın acizliği gibi istemek gerek.

Bunun üzerine biraz konuşalım. Bu durumdaki bir adam 2 şekilde dua edebilir

1-Allah’ım beni adaya ulaştır, fırtınayı durdur, dalgaları hafiflet

2-Allah’ım bu durumdan kurtulmak için bana güç ver, bana yardım et.

Birincisinde adam bir uçak helikopter bekleyip adaya gitmek istiyor, dua ediyor ediyor ama helikopter gelmiyor ya da okyanusun toprağa dönüşmesini istiyor ki bunun için ateşin Hz. İbrahim’i yakmaması ya da Hz. Musa’nın denizi ikiye yarması gibi bir mucize gerek. Haliyle okyanus toprağa dönüşmeyince düşünüyor ki: ‘’Dua ettim kabul olmadı.’’

Anlatmak istediğim temel husus şu: Duanın amacının etrafımızdaki gerçekliği değiştirmek üzerine olduğunu sanıyoruz. Halbuki Kur’an-ı Kerim’deki dualara bakarsak değişim içinde yaşadığımız dünyadaki gerçeklik değil dua edeninin dünyasındaki gerçeklik üzerinedir. İkinci duadaki gibi ”Allah’ım Bu durumdan kurtulmak için bana yardım et, bana güç ver.” diye dua edildiğinde amaç etraftaki durumları değiştirmek değil, sıkıntıyı aşmak için onu sıkıntıdan kurtaracak tek kudretin O olduğunu bilerek kendisine güç, direnç istemek.

Bir de şöyle anlatalım: Sınava girerken Allah’ım bana odaklanmamda yardımcı ol, zihnimi genişlet, anlamamı kolaylaştır gibi dua edilir. Amaç kişinin Rabbinden kendisine güç istemesidir. Ama şöyle dua eden biri etrafındaki gerçeklikleri değiştirmek istiyordur. ”Allah’ım bunun çok zor bir sınav olduğunu biliyorum ama bu sınav benim için 1. sınıf matematiği kadar kolay olsun.”

İmanı zayıf olan insanlar etrafındaki gerçekliğin değişmesini ister, değişmediğini gördüğünde de der ki: ”Nasıl olur da etrafımdaki gerçeklik değişmez, duam kabul olmadı ,zaten ne istesem olmuyor, İbrahim’in Musa’nın duası kabul olmuştu bu adil değil gibi. Halbuki Hz. İbrahim, meleklerin yardımını bile reddedip ”Allah beni görüyor”, Hz. Musa da ”Allah bizimledir.” demişti. Onların bu teslimiyeti üzerine etraflarındaki gerçeklik değişti yani mucize meydana geldi.

Eğer gerçeklerin sana uymasını istiyorsan önce Allah’a teslim olmayı öğrenmen gerek. Mesela Hz. Musa kavmiyle denize yürürken suyun yarılıp içinden geçeceklerini bilmiyordu ama Allah’a güveniyordu, Hz. İbrahim ateşin ona selamet vereceğini bilmiyordu hatta Cebrail (as)’ın yardım teklifine ”Allah beni görüyor” diye karşılık vermişti, Allah’a güveniyordu ve Allah’a teslim olmuştu ve etrafındaki gerçekler ona uydu.

Allah Teâlâ’nın bir ismi de “el-Mücîb” yani dualara icabet edendir. Bize bizden daha yakın olan Rabbimiz, gizli ya da açık bütün dualarımızı işiten, bilen ve kabul edendir.

”Kullarım, beni sana sorarlarsa, bilsinler ki, ben onlara çok yakınım. Bana dua edince, dua edenin duasına karşılık veririm. Şu halde kullarım benim davetime uysunlar ve bana iman etsinler ki doğru yolu bulsunlar.”(Bakara 186) Bu Ayet-i Kerimede Rabbimiz o kadar güzel bir mesaj veriyor ki… ‘’Dua edenin duasına karşılık veririm.’’ Dua edenin duasını kabul ederim değil, bakın, dua edenin duasına karşılık veririm.

Hayati İnanç Hoca’nın bir videosunu dinledim. Tanıyanlar bilir kendisi tam bir nüktedan kişilik ve Divan Edebiyatı ile oldukça haşır neşir biridir. Bir konferansta bir öğrenci ”Hocam bana dua edin diyorsunuz ve biliyoruz ki siz şair Nabi’yi, Şeyh Galib’i, Şair Baki’yi, Kanuni’yi, Yavuz’u, Fatih’i çok seviyorsunuz bu çok belli, insan kısmı sevdiğini özler, madem dua istediniz ben de  ”Ya Rabbi bu hoca bir an önce sevdiklerine kavuşsun” diye dua etsem bana ne dersiniz? diye sormuş. Hayati Hoca da: ”Bana bak mikrop, sevdiğim doğru, özlediğim doğru ama kavuşmanın acelesi yok, bekleyebilirim ama bana şöyle dua et: ”Ya Rabbi bu hoca gülerek ölsün ,ölürken gülsün” demiş ve şu hikayeyi anlatmıştı. Ömründe tek arzusu Kabe’ye gitmek olan bir adam, Kabe’ye gidip elini yüzünü Kabe’ye sürdükten sonra hıçkırarak ağlıyor ve diyor ki: ”Ya Rabbi canımı burada al ama bu sefer değil!”

Hülâsa-i kelam: Allah her dua edene KARŞILIĞINI verir, fakat dua etmeyi herkese vermez. Bediüzzaman Hazretlerinin dediği gibi: Vermeyi istemese, istemeyi vermezdi

Es-selamu aleykum

Yazar: Burak Can

KAYNAKLAR: Diyanet Kur’an Meali, Nureddin Yıldız Hoca, Nouman Ali Khan Hoca, Hayati İnanç Hoca

 

 

Yorum yap