Başka Türlüsünü Bilmiyorum

Başka Türlüsünü Bilmiyorum

 

Pencerenin kenarına oturmuştum. Perdeyi aralayıp göğe bakmaya başlamıştım. Bu sureyi açmıştım. O okuyor ben okuyorum. O okuyor ben okuyor. Ben, bir de ağlıyorum. Tekrar tekrar tekrar. Okuyor, okuyorum. Ben, bir de ağlıyorum. Çok ağlıyorum.

Hemen her gün dinlediğim bu sureyi her açışımda koltuğun kenarına nasıl sündüğümü ve üstümdeki elbisenin önü ıslanacak kadar ağladığım ânı görüyorum. Fakat bu canımı yakmıyor. O an, çaresizliğin herkes tarafından emin olunduğu o an, darlık anında, bu sure ile arkadaş olmama seviniyorum şimdi.

Yine dinlerken.. Size de tavsiye etmek istedim. Neyi? Surelerle arkadaş olmayı. Unutmadığım anlarda elimden tutmuş kelimeler var. Allah’ın kelimeleri. İnsanlarla konuşmak istemediğim, insanların çarelerinin ne kadar kısıtlı olduğunu öğrendiğim nice hâdise içinde Kur’an’ı tutup öptüğüm, göğsüme bastırdığım ve varlığı için şükrettiğim çok an var. O, benim arkadaşım. Dostum. Gözümün nuru. Ben, her zaman ona lâyık biri değilim. Yine de eteğini bırakmam. Bırakamam. Ne olur, bırakmayayım diye yalvarırım. Yumruklarımı sıktığım, dişlerimi sıktığım, tam şimdi kesinkes ölüyorum dediğim anlarda açmıştım bu sureyi. Nurumuzu tamamla.. diye yalvararak.

Duaya insanı iten kederler, musibet olabilir mi? Dua etmek, kendi başına sevapla dolu ve kulla Allah’ı yaklaştıran tertemiz bir köprü. Her bir insanın köprüsünde taşlar başka renk başka. Orada yürümemize sebep olan, duaya ısrarımızı arttıran böylece Allah ile muhabbetimizi artıran kederler, musibet olabilir mi? Allah, bana, kendisiyle içim yanarak konuşmam için defalarca sebep verdi. Elimi göğsüme bastırıp, durdu mu, diye baktığım çok oldu. Her biri için şükürler olsun. İçim öyle yanmasa O’na böyle açmak ister miydim? Tümüyle ellerim havada kalmasa, yönelebilir miydim? O, benim Velim ve Vekilim diyebilir miydim?  Tahrim Suresi ile Tegabun ile Haşr ile.. arkadaş olabilir miydim?

Zannetmiyorum. Eğer birinden birini dinlememişsem arkadaşıma o gün selâm vermemişim gibi hissediyor, utanıyorum. Rahatsız oluyorum. Çünkü arkadaşlar selâmsız bırakılmaz.

İsteklerimizi ve daha ötesini vermekle Allah’ın hazinesi azalmaz. Cuma günleri çocuklara çikolata veriyorum. Bir paket daha alsam üçer beşer versem, bu beni öldürmez. Ancak o zaman ehemmiyeti de kalmaz. Her cuma bir ikrâm beklemenin sevincini almış olurum ellerinden. Demek vermek, her zaman mutluluk değil. Oysa beklemek, istemek, sabretmek, niyâz etmek; Allah ile bağımızı kuvvetlendiren en büyük sebep. Bu sebebi bize verdiyse küsmek olur mu? O’nunla konuşmak için daha çok sebebimiz oldu diye kızılır mı?

Günahları, hataları ve birçok saçmalığı olan bir kulum. Yaptığım şeyler gözüktüğü kadar fiyakalı değil. Nefsime uyuyor, hata ediyor, baştan başlıyorum. Hangi amelim temiz, bilmiyorum. Hepsi şüpheli. Korkuyorum. İmanla ölememekten çok korkuyorum. Şunu da tastamam yaptım, dediğim hiçbir şey göremiyorum. Bir artıp üç azalan ameller benim. Fakat. Allah şahit ki Allah’ı seviyorum. İşte beni sevindiren, ümitlendiren tek hazinem bu. O’nu seviyorum. Hata yapınca da buradayım, nereye gidebilirim ki, diyorum. Sadece Sen varsın daima hazır bulduğum. Utanıyorum. Ama başka bir yerde de açamam ki elimi.

Buradayım. Çünkü başka bir yere gidemem. Buradayım. Çünkü ancak Senin yanında kendim olabilirim. Buradayım. Çünkü başka türlüsünü bilmiyorum. Ve şimdi ağlamakların hayli geride kaldığı şu günlerde, huzurluyken de Seni sevmeye aynı iştiyakla devam etmeyi nasip ettiğin için binlerce teşekkür ediyorum.

Yorum yap

4 yorumlar