Çocuk Nedir, Ne Değildir?

Çocuk Nedir, Ne Değildir?

SORU: Çocuklar ile güzel iletişim kurmanın yolu nedir? Kendimi nasıl geliştirebilirim?

CEVAP: Çocukları bakılması gereken mızmız varlıklar olarak gördüğümüz sürece, onların sesini duymamız mümkün değil. Kulağımıza dolan yalnızca kalabalık gürültü olduğundaysa huysuzlanmamız çok tabiî.

Çocuklar, en sağlam yol arkadaşlarım. İdare veya tahammül ettiğim, eylediğim, vakit geçirdiğimde lutfettiğim küçük canlılar değil. Onlar, benim işim değil. İş birlikçilerim. Eğer çocuklarla bir kez ortak damarı yakalarsanız, yüzlerce yetişkinden çok daha cevval olduklarını size tüm zor anlarınızda gösterirler. Mesela ben bahar temizliğimi mahalledeki çocuklarımla yaparım. Onlar bir yeri silerken ellerinden bezi çekmem. ”Öyle budanmaz, ver şunu bana!” demem. Çünkü bilirim ki böyle yaparsam, karşımdaki çocuğu yalnızca işi beceremediğine inandırmış olacağım. Sonra da ilerleyen yıllarda o işi yapmak istemediğinde, elimi belime koyup kızacağım. Ne tuhaf değil mi..? Ona en başında ”yapamıyor” olduğunu söyleyip, sonra yapmadığında kızmam, hakikaten çok garip olurdu! Yoktur canım böyle şeyler zaten hayatta, öyle boşluğa konuştum dinledim, geçelim.

Çocuklar, iyileştirici elçilerim. Onların kalbine dokundukça, kalbimdeki hasarları tamir ederim. Çocukluğumda sahip olamadığım imkanların hıncını çıkaracağım adres değil.. Mesela, anne-baba olsam ve elimdeki imkanları çocuğuma sunuyor olsam, bilirim ki bu çocuğuma lutfetmek değil, zaten yapmam gerekenlerdir. Çocuğumun imkanlarını yaşadığı için bana borçlu ve hep boyun eğmiş bir asker olmasını bekleyemem. Kendi çocukluğumda çok ağır, kötü, sert koşullardan geçmişsem, çocuğuma sergilediğim kötü bir davranışı, çocukluğumda bana yapılanlarla kıyaslayıp küçümseyemem değil mi? Çocuğum içinde doğduğu imkanlara sürekli teşekkür etmiyor diye onu şımarık ilan edemem. Çocuğumu, çocukluğum ile kıyaslayıp yarıştıramam… Benim çocukluğumda mahrum olduğum şeylere sahip olduğu için sürekli bana minnet duymasını bekleyemem. Gözlerinde o minneti görmediğimde içimi büyük bir öfkenin kaplamasına izin veremem. Bilirim ki, çocukluğumun sorumlusu çocuğum (etrafımızdaki çocuklar) değil! Çocuğumu hırpaladıkça hiçbir yaram değişmiş olmayacak. Hayatta elbette böyle şeyler de yoktur! Zaten ben de anne değilim… Bir kuyuya konuştum dinledim, geçelim. Belki de hemen geçmeyebilirsiniz..?

(Doğru olmayan bu şeyleri içimde taşımazsam, çocuklara karşı içimde yerli yersiz bir hınç birikmemiş olur. Hemencecik kızmam. Kalbim büyür genişler. Kendisine anlayış sağlanmamış çocuklar büyüdüklerinde tahammülsüz yetişkinlere dönüşürler. Diyelim çocukken kimse bana arzu ettiğim sevgiyi vermedi. Şimdi, tam şu anda kendimi sevebilecek güce ve kalbe sahibim. Çocukluğumu, gençliğimi, şimdimi her yönüyle kabul edip seversem; çocukları da daha kolay sevebilirim.)

Çocuklar, dürüstlüğü en çok hak eden pak neferlerim. Çocukların da bir birey olduğunu unutmamaya gayret ederim. Ağlamasın diye ona yalan söyleyemem, kandıramam, yokluğumla tehdit edemem. ”Küçük” şakalar yapıp kalbini tedirgin edemem… Çocuğun, aklının çalıştığını hafızasına her şeyi kaydettiğini unutmamaya çalışırım. O yokmuşçasına insanlar hakkında onun yanında ileri geri konuşamam. Zaten hiçbir durumda böyle yapmamam gerekir değil mi? Ona bir şey vereceğimi söylediysem, zorunda olduğumu bilirim. Söz verdiysem, tutmadığımda, ona sözünü tutmamayı öğrettiğimi…

Çocuklar, fil kulaklı dinleyicilerim! Onlara ne anlatsam dikkatle dinlerler. Bunun sırrı: Ne anlatsalar onları gözlerinin içine bakarak, merakla dinlerim. Fikrimi söylediğimde dikkate alırlar. Bunun sırrı: Onlarla istişare eder, fikirlerini yer yer uygular, önemsediğimi hissettiririm. Onlar, bendeki küçük detayları güzellikleri ilk fark edenlerdir. Güzel kelimelerini hiç esirgemezler. Bunun sırrı: Onları hep keşfetmek isterim. Bir güzellik gördüğüm anda dillendiririm. Güzeli söylemek de güzeldir, bilirim.

Açıkçası, onlar olmasa bu dünyada çok sıkılırdım, eminim. Sürekli yetişkinlerle olmanın kalbi yoran bir yönü var. Çocuklar öyle duru öyle gerçek ki… Onları geçiştirmeyip gerçekten muhabbet edersiniz, içinizdeki duyguların tazelendiğini görürsünüz. Onlar, kuvvetli birer muhataptır. Kalplerinin en duru hâlleri ile kurdukları bazı cümleler sanki hayatın gizli anahtarları olur. Sonra, onlarla gülmek, yuvarlanmak, zıplamak; zift tutan kederlerin üzerine bereketli yağmurlar gibi yağar. Bu ılık yağmurla şifâ verir Allah size. Kalbinizin hafiflediğini görürsünüz en zor günlerde bile.. Elbette zorlukları çok. Elbette asla yorulmadıkları bir gerçek 🙂 Elimi belime koyup ”Ama yeterin gari!” dediğim de çok. Fakat onları özlemem daha çok. Şu da bir hakikat ki kendime merhamet etmeye başladıktan kendimle barıştıktan sonra çocuklara sabrım ve anlayışım tarif edemeyeceğim şekilde arttı, genişledi. 

Demek insan, önce kendisini kabul etmeli. Sonra, çocukları, kendi çocukluğu ile kıyas etmeden kendi şartları içinde değerlendirmeli. Bana yöntem soruyorlar. Ne diyeyim: Usulca gözlerinin tam içine bakın çocukların. Gerçekten bakarsanız kalbini göreceksiniz. Tabii buna kalbiniz yeter mi, yeterse kaldırabilir mi..? Bilmiyorum. Çünkü onlar size daima hakikati verir. Yetişkinler gibi duyguları başka kaplara koyup da servis etmezler. Çocuklar bana kendim olmayı öğretir. Ben onlara, kendileri olarak kalabilmenin yollarını…

Canlarım benim! Çitlembiklerim! 

Yorum yap